Kuşların kanadındaki şiirler

Hı(n)zır paşaların fort attığı sınır boylarında saray soytarılarının gri sahte ülke seviciliği çamur gibi sıvanıyor yüzlerine. Ülkenin sahtekarlıkla yönetildiğini anlatmaya artık gerek yok. Belediyeler, fabrikalar, TV, gazete ve şimdi MESAM’a kayyum atanması ile yönetimine el kondu. İktidara el pençe durmuş biri sanatın baş eğmez tılsımını yitirmiştir. Zaafları ile çürümüş, korkuları karakterini kemirmiş ve teslim olmuş bir memurdur.

10 Mart 2018 Cumartesi | Kültür-Sanat

HASAN SAĞLAM


Hı(n)zır paşaların fort attığı sınır boylarında saray soytarılarının gri sahte ülke seviciliği çamur gibi sıvanıyor yüzlerine. Ülkenin sahtekarlıkla yönetildiğini anlatmaya artık gerek yok. Belediyeler, fabrikalar, TV, gazete ve şimdi MESAM’a kayyum atanması ile yönetimine el kondu. İktidara el pençe durmuş biri sanatın baş eğmez tılsımını yitirmiştir. Zaafları ile çürümüş, korkuları karakterini kemirmiş ve teslim olmuş bir memurdur. Öldürmek yok etmek zulmetmek sanata sığmaz. Sanattan-kültüre, rüyadan-hayale, cinsellikten-aşka kadar her yere hükmetme hevesi ile cirit atan diktatörlerin, katillerin, padişahların karşısında dik durmanın zamanındayız. 

Şiire dokunmanın şarkıya eşlik etmenin sese ses katmanın doruğundayız. 

Pir Sultan’ı Pir Sultan eden Hınzır Paşa’ya baş eğmediği itaat etmediği o andır. Yunus olmak da gerek Mevlana olmak da, ama en çok Pir Sultan olmanın vaktindeyiz. Kıyımı dört bir yandan sürdüren erk iktidar devlet AKP-MHP-CHP halkın şiirini şarkısını kilamını söyletmemek için kendi soytarılarını konumlandırıp halkın sanatını manipüle ediyorlar. 

Korkuyorlar şiirin dik sesinden, zira terstir şiir, sığmaz öyle duvarlara, sınırları yıkar geçer. Şiir kuşların kanadında uçar, kartalın yüksek yalnızlığında öfkelenir, ırmağın narin akışında durulanır, karıncanın kalabalık yolculuğunda devleşir ve halkın sofrasında narin bir kardelen gibi açar. Dur durak bilmez, divanedir şiir, derviş misalidir. 

“Ben ne zaman annemi düşünsem kuşların kanadına sarıldım” der şair Özgün E. Bulut. Cumartesi Annelerinin dinmeyen sonsuz direncine saygı ile selam durur. “Ham meyvenin acısını taşıyan annem, oğluna giderdi. Her Cumartesi, her mevsim, her yıl giderdi. Karanlığı yararak, soytarıların kapısını kırarak giderdi.” 

Totem Yayınları’ndan çıkan: “Kuşların Kanadına Sarıldım” adlı şiir kitabı umutsuzluğun içinde mündemiç olan umudu didikliyor. Kobanê’ye uzaktan hasret çiçeklerini, Dersim’den kırsal kıraç ve kızıl kilamlar ile yolluyor. Sabrı ustaca ören şair, şiirin düzeneğine bel bağlamadan savaşa vuran imgeler ile kurcalıyor devletin aklını. Posası çıkmış sistemin tahayyül edemeyeceği zirvededir şiir, emre itaat etmez, devrimin sesini iliklerinde duyumsar: “Ben bu ninniyi kadim tarihlerden alırken, saçlarıma ışık örüyordu annem.” Anadır şiire can veren, her serçe kanadında biraz anne sesi taşır. Her şiir anaların eteklerinde dolanan çocuktur biraz. Öfkelidir şair, sataşır şiirin cesur tavrı, hicvi, ritmi, imgesi ve sesi ile. Sarkık bakışlı kalasların anlayacağı türden değil. Ki onlar sokak ortasında, evde, okulda, yolda, kadınlarımızı bıçaklayan kantarsız akortsuz yontusuzlardır. 

Hayatı ıskalamaz şair aşktan esaretten açlıktan ölümden ayırmaz bir diğerini. Tusak dostlara esirgemez özlemini: “Uzun bir yol bu taştan demirden döşeli, kalp yanar, yalnızlık kanar durmaksızın.” Sitemlidir şair, uzak düşenlere kopanlara elbet söylenecek sözü vardı. Hatırını kırmadan saydamlığın yüzüsuyu hürmetine: “Tutacağın bir gökkuşağın olmadı. Yarana basacağın tuzun da yoktu. Büyük bir tuzaktı siyah beyaz sözler. Kıyısında durduğun uçurumdu ezberler.” Bildiğini mi bilmediğini mi söyler şair; bilinmez. Ancak zamana iz düşürmek değil tümden mesele. Zamanın içinde davranarak halkın kıyısında, arasında sofrasında olmaktır amaç. Ne demişti o esmer gülüşlü delikanlı: “Halkın sanatçısı halkın savaşçısıdır.”

Diktatöre, faşizme karşı durduğu için bugün Yılmaz Güney yaşıyor, Viktor Jara var, zulme karşı çıktığı için bugün Ayşe Şan, Füruğ Ferruhzad, Frida Kahlo var. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Nazım var, Bertolt Brecht, Neruda var. Sanatın muhalif damarını çürütürseniz aklın çukuru foseptik suyu ile dolar. Bu yüzden şiir vicdandır kilam merhamettir, resim hafızadır, sinema ahlaktır, tiyatro yürektir, sanat bür bütün güzelliktir, hayattır. Irkçı, cinsiyetçi, tekçi soluklamalar onu kirletir. 




KİMDİR?


Özgün E. Bulut, 1965 yılında Mazgirt’te doğdu. Ortaöğrenimini Elazığ’da yüksek öğrenimini Kütahya’da tamamladı. Çeşitli dergilerde şiir ve yazılar yayınlanan Bulut’un ilk şiir kitabı “Ve Çanakkale Ve Şırnak Ve Balveren“, 1992 yılında yayınlandı. Bunu, 39 şairin şiirlerinden derlenen ve 1993′te çıkan, 1998′de de 2. baskısı yapılan “Şiirlerin Diliyle Dersim” adlı kitabı izledi. Üçüncü şiir kitabının adı “Aşkın Gayri Resmi Tarihi“dir.

Özgün E. Bulut, Dersim dağlarının doruğunda, yıldırımdan  payına düşeni alır. Duygulu şairimizin, özlem ve acıları Dersim yüklü… Sevdası Dersim dağlarının göz pınarlarından akar, Munzur’un coşkunluğunda yıkanır, kum ve kumrularıyla gurbete sürüklenir.


567

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA