Demokratik İslam ve Sahabe Ebûzer Gîffarî

İslam’da demokratik eşitlikçi yaşamı önceleyen, adaletten ve özgürlükten yana tercihte bulunan bir çizgi, duruş hep vardı ve bu hat halen de bulunmaktadır. Bunun en bilinen temsilcisi Sahabe Ebûzer efendidir.

28 Şubat 2018 Çarşamba | PolitikART

Orhan ÇAÇAN*


Günümüzün en çok tartışılan ve üzerine yoğunca yorum yapılan olguların başında hiç şüphesiz İslam geliyor. Doğrusu İslam’ın böylesi içsel-dışsal bir tartışmaya ihtiyacı da var. Lakin İslamiyet henüz demokratik değerleri tam içselleşmeden Muhammedî kimliğinden uzaklaştı ve bu çizgiye dönüş yapamadığı için de malesef çağın şartlarına göre reformlar yapma becerisini gösteremedi. Dolayısıyla diğer dinler gibi değişim ve dönüşümünü gerçekleştiremeyen bir din olarak kaldı. Bu yüzden onun üzerinden yürütülen tartışmalarda genelde dağınık, sonuçsuz ve iktidar temelli bir anlayışa hizmet eder hale geldi. 

Bunun yarattığı atmosferden olsa gerek bu din, dini kesimler tarafından sürekli övülen, üzerine titrenilen ve tapınılan bir inanç biçimiyken, kimi kesimlerce de hiç hoşlanılmayan, sürekli mesafeli durulan ve nefret edilen bir inançsal forma dönüştü. 

Bugün İslam dini üzerinde yapılan tartışmalar kördüğüm haline gelmiş durumda. Açmazları yoğun olan fakat reform kabiliyeti kaybolan, gittikçe tutuculaşan ve bağnazlaşan bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu nedenle yaşanan ve yürütülen tartışmalar İslamı özüne dönüştürmekten ziyade daha fazla iktidar güçleriyle anılmasına, bozulması ve deforme olmasına sebep olmakta; elit kesimler eliyle de demokratik özgürlükçü karakterinden uzaklaştırılıp tekelleşen, iktidarlaşan ve yozlaşan bir zemine çekilmektedir. Oysa İslam’ın özünde demokratik kimliği esas alan, adaleti ve eşitliği savunan, dolayısıyla ezilenlere yakın duran bir çizgi ve fikriyat vardır. 

Bundan dolayı günümüzde yapılan ya da gelecekte bu konu üzerinden yapılacak tartışmaların bu doğrultuya çekilmesi şarttır. Şayet bu olmazsa/gerçekleşmezse ezilenleri daha uzunca bir süre iktidar İslamcıları (Buna sulta veya karşıt İslam da diyebiliriz) tarafından yönetilecek ve yönlendirecektir. Bu yüzden bizlerin (İslamın demokratik karakterini, kimliğini benimseyenlerin, savunanların) öncelikli görevi iktidar İslamcıları eliyle yönetilen tartışmalara müdahalede bulunarak, bunu doğru zemin ve platforma çekmek olmalıdır. Çünkü İslam’da demokratik eşitlikçi yaşamı önceleyen, adaletten ve özgürlükten yana tercihte bulunan bir çizgi, duruş hep vardı ve bu hat halen de bulunmaktadır. Bunun en bilinen temsilcisi Sahabe Ebûzer efendidir. 

Sahabe Ebûzer Gîffarî, şovenist Emevi iktidar tekellerine karşı İslam’ın demokratik-eşitlikçi karakterini benimseyen ve bunu topluma yayan dönemin ender alimlerinden biridir. Ezilenlerden yana duran bu yaklaşımı ile Halife Osman ve Muaviye gibi sulta sahiplerinin öfkesini, kinini ve şerrini üzerine çekmiş; buna rağmen bildiği yoldan dönmemiş, Ümeyye oğullarına boyun eğmemiş ve ödün vermemiştir. 

Emeviler’in aşırı savurganlığı, şatafatlı yaşamı Araplar’ı üstün ırk olarak öne çıkarma ve diğer halkları mevali (köle) olarak gören baskıcı anlayışı; özellikle fakirler, züht ve takva sahipleri tarafından eleştirilmiş, tavır alınmış, karşı duruş sergilenmiştir. Sahabenin büyüklerinden olan Ebûzer el Gîffarî, bunların en başta geleni ve en çok bilinen simasıdır. Muaviye ile arasında bu konuda yaşanan bir tartışma tarih sayfalarına yansıyan en öğretici, güzel örneklerden biridir. 

Sahabe Ebûzer, İslamın gerçek kurallarına sıkı sıkıya bağlı bir şahsiyettir. Ona göre bir müslümanın mahfına yol açacak en tehlikeli şey, servet biriktirmesi ve savurganlık (israf) yapmasıydı. “Bir müslümanın bir gün ve gece yiyecek ve içeceğinden veya Allah yolunda dağıtacağı miktardan daha fazla bir şeye sahip olması caiz değildir” der. 



Bu düşüncelerini yaşamda da pratikleştirmeye çalışan Ebûzer, Şam’da toplumun çeşitli kesimlerine bu doğrultuda nasihatlerde bulunur ve vaazlar verir: “Ey zenginler takımı! Fakirlere eşit muamelede bulununuz. Altın ve gümüşü saklayıp da Allah yolunda harcamayanlar, kıyamet günü ateşten damgalarla alınlarının yan taraflarının, bellerinin dağlanacağından emin olsunlar”. Ebûzer bu şekilde konuştukça fakirler kendisine yakınlık duyar ve hayran kalırlardı. Bu fikriyat üzerinden örgütlenen halk kesimleri zamanla zenginlere karşı bir baskı grubu oluşturur. Bundan rahatsızlık duymaya başlayan servet sahipleri Muaviye’ye haber vererek, Ebûzer’i şikayet ederler. Öncelikle Muaviye’nin kendisi olmak üzere, zenginler daha çok Ebûzer’den rahatsızdı. Çünkü Sahabe Ebûzer, birkaç kez Muaviye’yi mal biriktirmeme ve biriktirenlere fırsat vermeme konusunda uyarmış ve bazı ithamlarda bulunmuştur. Örneğin, Muaviye Şam’da el-Hadra Sarayı’nı inşa ettirdiğinde Ebûzer’e “Bunu nasıl görüyorsun” diye sormuş. 

O da Muaviye’ye “Eğer bu sarayı Allah’a ait mallardan yaptırdıysan Allah’a hıyanet etmişsin. Eğer kendi paranla yaptıysan o zaman da savurganlık yapmışsın” diye cevap vermiştir. 

Muaviye, Ebûzer’in bu uyarılarından son derece rahatsız olduğundan kendisini bertaraf etmek için fırsatlar kollamaya başlar. Bununla yetinmez, bir de komplolar tertip eder, bu yönlü arayışlara girer. Bir seferinde Ebuzer’e postacısıyla bin dinar yollar. Amacı, Ebûzer’i bu parayla tahrik etmek, aldatmak ve sonra da para biriktirmek suçuyla itham edip samimiyetsizliğini ispat etmekti. Ebûzer dünya malını önemsemediğinden dolayı kendisine gönderilen bin dinarı alır almaz fakirlere dağıtır. Muaviye onun parasını aldığı gibi dağıtacağını bildiğinden, parayı postacısıyla göndermiş ki, Sahabe Ebûzer fırsat bulup paraları fukaraya dağıtamasın! Fakat Ebûzer Gîffarî bu parayı aynı gece fakirlere vermiştir bile. Ertesi gün sabah erkenden bir adam Ebûzer’in evine gelerek paraları yanlışlıkla kendisine vermiş olduğunu söyleyerek geri ister. Ebûzer, parayı fakirlere dağıttığını, geri iade için kendisine üç gün mühlet verilmesini ister. Bunun üzerine Muaviye, Ebûzer’i suçlayacak hiçbir gerekçe bulamaz. Ondan kurtulmak için bu kez Hz. Osman’a yazar ve “Ebûzer Şam’ı bir fitne fesat yuvası haline dönüştürdü” der. 

Şam’ın ölçüsüzlüğü, aşırı israfı, şatafatlı yaşamı Muaviye ve onun gibi düşünen Ümeyye oğulları için sorun olmazken İslam’ın öz değerlerine sahip çıkan, bunu toplumla paylaşan Sahabe Ebûzer’in duruşu “fitne fesat” olarak görülür ve paylaşılır. Hz. Osman buna cevap olarak, “Ebûzer’i mindersiz semerli bir deveye bindirerek yanıma gönder” emrini verir. Özünde bu bir cezalandırma yöntemidir. Verilen mesaj ise çok açıktır “İktidar-Sulta İslam ile bütünleşmezsen yaşam şansı bulamazsın!”dır. Fakat bu yıldırma, itibarsızlaştırma girişimleri de Sahabe Ebûzer’in şahsında demokratik İslam geleneği üzerinde itibar bulmaz. Ebûzer Medine’ye varınca Halife Osman onu sorgular ve isteklerini sorar. Ebûzer hiçbir kaygı taşımadan “Ümeyye oğullarının hırs ve açgözlülükte çok ileri gittiklerini ve Hak yolundan saptıklarını söyler. İktidar sahipleri zorba oldukları kadar arsızdırlar da. Eksikliklerinin, yalanlarının, utançlarının, rezilliklerinin suratlarına vurulmasından, görünür kılınmasından hiç hazzetmezler. Yalan yaşamaya alışmışlardır bir kere. Böyle de sürüp gitmesini arzularlar hep. Ebûzer’in ’Ümeyye oğulları hırs ve açgözlülükte çok ileri gittiler ve Hak yolundan saptılar” sözü, Hz. Osman’ın suratına tutulan bir aynadır esasında. Halife Osman kendisine yansıyan şekilde, Ümeyye oğulları şahsında kendi hırsını ve hak yolundan sapan, uzaklaşan duruşunu görür. Çünkü o da Ümeyye oğullarındandır ve onları bu hale getiren, kendilerine sınırsız yetki tanıyan, azgınlaştıran, pervasızlaştıran kişinin ta kendisidir!

Bunun üzerine Hz. Osman daha da ileri gider. Kuvvet kullanarak Ebûzer’i Medine’den çıkartır. Kendi köyü Rezebe’ye gönderir. Ebûzer için esas olan doğru yaşam ölçüleridir. Köy, şehir, kasaba ya da ıssız bir yerin pek farkı yoktur onun nazarında. İslam’ın öz değerlerine göre yaşamaktır esas olan. Sahabe Ebûzer, vefat edinceye kadar kendi köyünde yaşar. Onun bu mütevazı, örnek yaşamı, İslam’ın peşinden koşan ezilen kesimlere cesaret verecek, sulta İslam sahiplerine karşı hiç bitmeyecek, dinmeyecek bir direniş kıvılcımına dönüşecektir. 

Sahabe Ebûzer Giffari’nin sürgün olarak yaşayıp vefat etmesi, Hz. Osman aleyhindeki fitneyi iyice körükler ve kendisine karşı olanların düşmanlığını arttırır. Nitekim Hz. Osman’ın 657 yılında öldürülmesiyle bu düşmanlık alenen görünür hale gelir. İslamiyette yeni bir dönemi aralayacak olan ‘Fitne olayı’ bu suikastle başlar ve binlerce müslümanın sebepsiz yere katline kapı aralar. 

Demokratik İslam geleneğine sahip toplum kesimlerinin Sahabe Ebûzer’in yaşamından çıkaracakları dersler ziyadesiyle mevcuttur. İslam’ın özü Ebûzer’in temsil ettiği çizgi üzerinden ilerler. Bu çizgide israf, hor görme, değersizleştirme, çıkarı ve bencilliği öncelleme, yalana dolana meyletme, itibarsızlaştırma, biriktirme yoktur. Bir başka deyişle maddiyatla bütünleşen ve bu yolla değersizleşen yaşam yoktur. Ebûzer bunu kendi kişiliğinde somutlaştırmış, yaşamış, yaşatmıştır. Bu yüzden toplumun bütün ezilenlerince sahiplenilmiş, sevilmiş ve hep el üstünde tutulmuştur. Ebûzer iktidar/sulta İslam’ın tüm kirli yöntemlerine karşı mütevazı yaşamı ve duruşuyla örnek olmuş, komploları boşa çıkarmıştır. Yine mütevazı kişiliğiyle sulta İslam’ın tüm cezalandırma, yıldırma ve bıktırma yöntemlerini bertaraf etmiş, muazzam bir sabırla direnç göstermiş, hiç yılmadan, bıkmadan mücadelesini sürdürmüştür.

Bizler de bugün onun bıraktığı mirası devralıp sulta İslam sahiplerinin ötekileştiren tutumlarını, her şeyi değersizleştiren tavırlarını, toplumdan gaspettikleri mal varlıklarını, sınırsız yalanlarını, israflarını, savurganlıklarını hep bir ağızdan ama hiç korkmadan, ürkmeden ve yılmadan haykırabilmeliyiz. Saray sahiplerine Ebûzer gibi “Bu sarayı Allah’a ait mallardan yaptırdıysan Allah’a hiyanet etmişsin; halkın parasıyla yapmışsan hem çarpmışsın hem de israf etmişsin” diye haykırabilmeliyiz. 


* Şakran Cezaevi


218

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA