Sara’nın ayak izlerinde Bilbao’da yürüdük

Adına dayanışma, bilgi, çalışma yani ne derseniz deyin jineolojinin ördüğü ağ büyüyor. Çoğalmak bizi gururlandırıyor ama bir o kadar da ürkütüyor. Ne kadar çok şey başardığımızı ve daha ne kadar çok şey başarmamız gerektiğini öğreniyoruz.

13 Nisan 2018 Cuma | Kadın

ZÎLAN DIYAR


Birincisini Utamara’da gerçekleştirdiğimiz Jineoloji Kampı’ndan sonra ikincisini Jineoloji Akdeniz Kampı adıyla 30 Mart-4 Nisan tarihleri arasında Bask Ülkesi’nde gerçekleştirdik. 

Bilbao’ya adımımızı attığımız ilk andan itibaren anlamlar çoğaldı. Çünkü bu toprakları savunan devrimcilerle Kürtler adına temas ilk kuran kişi Sakine Cansız’dı. Bu duygunun ağırlığıyla ulaştık Bask Ülkesi’ne ve her daim olduğu gibi Sara’nın ayak izlerini takip ettik. 

Bask ülkesi de Kürdistan gibi siyasi tutsakların zulme uğradığı bir coğrafya. Kampımızı yapacağımız La Karmela’nın yöneticilerinden Mertxe’nin anlattıklarından kendimize pay çıkarıyoruz. O da bizim anlattıklarımızdan… Zulüm onların da bedeninde yaralar açmış, onlar da Heval Sara gibi dipdiri zihinleriyle çıkmışlar zindandan. 

Başlangıç noktası bu kadar sağlam olan bir buluşmanın devamı da böyle olur umarız diyerek kolları sıvıyoruz. Yemek salonunu, yatacağımız yerleri inceliyoruz. Her şey olması gerektiği kadar mütevazı ve düzenli. Seminerlerin verileceği salona ayrı bir özen gösteriyoruz. Temizlik vb. detayları hızla geçiyoruz. Salonun baş köşesine kampa katılan bazı yoldaşların da yakından tanıdığı Lêgerîn Çiya (Alina Sanchez) ve Hêlîn Qereçox’un (Anna Cambpell) resimleri asılıyor. Herkes dolan gözlerini birbirinden gizlemeye çalışıyor. Bir başka duvarda uzun yürüyüşe bizimle katılan ressam Hugo yoldaş, kadın yoldaşlarla dayanışma amacıyla hazırladığı Bask dili ve Kürtçe yazılmış pankartı asıyor. Jineolojinin estetiğini yansıttığı ve ezilen iki halkın dilinde (Euskara ve Kürtçe) yazıldığı için daha mı güzel duruyor ne! Bir başka duvar faşist rejimlere karşı mücadele eden kadınların resimleriyle dolu. Franco ya da Erdoğan neyse, Uta, Amara, Barîn Kobanê ya da Amparo Poch (Franco rejimine karşı savaşan ve Mujeres Libres’in kurucularından Zaragozalı kadın devrimci) ve Rosa Luxemburg aynı nazarımızda. 



Birkaç dil, farklı ülkeler, onca deneyim

Akşam saatlerinde katılımcılar gelmeye başlıyor. Ve beş güne birkaç dil, farklı ülke, onca deneyim sığdıran kampımız başlıyor. La Karmela yöneticilerinin açılış konuşması ardından Jineoloji Akademisi’nin gönderdiği İngilizce mesaj okunuyor. 

Ağırlıklı katılım İspanya’nın özerk bölgeleri olan Katalonya, Bask, Aragon, Sevilla, Madrid ve en önemlisi çoğumuzun sadece bir turizm merkezi olarak bildiği Kanarya Adaları’ndan. Carlota ve Erica yoldaşlar sayesinde Kanarya Adaları’na dair modernitenin yarattığı algılar hızla değişiyor. Bu toprakları sadece turistik bir yer olarak tanımak, orada halen izleri bulunan anaerkil kültüre ve sömürgeciliğin yol açtığı acılara rağmen halen sımsıcak olan Amazing halkına büyük bir haksızlık! İtalya’nın Napoli, Genova, Torino, Bari, Livorno ve Roma kentlerinden gelen kadınların jineoloji sayesinde birbirlerini tanımaları bizi ayrıca gururlandırıyor. Beş gün boyunca sergiledikleri kolektif ve örgütlü duruşları da takdire şayan.



Bilgi ağlarımızı örmeye başlıyoruz

Almanya’dan gelen konuklarımız içinde bizi en çok sevindiren Latin Amerika yerli halklarından olan Bolivyalı Maria. Aymara dilini konuşan Maria deneyimlerini bizimle paylaşırken, karşımda Kürdistani bir kadın var sanıyorum. Sadeliği, özgüveni, işin özüne ve mücadeleye çağıran radikal değerlendirmeleri, deneyimle edinilen bilginin etkileyici gücünü hissettiyor. 

Kampın ilk gününde doğal toplum, kadının konfederal sistemi ve jineolojîi başlığı altında yapılan sunumlarla bilgi ağlarımızı örmeye başlıyoruz. İkinci gün sunumlar daha başlamadan herkesin ilgisini çekiyor. Konu başlıkları zehirli erkeklik (toxic masculinty) ve erkeği öldürmek olunca doğal bir beklenti. Agatha (Portekiz) ve Karolina (Kolombiya) arkadaşlar Afro American feministlerden Bell Hooks’un bir kitabına dayanarak sunumlarını yapıyorlar. Oldukça dinamik bir atölye çalışmasından sonra sıra ‘erkeği öldürmek’ konulu başlığa geliyor. Erkekliğin mitoloji, felsefe, din ve bilim yoluyla inşa edildiğine dair sunumlar ardından sıra çözüme dair anlatacaklarımıza geliyor. İlk kez Reber Apo’nun kullandığı   ‘erkeği öldürmek’ kavramının hareketimiz açısından yarattığı sonuçlar anlatılıyor. 

Sunumun sonunda söz, kadın özgürlük ideolojisini özümseyen Ş. Şervan, Ş. Kadir Usta gibi arkadaşlara kalıyor. Beş bin yıllık yabancılaşmayı onlar anlatıyor. Özeleştirilerinin tarihin akışını değiştirir nitelikte olduğunun bilinciyle konuşan bu arkadaşların değerlendirmeleri, herkesi radikal eleştiren Maria tarafından bile kabul görüyor! Ne mutlu onlara! 

Erkeğin dönüşümünden ayrı ele alamayacağımız ‘özgür-eş yaşam’ başlıklı sunumları ise Sara ve Viyan arkadaşlar yapıyor. Öyle herkesin beklediği sihirli formülleri sunmadan, bu teorinin yaşamlarına, yaşamımıza değen yanlarından konuşuyorlar. İşin en güzel tarafı bir İspanyol’un konuyu Ortadoğu’daki öz yaşam deneyimlerine dayanarak anlatması. 



Buluşma eyleme dönüşmeliydi

Bu kızılca kıyamette, herkesin kalbi Efrîn’de atarken sadece teorik tartışmalar yürüttüğümüzü sanmayın. ‘Efrîn işgal altında  olduğu sürece durmak olmaz, bu anlamlı buluşma eyleme dönüşmeli’ bilinci var herkeste. Katılımcıların her biri birbirinden yetenekli olduğu için hiç sıkıntı yaşanmıyor. Sara (İtalyan) arkadaşımız kolları sıvıyor ve bir koreografi hazırlıyor.  La Karmela’nın bahçesinde yarım saatlik bir prova sonrası herkes eyleme hazır. İşgalin kadın eksenli sisteme yönelik olduğunu ve ancak kadın direnişiyle aşılabileceğini anlatan güzel bir performans sergileniyor. Eylem çevredekilerin oldukça dikkatini çekiyor. Ayrıca Kürt halayı çekmeyi ve ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganını atmayı öğrenmeyen kimse kalmıyor. Farklı halk ve kültürlerden 77 kadının birlikte halaya durması unutulmaz bir anı olarak hafızalara yerleşiyor. 


Bilinç, örgütlülük ve pratik

‘Bu kadar anlam biriktirmek güzel de, koruyabilecek miyiz’ kaygısı da oluşmuyor değil. Bu kaygıyı öz-savunma başlıklı sunumla biraz olsun gidermeye çalışıyoruz. İtalyan bir arkadaş teorik sunumunda özsavunmanın örgütlülükle bağına değiniyor. Pratik özsavunma dersleri de deneyimli olduğu anlaşılan İtalyan ve Çek arkadaşlar tarafından veriliyor. Bilinç, örgütlülük ve pratik. Tüm parçalar birleşince özgüvenimiz giderek artıyor. 

Ve böylece sağlıklı kadın kimliklerinden bahsetmek kolaylaşıyor. İspanyolca ve İtalyanca yapılan iki ayrı doğal tıp atölyesini üstlenen İtalyan arkadaşlar kadın bedeninin nasıl kriminalize edildiğini anlatıyor. Sonrasında sırlarını bizlerle paylaşıyorlar. Otların dili ve çözümüne dair bildiklerini anlatırken harıl harıl not alanlara gülüyorum.  



Her anlatıcı bir şey öğretiyor

Kampın dördüncü gününde, gelen tüm gruplar mücadele deneyimlerini aktarıyor. Her anlatan bize bir şey öğretiyor. Patriarkal sistemin kadın kimliğini ne denli parçaladığını, kadının mücadelesinden ne denli korktuğunu, kadının toplumsal hafızasının halen ana eksenli değerlerle dolu olduğunu... Birbirimizden haberdar olunca gücümüzün azımsanmayacak olduğunu görüyoruz, doğru yolda ilerlediğimize dair inancımız artıyor. 


Kültürün kaynaştırıcı gücü

Bu kadar teorik tartışmadan sonra bir morali herkes hak ediyor. Moralin en güzel yanı herkesin kendi geldiği coğrafyanın kültüründen bir örnek sergilemesiydi. Topluma mal olmuş şarkılar nasıl bir ortak ruh oluşturuyordu, danslar nasıl coşturuyordu, herkesi görmeliydiniz. Kürtler azınlıkta olduğu için (azınlıkta olmamız bu kez zorumuza gitmedi) koromuza İspanyol ve İtalyan yoldaşlardan biraz takviye yaptığımızı itiraf edelim. Moralden bize kâr kalan da Katalanların geleneksel bir dansını öğrenmek oldu. Kampımızın en yaşlı ama en dinamik katılımcısı Barbara Pade, sadece yaptığı sunumla değil söylediği İspanyolca şarkıyla da gönülleri fethediyor. Kültürün bütünleştirici ve kaynaştıran gücüne biat ediyoruz bir kez daha. 

Kampa katılanların güçlü bir teorik perspektif edindiği ve iyi bir moral aldıkları kesin. E o zaman jineolojinin bilgi ağını örmek için beklemeye gerek yok. 


Çoğalmak gururlandırıyor, ürkütüyor da

Yeni dönem çalışma planını Jinwar’ın inşası ve Jineoloji Center’in kurumlaşmasına dair verilen bilgilerle kurmaya çalışıyoruz. Adına dayanışma, bilgi, çalışma yani ne derseniz deyin jineolojinin ördüğü bu ağ büyüyor. Jineolojinin sunduğu gelecek perspektifiyle kendinden başlayarak toplumu özgürleştirme kararlılığı büyüyen kadınlar çoğalıyor. Çoğalmak bizi gururlandırıyor ama bir o kadar da ürkütüyor. Ne kadar çok şey başardığımızı ve daha ne kadar çok şey başarmamız gerektiğini öğreniyoruz. 


470

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA