Kürtsüz demokrasi mücadelesi olabilir mi?

Orhan Cemal KESKİN

11 Nisan 2018 Çarşamba | Forum

Türkiye'de AKP-MHP iktidarının varlığını sürdürmesi, demokrasi güçlerinin bir araya gelmemesi sonucudur. Bu konuda CHP olumsuz rol oynamaktadır. CHP ile ilişkili, ama CHP’yi eleştirmeyen sol kesimler ve aydınlar da demokrasi güçlerinin birlik olmamasından sorumludurlar. Demokrasi güçlerinin birliği neden sağlanamıyor? Bunun üzerinde ciddi sorular sorulması ve cevabının bulunması gerekiyor. Kim engelliyorsa demokrasi güçlerinin de onların üzerinde baskı kurması gerekiyor. 

AKP-MHP faşist iktidarını devirmenin tek yolu demokrasi mücadelesidir. Demokrasi mücadelesi güçlü verilmezse herhangi bir seçimle de AKP iktidarını devirmek zordur. Demokrasi güçlerinin ortak tutum ve mücadelesi olmazsa AKP iktidarı düşürülemez. Türkiye'nin en temel demokrasi güçleri hangi toplumsal kesimlerdir? Kuşkusuz emekçi kesimler ve Kürtlerdir. Aleviler ve kadınlar da Türkiye'nin en temel demokrasi dinamiklerindendir. Emekçiler, Aleviler ve kadınlar konusunu değerlendirmeyeceğiz. Çünkü bu kesimler konusunda açıkça itici bir politika izlenmiyor. Her siyasi güç bu konuyla şöyle veyahut da böyle ilgilidir. Ancak sıra Kürtlere geldiğinde devletin ve AKP-MHP faşist iktidarının şovenist politikaları karşısında Kürt halkının özgürlük ve demokrasi taleplerine uzak duruluyor. Kürt halkının demokrasi güçleriyle ortaklaşmaktan uzak duruluyor. Türkiye'nin en temel demokrasi dinamiği olduğunu onlarca yıllardır kanıtlamış olan Kürt halkı ve demokrasi güçlerinden ayrı demokrasiden ve demokrasi mücadelesinden söz edilebilir mi? 

Türkiye'de demokrasi mücadelesi 1960’lı yılların ortasından sonra yükselişe geçmiştir. Dünyada yükselen 1968 gençlik hareketinin Türkiye'de etkisi hiçbir ülkede olmadığı düzeyde olmuştu. İlk önce Türkiye İşçi Partisi (TİP), sonra da sosyalist devrimci gençliğin oluşturduğu devrimci gruplar Türkiye'nin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde öne çıkmışlardı. Bunlar, o günkü sosyalist paradigma temelinde emekçileri en temel demokratik devrim gücü olarak görürlerken, emekçilerden sonra da Kürtleri devrimci demokrasi mücadelesinin en temel gücü olarak görmüşlerdir. Nitekim tüm gruplar ulusların kendi kaderini tayin ilkesi çerçevesinde Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını savunmuştur. Bağımsız devlet dışında Federasyon ve diğer özyönetim biçimlerini programlarına almışlardır. TİP bile Kürt sorununa çözüm önerilerinden dolayı kapatılmıştır. 1970’li yıllarda tüm siyasi gruplar Kürtlerin özgürlük ve demokrasi taleplerine duyarlı olmuştur. Bunu programlarında açıkça dile getirmişlerdir. 

Türkiye tarihinde belki de demokrasi ittifakına en fazla ihtiyaç duyulan dönem bugündür. AKP-MHP faşizmi artık sürdürülemez hale gelen siyasal sistemi şimdi otoriter hegemonik, dinci-milliyetçi bir faşist sistemle ikame etmek istemektedir. Eskisinden daha despot, faşist bir Türkiye yaratmak için görülmedik bir baskı ve zulüm düzeni kurulmuştur. Bu duruma da ancak demokrasi güçleri ile birlikte karşı çıkılabilir. Bu mümkündür. Çünkü AKP-MHP faşist iktidarı zayıf konumdadır. Demokrasi güçlerinin birliği ve ortak mücadelesi yaratılmadığında sürekli saldırgan ve kendisini güçlü göstermeye çalışıyor. 

Bu durumda Kürtlerden uzak durmak isteyenlere soruyoruz. Kürtlerle demokrasi ittifakına girmeden demokrasi mücadelesi nasıl verilecek? Kürtlerle ittifak kurmadan Türkiye'de demokrasi mücadelesi verilebilir mi? Verilse de başarılı olunabilir mi? CHP için pek bir şey söylenemez. Çünkü CHP demokraside samimi değil. Eğer demokraside biraz samimi olsaydı AKP-MHP faşizminin Kürt düşmanı politikalarının peşine takılmaz, bu politikaların meşrulaştırıcısı ve koltuk değneği olmazdı. Ancak ÖDP gibi demokrasi ve özgürlükten yana sosyalist hareketlerin CHP’yi dikkate alarak Kürtlerden uzak durması, AKP-MHP iktidarının Kürt düşmanı politikalarına karşı açık tutum takınmaması ve CHP’yi Kürt politikasından dolayı eleştirmemesi neyle izah edilebilir? Türkiye'nin en temel ve en dinamik demokrasi gücüyle ortak hareket etmeden Türkiye'de nasıl demokrasi mücadelesi verilecek? Kürtlerle birlikte mücadele verilmeden ve Kürt sorununun çözümünü önceliğine almadan nasıl demokrasi mücadelesi verilmiş olacak? 

ÖDP’den söz ettik; çünkü önemli bir gelenekten gelen siyasi bir harekettir. Mahir Çayan gibi Türkiye'deki devrimci demokrasi mücadelesinin büyük önderlerinden birinin oluşturduğu THKP-C geleneği içinden gelen bir siyasi oluşumdur. Böyle bir oluşumun Türkiye'deki şovenizmin şahlandığı ve CHP’nin bu şovenizmin bir parçası haline geldiği ortamda bu ideolojik ve siyasi kuşatmayı kıracak bir tutum ve söylem içinde olmaması demokrasi mücadelesi açısından büyük bir zaaftır. CHP gibi bir partinin demokratik bir çizgiye çekilmemesinde ÖDP’nin de yapmadığı görevler vardır. Bu durum, Türkiye'deki demokrasi mücadelesini zayıf bırakmaktadır. 

Şovenizm ve milliyetçilik dalgası altında ideolojik ve siyasi baskı altına girmeden Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesi taleplerine sahiplenen Türkiye'deki demokrasi güçleri ile Kürt demokrasi güçlerinin ortaklaşmasını sağlayacak bir anlayış ve çabaya ihtiyaç vardır. Bu yaklaşım ortaya çıkarılmadan Türkiye'de faşizme karşı demokrasi mücadelesi geliştirilemez. Türkiye'nin en dinamik demokrasi gücü olan Kürtlerle ortak demokrasi mücadelesi yaratmak çok önemlidir. Aksi halde söylemde ne kadar demokrasi mücadelesinden söz edilse de faşizme karşı etkili bir demokrasi mücadelesi verilemez. Türkiye'deki tüm demokrasi güçleri ve devrimci demokratik güçler bu temel konuyu çözmek durumundadırlar. 

Suriye'nin Duma şehrinde kimyasal gaz kullanıldığı söylenmektedir. Çocuklar dahil birçok sivilin öldüğü iddia edilmektedir. Bu haber karşısında Tayyip Erdoğan yine ‘Batı neredesin, neden buna ses çıkarmıyorsun’ diye yüksek perdeden konuşmuş. İşte utanmazlık bu kadar olur. İttifak yaptığı Rusya’ya sesi çıkmıyor. Çünkü Rusya’nın desteğiyle Efrin’de, içinde onlarca çocuğun olduğu yüzlerce sivili Türk savaş uçaklarının bombaları katletmiştir. Bizzat kendisi çocuk katili! Ama utanmazca çocukları savunmaya soyunmuş. Tayyip Erdoğan’ın tüm derdi Batı’yı suçlayarak onları yürüttüğü Kürt soykırım politikasına destek olmalarını ya da sessiz kalmalarını sağlamaktır. Yoksa çocuk katliamları konusunda başkalarını suçlayacak en son kişi Tayyip Erdoğan’dır. Tayyip Erdoğan, Rusya ve Suriye ile Doğu Guta ve Duma karşılığında Efrin’i işgal etmek konusunda anlaşmadı mı? Rusya hava sahasını bu anlaşma çerçevesinde açmıştır. Tayyip Erdoğan Rusya’yı kullandı. Şimdi ise Batı ile Rusya'yı karşı karşıya getirip Batıyı mı kullanmak istiyor? AKP-MHP faşizmi Kürt soykırımı konusunda kimden daha fazla destek alırsa o tarafa meyleder. Çünkü şu anda Tayyip Erdoğan’ın tek politikası Kürt düşmanlığı üzerinden iktidarını sürdürmektir. 



170

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA