Türkiye’nin kader anı

Rauf KARAKOÇAN

04 Mayıs 2018 Cuma | Forum

Sıkıştırılmış zaman içinde hızla sonuç almak için çabalayan faşist blok ile muhalefet partilerinin seçim takvimi işlemeye başladı. Bu seçimleri önemli kılan temel neden, yeni bir yönetim seçmekten öteye, sistem değişikliği de dahil hemen her konuda gericiliğin hortlaması, ortaçağ karanlığına rahmet okutan faşist bir düzenin inşa edilmesidir. Türkiye’nin kaderini belirleyen ve gelecek yılları etkileyen bir seçim olmasıdır. En basitinden bir tarif gerekirse zülüm imparatorluğunun inşasına onay istenmektedir.

Sağduyulu hemen herkesin üzerinde mutabık kaldığı tek konu, diktatör Erdoğan’ın Türkiye’yi kendi ipoteğine almasıdır. Tek adam rejimi, Türk usulü başkanlık sistemi gibi adına ne denirse densin bir felaketin eşiğine gelinmiştir. Bu erken seçim Türkiye’nin başına kabus gibi çökecek bir değişikliği dayatmaktadır. Oluşturulan faşist bloka “cumhur ittifakı” etiketi yapıştırılarak pazarlanmaktadır. “Cumhur ittifakı” halk adına, halkın geleceği açısından çok kötü niyetli bir ittifaktır. Kan kokan, savaş dayatan, kutuplaştıran, ötekileştiren uygulamalara erken seçim ile meşruluk aramaktadır. AKP-MHP faşist bloğu, iktidarı kaybetmemek için eldeki bütün imkan ve olanaklarını seferber etmiştir. Öyle ki; seçimi kaybetmesi halinde iktidarda kalmak için B planı devreye gireceğini akılda tutmakta fayda vardır.

Türkiye halklarını bir iç savaşa sürükleyecek kadar gözü kara olan diktatör Erdoğan, sandıkta sonuç almanın yollarını zorlayacaktır. Adil olmayan yöntemlere baş vurarak, hile karıştırarak, zor kullanarak sonuçları kendi lehine çevirecektir. Seçimleri kaybetse bile iktidarı bırakmaya niyetli değildir. 7 Haziran 2015 seçimlerinde görüldüğü gibi çoğunluğu elde edemediği halde, seçimleri yenileme yöntemi ile 1 kasım 2015 seçimlerinde yeniden iktidara geldi. Benzer bir yönteme yine baş vuracaktır. Bu faşist iktidarın geçmiş uygulamalarını iyi okumak gerekir. 15 temmuz kontrollü darbe girişimi ile iktidarını nasıl sağlama aldıysa, 24 Haziran seçimleriyle de iktidarını kalıcı hale getirecektir.

İktidar çıkarlarını önceleyen yasal düzenlemeler, KHK’lar ve fiilen başlayan başkanlık sisteminde parlamentonun hiçbir fonksiyonu kalmayacaktır. Türkiye’ye dayatılan sistem değişikliği hemen her alanda hak kısıtlaması anlamına gelmektedir. Demokratik toplum, demokratik yönetimden köklü kopuş olacaktır. Yaratılan korku atmosferi içinde özgür düşünce, özgür ifade kendisine yer bulamayacaktır. Bu durumu kabullenmek zihinsel esareti kabullenmektir. Zihinsel esareti yaşayanlar konuşamaz, yazamaz, çizemez. Korkunun hükmettiği bir toplumda düşünce üretimi olamaz. Erken seçimde faşist blokun kazanması halinde olabilecekleri kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Görünen köy kılavuz istemez misali mevcut uygulamalar geleceğin ön habercisidir.

Yarış demokrasi ile diktatörlük arasında olacaktır.

İktidarın tek elde toplanmasının sakıncalarını göremeyenler ve bunu onaylayanlar, topluma, halklara, etnik ve dinsel azınlıklara, demokrasiye, insan hak ve özgürlüklere karşı işlenecek suçların ağır vebali altına gireceklerdir. Gerçeklerin maniple edildiği, yalanların hakim olduğu ortamda söylenen doğrular medyada kendisine yer bulamıyor. Türk medyası seçmeni yönlendirmek için iktidar lehine algı operasyonları yapmaktadır. Seçim meydanlarında siyasetçilerin söylediklerine itibar etmemek gerektiğini, yalanların havada uçuştuğu kampanyalara kanmamak gerektiğini akılda tutmak gerekir. Tercihler diktatörlük ile demokrasi arasında olacaktır.

Siyasi gündemin oynak olduğu Ankara’da erken seçim arayışları gereğinden fazla kafa karıştırmaktadır. Ana muhalefet parti ittifakında yer alan düzen partilerinin de, nasıl bir Türkiye geleceği resmettikleri bilinmiyor. İttifaklarda, bu seçimlerin kilidini elinde bulunduran Kürtler yer almıyor. Kürtsüz politikalarla Türkiye sorunları çözülmez. Kürtsüz ittifaklarla seçim kazanılmaz. Kazanılsa bile gerçek bir barış iklimi tesis edilemez. Kürtleri yok sayma bindiği dalı kesmektir. Buna rağmen faşisti, ırkçı, milliyetçi düşüncelerden vazgeçilmemiştir. Miadı dolmuş bu düşünce akımlarına Erdoğan iktidarı ile birlikte dincilik akımı da eklenmiştir. Türkiye “rabia” işareti ile yol almaktadır. Tekçi zihniyet Türkiye halklarına gelecek vaat etmeyen, tam tersine gericiliğe mahkum eden bir idari yapı öngörmektedir. Faşist “cumhur ittifakı” Türkiye’yi esir alsa bile Kürtler esir olmayacaktır. Radikal demokrasi mücadelesini daha da yükselteceklerinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

Türkiye, 24 Haziran seçimlerinde kendi kader anını belirleyecektir. İsteğimiz, dileğimiz, beklentimiz demokrasinin kazanmasıdır. Demokrasinin kazanması için mücadeleye devam…


212

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA