Anadile en büyük engel biziz

Yeter Bilecan: Avrupa ülkelerinde dilimize karşı yasak yok, düşman korkusu yok ama devletin kafamızda kurduğu karakolları yıkamadığımız için öğrenmek istemiyoruz. Rafet Yaman: Anadilimiz yasaktı ve Türkçe konuştuğumuzda da bizimle alay edildi.

28 Şubat 2018 Çarşamba | PolitikART

M. Zahit EKİNCİ


Yeter Bilecan aslen Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Salaman-ı Pak Köyü nüfusuna kayıtlı. 42 yaşında olan Bilecan, Kürt özgürlük mücadelesinde 1993 yılında ağabeyi Ali Bilecan (Doktor Welat) olmak üzere çok sayıda yakınını kaybetti. Teyzesinin oğlu Kemal Özsönmez (Cihan Sinemili) Kürdistan’da şehitler kervanına katılırken, amcasının oğlu Hüseyin Bilecan ise 24 yıldır Türk cezaevlerinde tutsak.

Eşi Rafet Yaman ise İç Anadolu Kürtlerinden. Haymana’nın Yurtbeyli (Köse Abdullah) Köyünden Şeyh Bizinî aşiretine mensup bir ailenin çocuğu. Rafet Yaman kendisini bildi bileli ailesi ile Kürtçe dışında başka bir dille konuşmadığını belirtiyor. Aşiretinin Kürtçenin Lorî lehçesiyle konuştuğunu ve kökenlerinin Kurdistan’ın Lorîstan bölgesine dayandığını belirtiyor.

Yeter Bilecan ve Rafet Yaman’ın çocukları Hevîdar ise 6 yaşında. Rafet ve Yeter, Hêvîdar ile Kürtçe dışında başka bir dille konuşmuyor. Hêvîdar’ın Almanca konuşmalarını ise Kürtçe cevaplandırıyorlar. Anne Yeter Bilecan bu konuda oldukça radikal ve aynı zamanda prensip sahibi bir insan. 


Asimilasyon Avrupa’da da sürdü 

Pazarcık’ın Salman-ı Pak köyünde dünyaya geldiğini belirten Yeter Bilecan, çocukluğundan beri sürekli anadilini esas aldığını ve Kürtçe konuştuğunu belirtiyor. Kürtçe’ye olan ilgisi nedeniyle Maraş şivesinin yanısıra birçok bölgenin şivesini de rahatlıkla konuşabildiğini belirten Yeter Bilecan, Türk devletinin asimilasyon politikasının anadilin gelişimi önündeki en büyük engellerden biri olduğunu vurguluyor: “Maraş, düşmanın asimilasyon politikasını en yoğun uyguladığı yerlerden. Türk devleti burayı Kürtlük ve Alevilikten arındırmak için fiziki katliamların yanısıra kültürel katliamları da devreye koydu, bizleri özümüzden uzaklaştırmak istedi. Katliamlar ardından topraklarından göç eden Kürtler, gittikleri yerlerde de bu asimilasyon politikasının pençesinden kurtulamadı, anadillerine sahip çıkmadı. Asimilasyon etkisi Avrupa’da da devam etti.” 


Kürtçe sahiplenilmeli 

Ailesinin de asimilasyonun etkisi altında kaldığına dikkat çeken Yeter Bilecan, Avrupa’ya geldikleri ilk yıllarda anne ve babasının çocuklarıyla Kürtçe konuşmak istemediklerini belirtiyor. Bu yaklaşımlara tepki olarak Kürtçe’ye olan ilgisinin arttığını ve sürekli Kürtçe konuştuğunu söylüyor. Sonraki yıllarda anadilin bir halkın geleceği için önemini kavramasıyla birlikte Kürtçe’yi daha çok sahiplendiğini vurgulayan Bilecan, çocukluğundan edindiği bu deneyimlerle kızı Hêvîdar’ı yetiştirdiğini ifade ediyor: “Anne olursam çocuğumun anadiliyle konuşması için kendi kendime söz verdim. Hêvîdar doğduktan sonra kendisiyle Kürtçe dışında başka dille konuşmadım. Babası da aynı duyarlılığı gösterdi. Çevremden bu konuda çok katı olduğum yönünde eleştiriler de alıyorum ama söz konusu anadilim olunca radikal kararlar almam gerekiyor. Her koşul altında anadilimi ve Kürtlüğümü savundum. Anadilimizi sahiplenmemiz gerekir. Sonuçta bu kadar şehit ve bedel bu uğurda verildi. Kardeşim, kuzenim Kürtçe’nin yaşatılması için canlarını verdiler. Anadilime sahip çıkmadığım zaman, her şeyden önce onlara ihanet etmiş olurum.”

Yeter Bilecan, birçok Kürt ailenin çocuklarına Kürtçe öğretmemesi ve çocuklarıyla halen Türkçe konuşmasına da oldukça tepkili. Avrupa’daki ailelerin sorumlu yaklaşarak çocuklarına rahatlıkla Kürtçe öğretebileceklerini belirten Bilecan, şöyle diyor: ”En çok da hazmetemediğim ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ diyenler. Almanlar, diğer halklardan insanlar bile kursa giderek Kürtçe’yi öğreniyorlarsa, biz neden öğrenmeyelim ki? Bu yaklaşımlar, dilimize karşı ne kadar sorumsuz yaklaştığımızı gösteriyor. İngilizce, Almanca ya da farklı bir dili öğrenmek için fazlasıyla çaba sarfediyoruz ama söz konusu anadilimiz olunca isteksiz yaklaşıyoruz. Avrupa ülkelerinde dilimize karşı yasak yok düşman korkusu yok ama devletin kafamızda kurduğu karakolları yıkamadığımız için öğrenmek istemiyoruz. Burada dil öğrenmek için onca imkan varken neden hala mazeretler üretiyoruz.” 

Her şeye rağmen çocuğunu Kürt kültürü ve anadiliyle büyüteceğini söyleyen Yeter Bilecan, ailelere ‘Kürtçe konusunda samimi olun, sahip çıkın ve hangi lehçe olursa olsun çocuklarınızla anadilinizle konuşun’ çağrısında bulunuyor. 


Devlet hep acı verdi 

Baba Rafet Yaman da çocukluğundan bugüne ailesiyle hep Kürtçe konuşmuş. Köyde büyüyen birçok Kürt çocuğu gibi o da ilkokula başlarken Türkçe bilmediğini ve Kürtçe’ye yönelik yasaklar nedeniyle okulda öğretmenlerinden şiddet gördüğünü söylüyor. Anadili yasaklandığı için zorlu geçen okul günlerini halen acıyla anımsıyor: “Kürtçe konuştuğumuz için arkadaşlarımla okul müdürü ve öğretmenlerin dayağına maruz kaldık. Devlete ait her şeyden acı gördük ve korktuk. Köye jandarma geldiğinde samanlığa saklandığımızı hatırlıyorum. Okul hayatım boyunca bu korku hep sürdü. Anadilimiz yasaktı ve Türkçe konuştuğumuzda da bizimle alay edildi. Şimdi 47 yaşındayım ama halen toplum içerisinde Türkçe konuşmaya çekiniyorum. Çocuğumun bu zorlukları yaşamasını, bu ruh haliyle büyümesini istemiyorum.’’

Anadilin çocuk gelişimi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çeken Rafet Yaman, anadili yasaklanan çocukların ise kişilik problemleriyle karşılaştıklarını belirtiyor. Bu konuda tüm ailelerin daha bilinçli bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirten Yaman, Kürt ailelerden şunu talep ediyor:“Anadilimiz yıllardır verdiğimiz mücadelemizin en büyük amaçlarından biri. Çocuğumuzla anadiliyle iletişim sağlamadığımız takdirde birbirimizi anlayamayız. Bizimle konuşmayan bir çocuğun yaşamına nasıl yön verebilir, destek sunabiliriz? Avrupa’da anadil için sunulan imkanları değerlendirmeliyiz. Her semtte Kürtçe için 13 aile imza topladığı zaman devlet bu talebi karşılamak ve öğretmen temin etmek zorunda. Çocuklarımıza sağlam bir gelecek hazırlamak istiyorsak Kürtçe’ye daha çok önem vermeliyiz. Aksi halde yarın çok geç olabilir. Bu sorumlulukla çocukluğumuzda annemden duyduğum Kürtçe stran, masal ve tekerlemeleri ben de kızım Hêvîdara söylüyorum. İnanıyorum ki o da gelecekte çocuklarına söyleyecek. Anadilimiz en büyük mirasımız ve buna her yerde sahip çıkmalı, gelecek nesillere aktarmalıyız. Bu bizim onurumuz, gelecek nesillere borcumuz.”



954

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA