Macron’lu kent projeleri!

2024 Yaz Olimpiyatları nedeniyle inşaat çalışmaları hız kazanırken, hükümeti asıl olarak sıkıştıran durum ise; yaşanabilir, insanca koşullarda barınma hakkına sahip olmayanların rakamının her geçen gün artması ve bunun sokağa yansıması!

03 Mayıs 2018 Perşembe | Dizi

SELMA AKKAYA/PARİS


Paris ve onu çevreleyen semtlerin, köstebek yuvası misali yer altına doğru inen inşaat çalışmaları, kent düzenlemeleri, yeşil alan oluşturma çabası, çok katlı Paris’i çevreleyen 11-18 kat arasında değişen binaların boşaltılması ve yıkım kararları etrafında yeniden şekillendiği şu günlerde, hükümet yeni bir konut edindirme projesi üzerine çalışıyor. 

2024 Yaz Olimpiyatları nedeniyle inşaat çalışmaları hız kazanırken, hükümeti asıl olarak sıkıştıran durum ise; yaşanabilir, insanca koşullarda barınma hakkına sahip olmayanların rakamının her geçen gün artması ve bunun sokağa yansıması! Resmi rakamlara göre 2017 verilerine göre 145 bin aile konut sorunu yaşarken, sokakta, karavan, baraka vb. alanlarda yaşayan insan sayısının toplamı 5 yüz binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. 


Yeni yoksul kent projesi

Fransa’daki konut sorunu her geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alırken, hükümetin konuya dair çözümü, asgari ücretlilerin alım gücü hesaplanarak, bir ödeme planı çıkarıldı ve günde 15 Euro ödeyen herkesin ev sahibi olabileceği yeni bir proje geliştirildi. Projenin önümüzdeki günlerde hayata geçmesi beklenirken, projeyi tanıtan Fransa Konut Bakanı Christine Boutin, “Artan konut ihtiyacı karşısında günlük 15 euroya denk gelen bir meblağı 20 yıl ödemeyi taahhüt eden her vatandaş ev sahibi olabilecek. Birim bedeli yaklaşık 100 bin Euro olacak olan evler mevcut yerleşim alanlarına 50’şer bina ilavesi ile inşa edilecek” ifadelerini kullanırken, projeyi gerçekleştirmek üzere konut alanında söz sahibi olan 2 büyük inşaat şirketinden teklif alındığını belirtildi. 

Projenin finansmanı ise Fransa’da en düşük faizle konut kredisi veren Caisse d’épargne ve Crédit Agricole isimli bankalar tarafından karşılanacak. Proje kapsamında her yıl 20 bin ev yapılacak. Söz konusu proje benzeri bir planlama Hollande hükümeti döneminde yapılmış ama konuya dair bir ilerleme yaşanmamıştı. 


Kentsel dönüşümün tarihi

Fransa’da özellikle son bir yıl içerisinde hem konut hem de kentin yeniden yapılandırması boyutuyla III. Napolyon ile Haussmann XVIII. yüzyılın sonlarına doğru hazırladıkları Paris’in restorasyon planındaki çalışmalara eşdeğer bir dönüşüm planı devreye sokuldu. Macron dönemi bu anlamda yeni bir sürecin başlangıcı diyebiliriz. Napolyon döneminde Paris merkezinin yüksek sınıfların hizmetine hazırlanması, yoksul işçi ve emekçilerin kent dışına doğru itilmesini öngören proje devreye sokulmuş, proje tam 15 yıl sürmüştü. Bugüne kadar kentin ana sistemi bu mantık üzerinden ilerlemiş olsa da artık yoksulların itildiği semtlerle Paris birbirine karışmış. Bu kez büyük Paris projesiyle Napolyon döneminden kalma kent yapısı çevresindeki semtleri de içine alarak büyütülüyor. 


Çevre banliyölere taşınıyor

Sanayileşme ve kentleşmenin örneği olan Fransa’da daha 1894’te çıkarılan Siegfried yasasıyla HBM’ler (Habitations à bon marché) yani ucuz konutlar, yıllar içerisinde 1950’lerin HLM (Habitations à loyer modéré) yani düşük kiralı sosyal konutlara evrilmiş. Bugün ise söz konusu yapıların büyük kent dokusu içerisinde olabildiğince çevre banliyölere doğru tamamen kaydırılması projesiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle, Paris içerisinde ya da Paris'i çevreleyen semtlerdeki çok katlı HLM binaları konusunda son iki yıl içerisinde boşaltma kararı alınmış. Hali hazırda La Courneuve, La Chapelle, Stalingrad, Porte Clichy vb. semtlerde binaların yıkımına çoktan başlandı bile. Hükümetin söz konusu yıkımlardan sonra yoksul kesimleri belli alanlarda barındırma ve kentleri bu anlamda yeniden düzenleme projesi diyebileceğimiz yeni proje de Fransa Konut Bakanı Christine Boutin tarafından deklare edilmiş oldu.  


Fransa için yeni bir sorun değil

Fransa’da ciddi anlamda bir konut sorunu olduğu açık. Hem kentlerdeki konutların eski olması hem de yaşanan ekonomik kriz ve iş koşulları nedeniyle yoksul emekçilerin daha çok büyük kentler etrafında yaşamını şekillendirmesi gibi bir dizi sosyo-ekonomik nedenle sarmalanan sorun Fransa için yeni değil.

Fransa’da modern anlamda konut sorunu ilk olarak 19. yüzyılın ik yarısında kendini somut olarak hissettirdi. Sanayi devrimi, kentlere yoğun göç, nüfus artışı kent ve konut sorununu yakıcılaştırdı. Bu şartlar içerisinde ortaya çıkan çarpık  barınma koşulları ve yoksulların doldurduğu kentlerin yoksul işçilerden arındırılması beraberinde ucuz konut projelerini getirmişti. Ama bu 19. yüzyılda istenilen düzeyde sorunu çözmemiş asıl olarak sorun 20. yüzyılın ilk yarısı itibariyle devlet tarafından ele alınan bir durum haline geldi.  


En büyük değişim 2. Dünya Savaşı sonrası

İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Avrupa ülkelerinin pek çoğu konut sorunuyla karşı karşıya kalırken, Fransa içinde aynı sorun kendini yakıcı bir biçimde hissettirmiştir. Fransa devletinin bir aktör olarak konut sorununun çözüm sürecine dahil olma süreci bu aşamada başlıyor. “Konut”un toplumsal boyutu özellikle Batı Avrupa’da gözardı edilmemiş ve 1948’de yayımlanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne göre, “konut hakkı bir insan hakkıdır” denilmiştir. 

Bu dönemde Fransa konut politikası açısından ikinci önemli gelişme 7 Ağustos 1957 tarihli Çerçeve Kanun’un kabul edilmesidir. Bu kanuna göre, konut politikasının sadece konut yapmaktan ibaret görmeyen sosyal boyut ve alt yapı imkanlarıyla birlikte Zones a Urbaniser en Priorite (Gelişme Alanları) oluşturulma kararı alınmıştır. Banliyölerdeki arsaların yeniden düzenlenerek, yerleşim alanı haline getirilme süreci bu döneme dayanıyor. 


1959 dönüm noktası

Yine Charles de Gaulle döneminde 1959 yılı başında yaşanan gelişmeler Fransa konut politikası açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte köklü kararların alınımını sağlayan ise 1954 ve devamındaki yıllarda aşırı soğuklar nedeniyle kentlerde binlerce insanın sağlıklı bir barınmaya sahip olmadığı için donarak ölmesiydi. Bu anlamda 1959’da köklü değişimler yaşanmaya başladı. Sosyal konut tedarikçilerine doğrudan sübvansiyonlar yoluyla finansman sağlanması, inşaat sanayisinin teşvik edilmesi politikası benimsendi. O dönem 3 milyon konut açığı belirlenmiş, hükümet 300 bin konut yapımı ve geri kalan konutların ise 10 yıl içerisinde tamamlanması kararı almıştı. 


Bloklara hapsedilen yoksullar!

Asıl değişim ise sosyal konut projeleri, sosyal güvenlik sisteminin bir bileşeni olarak görülüyor. Devlet bu dönem, bünyesinde büyük apartman blokları, okullar, rekreasyon alanları, ticaret merkezleri barındıran sosyal konut sitelerine yatırım yapıyor. O dönem La Courneuve komününde 4 bloktan oluşan ZUP adı verilen 18 katlı dört yüz metre uzunluğunda 4 bin ev inşa edilmiştir. 

Bugün Paris banliyösü Mantes la Jolie banliyösünde bulunan 25 bin kişiyi barındıran Val Fourre’de o dönem proje kapsamında inşa edildi. Proje kapsamında aynı zamanda, kent merkezlerinde yıpranan 120 bin konut yıkılarak 190 bin konut inşa edilerek, kent yapılandırması sağlanıyor. Kentler, aslında belli periyotlarda iktidara gelen hükümetler tarafından dönemin sosyo-ekonomik ilişkileri, kentin sistemin hizmetine sunumu açısından yeniden inşa edilmiş ve hizmete sunulmuştur diyebiliriz.

Savaş sonrasında Batı Avrupa ülkeleri arasında konut sorununun çözümü konusunda hızlı adımlar atmış ülkelerden biri Fransa gibi gözüktü. Fransa İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan konut açığını gidermek üzere büyük şehirlerin çevresinde yeni yerleşmeler kurmaya yöneldi. Sonraki yıllarda bu yerleşim blokları, istiflenmiş sardalya kutularına benzeten karikatürler ve eleştiriler Fransız basınında çokça yer alıyor. Gerçekten de bu bloklar, basit anlamda konut sorununu çözerken, insanca yaşam koşullarını bütünüyle yok etti.  


10 yılda kent yapısı değişti

1965’te örneğin Paris çevresinde 100 derme çatma binalarda toplamda 40 bin kişi yaşamaktaydı. Oda kiralama sistemi vardı ve her odada 10-15 kişi kalabiliyordu. Devlet buralarda yaşayanları sonraki yıllarda, önce geçici sitelere, daha sonra da HLM’lere (sosyal konutlara) yerleştirdi. 1958-68 yılları arasında Fransa’da Öncelikli Yerleşim Bölgeleri (ZUP) olarak belirlenen bölgelerde 800 bin birim konut yapıldı. En az 500 konut biriminden oluşan projelere öncelik tanınıyordu. Kentleri sarmalayan gece-kondular bu dönemde kentlerden silindi denilebilir. 


90’larda yeni yıkım planı

Aradan geçen yıllar içinde yapılan dev boyutlu bloklar, hızlı trenler (RER), otoyollar, yeşil alanlar ile kentlere daha da yaklaştı. Kent içi sayılabilecek bu alanlar daha fazla değerlenince, devlet söz konusu blokları yıkma kararı alarak, yaşayanları, biraz daha uzak kentlere doğru yönlendirdi. Örneğin, alınan yıkım kararıyla ilk blok 1986’da, Courneuve (Seine-Saint-Denis)’de dinamitlendi. 1990’da Şehir Bakanlığı kuruldu. Ardından Rhône bölgesinde Venissieux’deki HLM kuleleri boşaltılarak 1994’te dinamitle yıkıldı. 1963’te yapılmış olan “Renoir” bloğu da 2000’de aynı sonla karşılaştı.  

Yıkıma uğrayan alanlarda yaşayanların büyük bir kısmı yoksul göçmenlerden ve Fransa’nın kolonilerinden Fransa’ya yerleşen halktan oluşuyordu. Söz konusu yoksul kesimler, biraz daha kent merkezlerinden uzaklaştırılarak, yıkım süreçlerinde inşa edilen yeni sosyal konutlara nakledildi. 


Devlet için tehlike alanları banliyöler

Aynı yıkım politikası 2005 yılından sonra Sarkozy döneminde hız kazandı. Özellikle banliyö isyanları olarak tanımlanan aylar süren isyandan sonra devreye sokuldu. İsyanın hüküm sürdüğü başta Paris olmak üzere Marsilya, Toulouse gibi kentlerde sosyal konutların boşaltılması ve bu banliyölerin dağıtılması projesi geliştirildi. Hatta sosyal konutların devlet destekli düşük faizlerle satışının örgütlenmesi bu döneme denk geliyor. 

Söz konusu konut politikasının toplumsal ve sosyal alt yapısını daha somut olarak 2005 yılında görmüş olsak da söz konusu banliyölerin devlet tarafından ta 1996’da “Duyarlı Kentsel Bölgeler” Kararnamesi (ZUS) ile işaretlendiğini görüyoruz. Dışlanan yoksulların oluşturduğu yeni alanlar bu kez tehlike işaretiyle projelere konu oldu. Bu kararname yaklaşık beş milyon kişinin yaşadığı 300 kadar duyarlı alt-kentsel yerleşim alanını kapsıyordu. Hedef öncelikle, sorunlu banliyölerin yeniden dizayn edilmesiydi. Bu nedenle 2000’de de Kentsel Yenileme Yasası çıkarıldı. Uygulama ise Sarkozy döneminde devreye girdi. 


Hollande döneminde kesintiye uğradı

Söz konusu projenin Hollande iktidarı döneminde de devam ettirilmesi bekleniyordu. Hollande iktidarı, yaşanan kriz nedeniyle yapılması planlanan binleri bulan konut için gerekli bütçeyi ayıramadığı için proje rafta kaldı. Ama 2012 yılından sonra yıkım çalışmaları daha da hız kazandı. Devamında Macron iktidara gelir gelmez, önce Büyük Paris Projesine hız verilirken, Yaz Olimpiyatlarının Paris’te yapılma kararı çıktı. Bu da kent yapısını değiştirme ve yeni konut sorununa dönük acil çözüm ihtiyacını daha da yakıcılaştırdı. 

Paris’i çevreleyen semtlerde denetimin sağlanamaması, söz konusu semtlerde inanç merkezleri etrafında toplanma, radikalleşme eğilimi, radikal İslam tehdidi gibi nedenler bileşkesi, kentlerin yenilenmesine ilişkin olarak iddialı bir ucuz konut edindirme hükümet programı başlatıldı. Buna göre, banliyö yerleşmelerinde, 5 yıllık bir program çerçevesinde 400 bin konut yıkılıp yeniden yapılacak, 200 bin konut da iyileştirilecek.


Yeni Napolyon kolları sıvadı

Konut projesine bağlı olarak, mevcut hükümet 1977 yılından bu yana değişik adlar alan ama belli bir sistematik kazanan kira yardımlarını da yeniden düzenlemek istiyor. Yoksul kesimler için kira yardımı anlamını taşıyan l’Aide Personnalisee au Legement, yine düşük gelirli çocuklu ailelere verilen l’Allocation de Logement Familliale ve 65 yaş üstü ya da 25 yaş altındaki düşük gelirlilere verilen l’Allocation de Logement Sosciale başlıklarında toplanan üç yardım üzerine yeni bir reform paketi olarak bir komisyon tarafından çalışıldığı ifade ediliyor. Kiraların bölgelere göre taban fiyatlarının belirlenmesi, sosyal yardım fonlarının yeniden düzenlenmesi ve bu anlamda radikal değişiklikleri öngören reform hazırlığının sosyal devletin son kırıntılarına yöneleceği açık. 

Fransa’da 1990 yılına kadar konut sektörü devlet sektörü diyebileceğimiz bir konumdaydı. Devlet, konut sektöründen 90’lı yıllardan sonra geri çekilirken, siyasi gündemler etrafında özellikle banliyölerin bir risk alanı olarak devlet tarafından tanımlanması ardından 2000’li yıllarda geri dönmüştü. Bu geri dönüş yıkımları hızlandırmış, yeni konut projelerini devreye sokmuştu. Bütün bu tedbirler, devletin beklentilerini bütünüyle karşılamadığı için, bu kez nüfusun kent yapısı içerisine dağılımını aslında örgütleyecek yeni konut projesi bizzat hükümet tarafından önümüzdeki seçime kadar yürütülecek. Buna paralel olarak, sosyal konut ve sosyal yardım fonlarının bütününü ilgilendiren yeni yasalar devreye sokulacak, kent neo-liberal kapitalizmin hizmetine hazırlanacak! Söz konusu değişim belki de Macron’un benzetildiği Napolyon süreci kadar keskin ve bütünsel olacak!


Kaynaklar:

Gandais L. 2011- Fransız Banliyölerinde Sosyal Konut Maliyeti Anlayışının Gerilemesi

Chodenge, M. Filippi ve Tutin C. Sosyal Konut ve Banliyö Dinamiği

Taffin C. Fransa Sosyal Ev Projeleri

J.F Lagrey Sosyal Ev Projelerinin anatomisi ve Fransa’da Yüzü


295

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA