Katalan bağımsızlığına karşı düşman hukuku

İspanya devletinin Katalan bağımsızlıkçı hareketine verdiği bu sert tepkinin nedenini, aslında şu an kendisini içinde bulduğu siyasi krizden başka yerde aramamak gerek. Çift partili demokrasi sistemi gücünü kaybederken diğer yandan 78 rejimi olarak da anılan, Franco sonrasının mutabakatıyla oluşturulan anayasanın, günün siyasi ihtiyaçlarını karşılayamadığı anlaşılıyor.

30 Nisan 2018 Pazartesi | Dizi

BAYBARS KÜLEBİ

bkulebi@collectivat.cat @gullabi


İspanya’da geçen yılın Eylül ayından beri Türkiye’deki sürecin, şiddet bakımından olmasa da şeklen bir benzeri yaşanıyor. Bağımsızlık talebi ile politik hareketlilik yaşayan Katalan bölgesinin bir yandan kurumlarına kayyum atanır ve kurumların bütçeleri dondurulurken, diğer yandan da bağımsızlık referandum sürecini yürütmüş politikacılar hapsediliyor ya da hapis tehdidi ile gönüllü olarak sürgün hayatına mahkum ediliyor. Ancak son haftalarda bağımsızlıkçı sokak hareketlerine yapılan terör operasyonları ile İspanya devletinin bu stratejisinin sadece kurumlarla ve siyasetçilerle sınırlı kalmayacağı ortaya çıktı ve buna tepki olarak sokaklar tekrar hareketlendi.


Önce polis operasyonu

Katalunya’da son aylarda yaşananları etraflıca hatırlamak gerekirse, ilk operasyonlar ve kitlesel sokak eylemleri, İspanyol Anayasa mahkemesinin 1 Ekim bağımsızlık referandumunu yasa dışı ilan etmesi ve bunun ardından Katalan yönetiminin çeşitli kurumlarına polis operasyonu düzenlemesi ile başlamıştı. Bir yandan referandum hazırlıklarının finansmanını kesmek, diğer yandan da oylamayı fiilen durdurmak için yapılan bu operasyonlar, sadece bağımsızlıkçı sokak hareketinin değil aynı zamanda politik olarak ılımlı olan vatandaşların da devlet şiddetine karşı sokağa çıkmasına yol açmıştı. Podemos’un da içinde bulunduğu ve normalde Katalan bağımsızlığı karşıtı ama referandum destekçisi Müşterek Katalunya’nın (Catalunya en Comú) başını çektiği ve İspanya başbakanı Mariano Rajoy’un bir gafına referansla “Los catalanes hacen cosas” (Katalanlar çeşitli şeyler yaparlar) sloganıyla organize edilen eylemler bunun bir örneğiydi.

Referandumu engellemek için kara ve deniz yoluyla on binden fazla merkez idaresine bağlı ulusal çevik kuvvet polisi gönderen İspanya, sandıkları koruma altına alan sokak hareketlerine şiddetle müdahale etmesine rağmen, oylamayı durduramamış ve kabul edilebilir bir katılım oranıyla sandıklardan bağımsızlık oyu çıkmıştı. Bağımsızlık ilanının yapılması 27 Ekim’i bulmuş ve Katalan hükümetinin başkanı Carles Puigdemont’un açıklamasının hemen ardından Başbakan Mariano Rajoy, İspanya tarihinde ilk kez anayasanın 155inci maddesini işleme sokarak, Katalan hükumetinin işleyişini durdurmuş ve 21 Aralık için bir erken seçim çağrısında bulunmuştu.


Katalanlar hâlâ hükümet kuramadı 

Bir önceki seçimde olduğu gibi bu sefer de bağımsızlıkçıların kazandığı 21 Aralık seçimlerinden bugüne geldiğimizde ise Katalan hükümetinin hâlâ kurulamamış olduğunu görüyoruz. Ancak bunun önemli nedenlerinden biri İspanya’nın yedi siyasetçi ve iki sivil toplum kuruluşu yöneticisini siyasi tutuklu olarak hapsetmiş ve buna bağlı olarak yedi siyasetçiyi daha gönüllü sürgüne zorlamış olması[1].

Hapisteki siyasetçilerin arasında bir önceki Katalan hükûmetinin başkan yardımcısı, meclis başkanı ve bakanları olmasının yanı sıra, yeni hükümetin bakanları ve başkan adayı Jordi Turull da bulunuyor. Bunun dışında, Katalunya eski başkanı Puigdemont’un sürgünde olması, Katalan davasını uluslararası arenada görünür kılması açısından büyük bir önem taşıyor.


Puigdemont’un pozisyonu

İspanya’nın Katalan bağımsızlıkçı hareketi üstündeki baskısında vites artırması ise tam olarak Puigdemont’un 25 Nisan’da Almanya’da gözaltına alınması vesilesiyle yapılan protestolar ardından yaşandı. Puigdemont İspanya tarafından, yolsuzluk, ayrılıkçılık ve isyan ile suçlanıyor, ancak birçok Avrupa ülkesinde isyan ve ayrılıkçılık suçu tanımlanmadığı için Puigdemont bu ülkelerde rahatça hareket edebiliyordu. Nitekim, Alman yargısı da Belçika’dakine benzer bir karar vererek İspanya’nın yasalarındaki isyan suçunun Almanya’da geçerli olmadığına ve Puigdemont’un İspanya’ya iade edilmeyeceğine karar verdi. Böylece Katalunya eski başkanını kefaletle serbest bıraktı. 

Ancak hemen 25 Mart Pazar günü, Comités de Defensa de la República (Cumhuriyeti savunma komiteleri, CDR), siyasi tutsaklar ve gözaltındaki Carles Puigdemont için tüm Katalunya çapında şehirler arası yolları kesme eylemi çağrısında bulundu. Bu çağrıya uyan CDRler Fransa sınırındakiler de dahil olmak üzere Katalunya çapında ondan fazla otoyolu keserek şehirler arası trafiğin durmasını sağladı ve birçok yerde polis müdahalesi ile dağıtıldılar[2]. 


“Ben de CDRyim” 

Bu yaşananları bahane eden İspanya devleti, bu sefer de gözünü sokak hareketine dikti ve 10 Nisan günü CDRlere yönelik çeşitli polis operasyonları düzenlendi. Bu operasyonlardaki en vahim gelişme ise gözaltına alınan ve CDRlerle bağlantılı yedi kişiden birisinin terör eylemi yapmakla suçlanıyor olmasıydı. Bu gelişme sivil toplumda çok büyük bir tepkiyle karşılaştı ve hemen aynı gün halk “Ben de CDRyim” yazan pankartlarla sokağa döküldü[3]. 

Peki Cumhuriyeti savunma komiteleri yani CDRler tam olarak ne? Birbirinden bağımsız ve otonom olarak hareket eden bu komiteler genelde mahalle ölçeğinde yatay olarak örgütleniyor ve kararlarını herkesin katıldığı forumlarda alıyorlar. İlk ortaya çıkışları ise İspanya devletinin referanduma müdahalesini sivil inisiyatifle engellemek için, Eylül ayının sonlarına kurulan Referandumu Savunma Komiteleri (Comités de Defensa de la Referendum). Dolayısıyla isimlerinin duyulması ve görünülürlük kazanmaları ise 1 Ekim referandumu öncesi ve sırasında organize ettikleri sivil itaatsizlik eylemleriyle oldu. Oy kullanma merkezlerinin kapatılmasını engellemek üzere bazı yerlerde günler öncesinden bina işgalleri yapan CDRler, aynı zamanda referandum gününde İspanyol çevik kuvvetinin kaba şiddetine karşı örgütlü pasif direniş gösterdi ve bazı mahallelerde sandıkları başarıyla polisten saklayarak, kullanılan oyların boşa gitmesini engellediler. 


CDR’nin eylemleri

Her yerelde ve mahallede bağımsız olarak örgütlenen CDRlerin yapısı da bir o kadar çeşitli. İspanyol devletinin bağımsızlık sürecindeki baskıcı politikalarına direnmek genel amacıyla bir araya gelmiş bu komiteler, organize oldukları yerele bağlı olarak sendikalardan mahalle organizasyonlarına, bağımsızlıkçı siyasetlerin gençlik kollarından tarihsel olarak temsili demokrasi karşıtı anarşist örgütlenmelere kadar çok geniş bir yelpazeye sahipler.

1 Ekim’den sonra Referandumu Savunma Komitelerinden, Cumhuriyet’i Savunma Komitelerine evrilen bu örgütlenmelerin, 1 Ekim’den sonraki en ses getiren eylemi ise 8 Kasım’daki genel grev sırasındaki yol kapatma eylemleriydi[4]. Yine 25 Mart’taki eyleme benzer şekilde ondan fazla şehirler arası yolu protesto amaçlı kapatan CDRler, aynı zamanda Barcelona’da da yolları kapatarak şehrin belirli yerlerde felç olmasına neden olmuşlardı. Bir diğer ses getiren CDR eylemi ise Mobile World Congress davetlisi olan İspanya kralı Felipe’nin, şehir çapındaki ziyaretleri sırasında protesto edilmesiydi. 

Genel olarak baktığımızda, en sert eylemleri yol keserek trafiği aksatmak olan CDRler, nasıl oldu da İspanya devleti için bir terör tehditi olmaya başladı. Bu tehdit algısı sadece açılan soruşturmalar ve verilen hapis kararlarında değil, bizzat politikacıların açıklamalarında da görülüyor. Ana akım, İspanya Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) kurmaylarından José Luis Ábalos’un, CDRleri Bask bağımsızlıkçı hareketinin YDG-H’ı olarak nitelendirilebilecek olan kale borrokaya benzetmesi bunun en önemli örneği.

Katalan bağımsızlıkçı sokak hareketinin eylemlerinin cana hiçbir zarar vermemiş olmasının yanı sıra zaten hâlihazırda Katalan bağımsızlıkçıların silahlı bir kolu bile olmamasına rağmen, CDRlerin “toplum düzenini bozucu” bu eylemlerinin terör suçu olarak değerlendirilmesi, İspanyol soluna göre, bir “düşman hukuğunun” işletildiğini gösteriyor. Diğer yandan bu açıklamalar, silahlı Bask bağımsızlıkçı örgütü ETA’nın (Euskadi Ta Askatasuna) aktif olduğu dönemdeki sokak eylemlerinin ve sivil itaatsizliğin, terör suçlamasıyla yargılandığı güvenlik politikalarına geri dönüş yaşandığının korkutucu bir göstergesi.


“Susturma Yasası”

ETA’nın 2010’da ateşkes ilan ederek girdiği barış süreci, Nisan 2017’de tamamen ve kalıcı olarak silah bırakması ile nispeten sorunsuz devam ediyor. Buna rağmen ETA bir sembol olarak yine de İspanyol toplumunun geri kalanında ciddi bir infial yaratıyor. Bu barış sürecinde, devletin üniterliğinin savunulması için elinde “silahlı terörizm” kozu kalmayan İspanya devleti, bu sefer güvenlik politikalarının hedefini sivil itaatsizlik stratejisini kullanan bağımsızlıkçı Katalan sokak hareketi olarak belirlemiş gözüküyor. Bu stratejinin en önemli adımı 2015 yılında kabul edilen, halk arasında “Susturma Yasası” (ley mordaza) olarak anılan Vatandaş Güvenliğini Koruma, Anti-terörizm ve Ceza yasasıydı[5]. 

Merkez sağ PP (Partido Popular) ve merkez sol PSOE’ye göre İslami terörü hedef alan bu yasalar, toplanma hakkını ve sivil direnişi kısıtlayan maddeleriyle büyük tepkiye ve çeşitli eylemlere neden olmuştu. Bu nedenle, yasanın kabulünden iki buçuk yıl sonra karşısında model bir düşman olarak Katalan bağımsızlıkçılığını bulan İspanya devleti de, bu yasanın kendisine açtığı geniş hareket alanından çekinmeden yararlanıyor. 


İspanya yönetimi dengesini kaybetti

Sonuç olarak, İspanya devletinin Katalan bağımsızlıkçı hareketine verdiği bu sert tepkinin nedenini, aslında şu an kendisini içinde bulduğu siyasi krizden başka yerde aramamak gerek. Bir yandan PP ve PSOE’li çift partili demokrasi sistemi gücünü kaybederken diğer yandan 78 rejimi olarak da anılan, Franco sonrasının mutabakatıyla oluşturulan anayasanın, günün siyasi ihtiyaçlarını karşılayamadığı anlaşılıyor. Bu tespiti, sadece Katalan bağımsızlıkçıları ve Podemos’un başını çektiği İspanya solu değil, aynı zamanda bizzat ETA da ifade etti.

ETA, 27 Eylül’de yaptığı Katalan halkıyla dayanışma açıklamasında, 78 rejimini sarsan en önemli güncel hareketin Katalan bağımsızlıkçılığı olduğunu ve Bask halkının Katalan hareketinden alacağı dersler olduğunu ilan etti[6]. Bu açıklama, İspanya’daki değişen politik iklimin ne kadar da garip dinamiklere sebep olduğunun ilginç bir göstergesi oldu. Anlaşılan o ki, ETA çatışması sırasında güvenlik tehdidi ile üniter devletini garanti altına alabilmiş olan İspanya, Katalan bağımsızlıkçı hareketinin ortaya çıkardığı çelişkiler karşısında verdiği orantısız tepkilerle birlikte dengesini kaybetmiş ve değişim bekleyen diğer İspanya halklarının gözünü de istemeden Katalunya’ya kilitlemiş durumda. 




Katalonya’da insan zinciri



Katalonya’da binlerce kişi, tutuklu bulunan Katalan siyasetçilerin serbest bırakılması talebiyle kilometrelerce uzunlukta insan zinciri oluşturuldu.

Geçtiğimiz yıl düzenlenen bağımsızlık referandumuna karşı İspanya’nın hayata geçirdiği baskıcı politikalar sonucu çok sayıda Katalan siyasetçi cezaevine konulmuştu.

Katalonya’nın başkenti Barselona yakınlarındaki Collbato köyünden Montserrat dağının Cavall Bernat zirvesine kadar düzenlenen eylemde, cezaevindeki 9 siyasetçinin resimleri taşındı. Eyleme binlerce kişi katılırken, insan zinciri kilometrelerce uzunlukta oluşturuldu.

Cezaevlerindeki Katalan siyasetçilerin serbest bırakılmasının istendiği eylemde ayrıca siyasi tutsaklarla dayanışma amacıyla dev bir sarı şerit taşındı.

1 Ekim 2017’de İspanya’nın yasakladığı bağımsızlık referandumu tüm baskılara rağmen yapılmış ve ‘evet’ oyu yüzde 90 çıkmıştı. 27 Ekim’de ise Katalonya Parlamentosu bağımsızlık ilan etmiş, İspanya yönetimi ise tüm özerk kurumları feshetmişti.

Katalonya Bölge Başkanı Carles Puigdemont sürgüne giderken, son olarak gözaltına alındığı Almanya’da şartlı tahliye edilmişti. Katalan parlamentosunun yeniden seçildiği 21 Aralık’ta bağımsızlık yanlıları yine çoğunluğu sağlamıştı.




Kaynaklar:

[1] https://usvolemacasa.cat/

[2] http://www.ccma.cat/324/els-cdr-convoquen-talls-de-carretera-i-concentracions-en-diferents-punts-de-catalunya/noticia/2846665/ 

[3] https://www.vilaweb.cat/noticies/convoquen-concentracions-de-suport-als-cdr-i-contra-les-detencions-aquest-vespre/ 

[4] http://www.ccma.cat/324/els-cdr-convoquen-talls-de-carretera-i-concentracions-en-diferents-punts-de-catalunya/noticia/2846665/ 

[5] http://bianet.org/bianet/biamag/164086-ispanya-nin-ic-guvenlik-susturmasi 

[6] https://www.elperiodico.com/es/politica/20170927/eta-comunicado-insta-euskadi-iniciar-proceso-derecho-a-decidir-como-catalunya-6313669 


Baybars Külebi

* Orta Doğu Teknik Üniversitesi mezunu. Institut de Ciències de l’Espai, Universitaet Heidelberg’de eğitimini sürdürdü. Barselona’da yaşıyor.



573

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA