Gülnaz Ana: Özgürlüğün yakasına yapıştım

“Meğer benim gibi adı Gülnaz olan, dağların uçurumlarında çığlıkları sallanan, binlerce kahraman varmış da benim haberim yokmuş. Neden bu kadar geç kaldım diye öyle hayıflandım ki. O yüzden bir daha hiç bırakmamacasına yapıştım yakasına özgürlüğün.”

13 Ocak 2018 Cumartesi | Kadın

EKİN ŞOREŞ


Bir sürgün, bir koparılmışlık, nar tanesi gibi savrulma hikayesi Gülnaz Ana’nınki. Toprağından sökülenlerin yaşadıkları trajedileri anlatmaya hiçbir ifade yetmez. Arkada bırakılan koca bir ülkenin acısını en iyi dengbêjler dile getirir herhalde. Göçün acıyla yoğrulması o ezgilerde dile kavuşur, mayalanır. 

Gülnaz Agit’in hikayesi, hem bir ‘göç’ hem de bir ‘kendini bulma’ mücadelesinin hikayesidir. Gülnaz Ana aslen Bazîdli. Birçok medeniyetin bileşkesi Bazîd. Kimler gelip geçmemiş ki? Urartular, Persler, Romalılar, Araplar, Bizanslılar, Osmanlı ve Ruslar… Tam bir kültür mozaiği. Ağrı’nın semaya ulaşan zirvesinin, dik mağrur duruşunun nelere kadir olduğunu, ilham verdiğini hepimiz biliriz. Ağrı’nın eteğine gelen Rus şair Puşkin şöyle der; “Efsanevi dağa var gücümle baktım. Hazreti Nuh’un ve nice peygamberin nefes aldığı, halk ozanlarının söylenceler düzdüğü dağ, insanlığın beşiğidir”. Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı efsanesinde anlattığı gibi, aşka ve inanca en çok konu olan yerlerdendir. Mem ile Zîn, Kerem ile Aslı, Siyabend ile Xecê öyküleri hep Ağrı çevresinde döner durur. Ağrı Dağı’nın eteklerindeki bu kültür çeşmesinden, el topraklarına sürülmüş Gülnaz Ana. Kökü bu denli derin, zenginlikle örülü Ağrı Dağı’ndan olduğu için de gittiği her yerde tutunmayı bilmiş, yaprakları dökülse de damarlarını toprağa bırakmıştır. 


Yaşamı yaşamadan kaderi belirlenmiş

Gülnaz Ana Ermenistan’da doğuyor, dördüncü sınıfa kadar burada okuyor. Sonra işsizlik ve yoksulluktan ötürü Gürcistan’a göç başlıyor. Çocuk yaşta elbet anlamıyor olan biteni. Onun anımsadığı kadarıyla zoruna giden tek şey, arkasında bıraktığı oyun arkadaşları, içinde oynadıkları bahçeleri ve beraber yattığı kuzusu. Her Kürt çocuğu o kahredici, yabanıl duyguyu yaşamıştır. Gülnaz Ana da yaşayanlardan. Gürcistan’a gelince bırakmış okulu. Oyunlara, sıralara, tebeşir tozuna çok erken veda etmiş. Evin büyüğü olmanın bedelini öder gibi atılmış hayatın içine. Her zaman kız çocuklarının payına düşen, yaşamı yaşamadan kaderi belirlenilmişlik hali, onu da yarmış geçmiş. 



Hep başkaları için yaşamak

Geçim sıkıntısının derdine düşen anne ve babasına yardım için kardeşlerine bakmış, ev işlerini omuzlamış, başkaları için yaşamayı sürdürmüş. Gürcistan’ı seviyormuş Gülnaz Ana. Niye sevdiğini sorduğumda coğrafyasının Kürdistan’a benzediğini söylüyor. Dağları, suları, toprağının verimi ona ülkesini anımsattığı için bırakıp Moskova’da yaşadığı çocuklarının yanına gelmek istemiyor. Gülnaz Ana on altı yaşında amcasının oğlu ile evlendirilmiş. On yedi yaşında ilk çocuğunu doğurmuş. On sekiz yıl kayınvalide, kayınbaba ve dört eltisiyle birlikte aynı evde yaşamış.


Ülkemi görmüş gibi oldum

Gülnaz Ana’nın bu çok bildik yaşamı 93’ten sonra sihirli bir değnek değmiş gibi değişir. O tarihlerde Apocular’la tanışır. Kendine hayran bıraktıran, insanın ruhuna nakşolan, efsanevi, alınlarında yıldız taşıyan çocuklarla… “Onları görünce içimde hep saklı tuttuğum, özlemini bağrına bastığım ülkemi görmüş gibi oldum. Birilerinin yitik toprağım için canlarını feda ettiklerini duyduktan, gördükten sonra daha fazlasını görmek için ömrüme ömür eklemek istedim. Evimin kapısını onlara açtığımda sanki güneş doğuyor, nur yağıyordu üstüme. Sevgimden ne yapacağımı bilmiyordum. Ne yedirseydim, ne içirseydim, ne yapsaydım onlara. Sonradan anladım ki onlar, kendilerini dünyevi olan her şeyden arındırmışlardı. Özgürlük sevdalılarını görmek, benim için yeni bir doğuştu. Meğer benim gibi adı Gülnaz olan, dağların uçurumlarında çığlıkları sallanan, binlerce kahraman varmış da benim haberim yokmuş. Neden bu kadar geç kaldım diye öyle hayıflandım ki kendi kendime. O yüzden bir daha hiç bırakmamacasına yapıştım yakasına özgürlüğün.” 


Devlete meydan okudum

O saatten sonra hayatı değişir Gülnaz Ana’nın. Artık evcil ve yerleşik hayaller ona çok basit gelir. Bundandır sadece çocuklarının değil, ülkesinin anası olmaya karar verir. Oğlunu da kendi elleriyle gönderir kutsal mekanlara. Özgürlük mücadelesi öyle bir ateştir ki bir kez yüreğine düştü mü söküp atmak zor. Bu ateş sana ait olmayanı yakan, ait olanı gürleştiren, çoğaltan bir meşale gibi. Oğlunun gidişine de bu şekilde yaklaşıyor Gülnaz Ana; “Devlete de meydan okudum. Evimi bastıklarında ‘Siz nasıl ülkeniz Abhazalarla savaşa girdiğinde çocuklarınızı gönderdiyseniz, benim ülkem de işgal altında. Ben de sömürgecilerin elinden, ülkemi savunmak için gönderiyorum oğlumu’ dedim.”


Bana delirmiş diyenler bile oldu

Eşiyle mücadelesi de ayrı bir hikaye. “Özgürlük mücadelesiyle tanışıncaya kadar benim için çizilen sınırların ötesi yoktu. Mücadele bilinci kazandıkça toplulukların karşısına çıkıyor, verili olan her şeyi ters yüz ediyordum. Bana delirmiş diyenler bile oldu. Evet deliydim. Ülkeme, halkıma ve Önderliğime aşık olmuştum. Bu toplumsal aşk bana her türlü zorluğu aşma iradesini veriyordu. Evinin avlusu dışında başka bir yere çıkamayan ben, artık halka sesleniyor, ev ev dolaşıyor, mücadele bilincini yükseltmeye çalışıyordum. Bu yıkılmaz azmimden dolayı eşim de değişmek zorunda kaldı. O kadar yurtseverleşti ki, felç geçirdiği halde sakat ayağıyla ev ev dolaşıp, propaganda çalışmalarını yürüttü. Soluğu kesildiğinde ağzından çıkan son söz ‘Bijî Serok Apo’ ve ‘Beni Amed’e gömün’ oldu. İşte özgürlük mücadelesi böyle bir fırtınaydı. Hiçbir ocağı yakmadı, tüm ocaklara yeniden hayat verdi. Eşimin mezarına Amed’den toprak getirdim. İnanır mısınız; bu toprağın üzerinde yeşeren çiçeklerle tüm mezarlığa çiçek bırakıyoruz.”


Bir elma ağacı gibiyiz

Aynı zamanda KNK üyesi olan Gülnaz Ana on bir yıldır Gürcistan’da yaşıyor. Evini adeta bir dergaha dönüştürdüğünü ifade ederek şöyle devam ediyor; “Ruhum Apocu felsefe sayesinde bir kuş gibi. Gürcistan’da Ezidî Kürtler içersinde bir kimlik sahibiyim. Toplumumun acısını hissediyor, onları mücadeleye karşı duyarlı hale getiriyorum. Ezidîler’in kafalarını karıştıranlara karşı mücadele ediyorum. ‘Biz bir elma ağacı gibiyiz. Kökümüz bir ama dallarında hem birbirine benzeyen hem de  benzemeyen birçok elma var. İnançlarımızın farklılığı bizim zenginliğimiz, bu farklılığı öne çıkarıp tekleştirmek, kimlikleştirmek bizi bitirir’ diyerek onlara hakikati göstermeye çalışıyorum. Gürcistan’da yirmi bine yakın Ezidi Kürt yaşıyor. Kendi kendime diyorum ki ben orada olmalıyım, onların arasında. Önder Apo’nun biz kadınlara verdiği o sınırsız güveni, inancı ve bilinci son nefesime kadar anlatmalı, yaymalı ve paylaşmalıyım.”

Gülnaz Ana kendini aşmış, hakikatin yolunda ilerleyen, özgürlük felsefesiyle her gün kendini yeniden var eden bir kadın. Bu mağrur ve onurlu duruşundan dolayı sadece Ezidîler içinde değil, Gürcüler, Ermeniler ve Ruslar tarafından da sevilip sayılıyor. Mücadeleye karşı sevgi ve saygının oluşmasında da büyük emeği olan Gülnaz Ana ”Ne mutlu bana ki bu dünyadan gözlerim açık göçmeyeceğim” ifadesiyle sözlerini sonlandırıyor.



256

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA