Fransa cinayeti nasıl örtbas etti?

9 Ocak 2013 tarihinde üç devrimci Kürt kadını Paris’te katledildi. Ortaya çıkan belge ve bilgiler cinayet talimatının Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verildiğini gösteriyor. Bütün somut kanıtlar ortada dururken, Fransız yargısı cinayeti hasıraltı ederek, hukuk cinayeti işlenmiştir.

05 Ocak 2018 Cuma | Dizi

Fuat KAV


9 Ocak 2013 tarihinde üç Kürt kadını Paris’te katledildi. Her biri ayrı ayrı misyonu olan üç Kürt kadını Paris’in tam orta yerinde, bulundukları çalışma bürosunda hunharca öldürüldü.

Sakine Cansız, PKK’nin kurucularındandı. Hayatını Kürt halkının ve kadınların özgürlüğüne adamış önder bir kadındı. Cezaevinde, dağda ve sürgünde kalmış, her üç alanda da büyük kavgalar vermiş, mücadeleyi, özgürlük ve doğru bir yaşamın gerçekleşmesi için bıkıp usanmadan kavga etmişti. Sakine Cansız herkes için; her Kürt kadını ve erkeği için sembol bir şahsiyetti. İdeolojik-düşünsel ve direnişçilik yönüyle örnek teşkil edecek bir kadın devrimci olarak mücadelenin en ön saflarında yer alıyordu.

Fidan Doğan, bir Kürt diplomatıydı. Hem diplomatik çalışmalarıyla örnek teşkil eden hem de Güneybatı Kürdistan’daki gençliğe emsal olan bir kadın devrimciydi. Leyla Şaylemez ise Kürtlerin kurtuluş mücadelesinde en ön saflarda yer alan genç bir Kürt kadınıydı. Bu nedenle Sakine Cansız ve iki arkadaşı hedef seçilmişlerdi. Böylece hem sembol olan şahsiyetler ortadan kaldırılmış olacak, onların şahsında Kürt özgürlük mücadelesinin saflarında bulunan binlerce kadın katledilmiş olacak hem de tüm Kürtlere gözdağı verilecekti. Amaç buydu.


Fransa davayı hasıraltı etti

Tüm bunlar biliniyor ve tam beş yıldır Kürtler tarafından örnekleriyle birlikte yazılıyor. Yeterince bilinmeyen şey katilin öldürülmesi ve ardından Fransa’nın bu davayı düşürmüş olmasıdır. Aslında Kürtler bunu da çok yazdı. Bu konuda birçok belge sundu. Basına katilin ve katile “öldür” talimatını verenlerin ses kayıtları da yansıdı. Hatta katil Ömer Güney’le diyalog halinde olan ve onunla konuşanlardan birinin sesinin kime ait olduğu tespit edildi. Ancak buna rağmen Fransa sorunu ciddiye almadı. Daha doğrusu davayı hasıraltı etme tutumunu benimsedi. Daha da anlaşılır bir ifadeyle Fransa bilinçli olarak davayı düşürdü. 

Bu, ciddi bir iddia, ama iş olsun diye, Fransa’yı suçlayalım diye böyle konuşmuyoruz. Bir savcının, bir yargıcın elinde bulunan mevcut delillerle davayı düşürmesi mümkün değildir. Katil Ömer Güney öldürülse veya onların deyimiyle ölse bile mevcut delillerle yargılanacak o kadar kişi ve hatta devlet var ki. Demek ki sorun “iyi” veya “kötü” savcı ve hakimlerden kaynaklanan bir sorun değildir. Cesur bir savcının veya hâkimin olmaması belli bir yere kadar sorun yaratsa da esas olarak sorun Fransa hükümetinin bu konudaki politik tutumudur.

O kadar delil var ki, o kadar belge var ki, cinayeti işleyenlerin ses kayıtları bile var. Cinayeti işleyen bir katilin sesinden daha somut nasıl bir delil olabilir ki? Almanya merkezli bir blog sayfasında kamuoyuna sunulan ses kasetinde Ömer Güney “Sakine Cansız’ı vuracağım” diyor. Sadece Sakine Cansız ve arkadaşlarını değil, “öldürmem gerekenler daha var” diyor. 

Diyelim ki, Ömer Güney öldürüldü veya klasik deyimle öldü. Ama ses kasetinde “Ozan” denilen MİT elemanın sesi de var. Ozan”a ait oluğu kesinleşen ses, cinayete ilişkin katil Ömer Güney’le cinayetin nasıl işleneceğine dair geniş geniş ölüm fermanını çıkartıyor, üstelik sadece ferman çıkartmıyor aynı zamanda cinayetin planlamasını da yapıyor.


Peki Ozan kim?

Paris cinayetini işleyenlerden biri olan MİT elemanı Ozan’ın gerçek ismi, Ahmet Yurdakul’dur. Çeşitli illerde MİT sorumluluğunu yapmış bir eleman. En sonunda da MİT’in merkezinde görevlendirilmiş güvenilir bir kişi. Ozan’ı, yani Ahmet Yurdakul’u tanımayan yok. MİT içinde farklı eğilimlere, değişik gruplara sahip bir kişi de değildir, en azından MİT’in genel görüşü bu temeldedir. Bunu bizzat MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın söylediğini gayet iyi biliyoruz. Neden bunları söylüyoruz: Çünkü MİT elemanı Ozan’ın, yani Ahmet Yurdakul’un paralel devlet yapılanması denilen Fethullah Gülen’in adamı değildir. Hatta Erdoğan’a “baba Erdoğan” dediği de söylenmektedir.

O zaman rahatlıkla şu sonuca ulaşabiliriz: Paris’te üç Kürt kadının hunharca katledenler MİT’in içinde farklı gruplara sahip kişiler değildir. Cinayet, MİT’in, Erdoğan’ın talimatıyla işlenmiştir. Fransız savcı cinayeti işleyenin MİT içinde olduğunu söylüyor, iddianameyi bu eksen üzerinde hazırlıyor. Ancak MİT içinde yer alan bu kişilerin MİT’e rağmen mi, yoksa MİT’in talimatıyla mı cinayeti işledikleri konusunda kesin bir sonuca varamadığı için başlangıçta izlediği doğru yoldan sapıyor. Savcı farklı düşündüğünden dolayı cinayeti yanlış formüle ediyor, yanlış formüle ettiği için de çok daha yanlış ve vahim olan adaleti öldüren bir sonuca ulaşıyor.

Savcıya göre “Türkiye cinayetten dolayı yargılanamaz, çünkü kesin delil yoktur.” Savcı daha nasıl delil istiyor, bilemiyoruz. Burada savcıyı doğru yoldan yanlış yola saptıran başka bir gücün varlığından bahsetmek gerekiyor.


4 MİT elemanı imzalı belge

Biraz geriye giderek bazı somut belgeleri savcıya yeniden hatırlatmamız gerekiyor. Biliyoruz ki ses kaydından hemen sonra MİT’in önde gelen elemanlarının imzaladığı bir belge ortaya çıkmıştı. “Gizli” diye geçen belgenin başlığı şöyle:” KONU: Sara kod Sakine CANSIZ.” 18/11/2012 tarihli olan belgede Sakine Cansız’ın öldürülmesi kararı yer alıyor. Belgenin altında cinayete onay verenlerin imzaları da var. Bu kişiler tanınan, bilinen ve hepsi de MİT’in önemli mevkilerinde görevli olan MİT ‘in yöneticileridirler. İmzası olanlar, yani Sakine Cansız ve iki arkadaşını öldürülmesine onay verenlerin imza sahipleri de şunlardır: Şb. Md. O. Yüret/ D. BŞK. U.K.Ayık/ BŞK.YRD.V. S.Asal/ Bşk. H. Özcan.

Türk devleti önce belgenin sahte olduğu açıkladı, daha sonra MİT’in kendisi filigranlı kağıtların kendi kurumuna ait olduğunu, ancak yazılanların sahte olduğunu belirtti. Oysa imza atanların imzaları ile belgenin altında atılan imzalar aynıydı. Yani imzalar sahte değildi. İmza sahiplerinden herhangi bir açıklama yapılmadı, önce hükümet yetkilileri, daha sonra MİT kurumu açıklama yaptı. Bu belge MİT’in cinayet işlediğini söylüyor, bundan daha somut belge olamaz. Cinayetin belgesi, “gizli” denilen belgedir. Belge imzasız değil, tam dört MİT elemanın imzası var ve ayrıca bu belgede” olası harcamalar için 6.000 Avro ödeme yapılmıştır” diye yazılmaktadır.

Belgede imzası bulunan Haluk Özcan, işlenen bir cinayetten dolayı Türk savcılarına ifade vermesi için çağrı yapılıyor. Ancak son anda işlenen cinayetten dolayı değil, Haluk Özcan’ın paralel devlet yapılanması ile irtibatı bulunduğundan dolayı ifade verilmeye çağrılmıştır. Bu ifade değişikliği büyük ihtimalle Paris cinayeti ile ilgilidir. Çünkü daha sonraki günlerde Erdoğan, Paris katliamının sorumluluğunu paralel devlete yükleyecekti.

Ne yazık ki Fransız savcı, bu belgeyi de görmezlikten gelmiştir. Bu kadar somut delillere rağmen “cinayeti MİT mi yoksa paralel devlet mi işledi sorusuna kesin bir yanıt veremeyiz, muğlak bir durumdur, o zaman en doğrusu davayı sadece elimizde bulunan katil Ömer Güney’e yükleyelim” deme noktasına getirmişti. Esas doğrudan, adaletten uzaklaşma ve bazı güçlerin denetimine girme burada başlamıştır. Oysa muğlak hiçbir şey yoktur. Her şey açık ve nettir. Cinayeti işleyen Türk devleti ve onun başındaki Erdoğan’dır. Ancak bu kez savcı Paris’in tam orta yerinde adaleti öldürmüştür. Bu kez Paris’te hukuk cinayeti işlenmiştir.


Bitmedi daha. Delillerden daha çok ne var ki?

Ömer Güney, cinayetten altı ay önce 3 kez Türkiye’ye giriş çıkış yapmıştır. Ömer Güney’ın tüm telefon görüşmeleri tespit edilmiştir. Fransız savcı bu telefonların kime ait olduğuna dair Türkiye’den bilgi istemiştir, ancak Türkiye bilgi vermemiştir. Sadece vermeme değil büyük bir öfkeyle reddetmiştir. Savcı, Güney’in NOKIA marka cep telefonunda bulunan ve hemen hemen hepsiyle konuşma yapmış olan 13 numarayı Türk devletine sormuştur. Bu numaralardan biri, MİT Erzurum Bölge Başkanlığı’na ait numaradır. Ömer Güney Avrupa’da, Paris’te onlarca kez MİT Erzurum Bölge Başkanlığı’na ait telefonla görüşme yapmıştır. Görüşme yaptığı kişi Ömer Güney’in “bey” diye hatip ettiği kişi K.T’dir. Ömer Güney, Türkiye’de bu kişiyle onlarca kez konuşmuştur. Bu da tespitlidir. Ancak Ankara bu konuda herhangi bir bilgi vermiyor. Savcı bu konuyu da “sorun” yapmıyor. Adeta “devlettir, biz de olsaydık, Ankara’nı göbeğinde üç kadını katletseydik ilgili devlete bilgi vermezdik” dercesine Ankara’nın cinayetle ilgili bilgi akışını engelleyen tutumunu normal görüyor.


Savcı delilleri ortadan kaldırmak için çalıştı

Paris savcısına göre MİT ajanı olan Ruhi Semen, tutuklanmasından on gün sonra Ömer Güney’in ziyaretine geliyor. Savcı, gelen ziyaretçi için önceden görüşme yerine alıcı yerleştiriyor. Ömer Güney’ın tüm konuşmaları kasete alınıyor. Hastaneden kaçırılması gerektiğini, ne pahasına olursa olsun, on kişi de ölse mutlaka çıkması gerektiğini ısrarla belirtiyor. Ömer Güney, Ruhi Semen’in, ziyaretçi kabinine girer girmez “burada yerin kulağı var, bana söyleyeceklerini kağıda yaz ve sonra sil” diyor. Güney, Almanca ‘annecim’ manasına gelen “mutti” ve “bey” kelimelerini kullanıyor. Semen dinliyor, Güney devam ediyor: “Beyin ne dediğini söyle. Bu benim tek garantim. Annenin kararına güveniyorum.”

Semen, Ömer Güney’ın söylediği kritik şeyleri not ediyor. Ayrıca el yazısıyla bazı notları “anneye’ verilmek üzere Ruhi Semen’e veriyor. Tetikçi Ömer Güney, ısrarla bunları ‘anneye’ ver. Bir de “sakladığım şeyleri çıktığımda ona teslim edeceğim, ama beni mutlaka buradan çıkartsınlar yoksa iyi olmaz “diyor.

Tüm bunlara rağmen Fransa, cezaevi çıkışında Ruhi Semen’i alıp sorgulama gereğini duymuyor. Semen cezaevinden elini kolunu sallayarak çıkıyor. Oysa cebinde Ömer Güney’in cinayetle ilgili verdiği mesajlar ve tuttuğu bazı el yazıları var. Cezaevi çıkışında alınsa, elindeki yazılı belgelere el konulsa tetikçi Ömer Güney’le birlikte Türk devleti de cinayet kürsüsünde oturtulacağı kesindir. Ancak Fransa bunu yapmıyor. Almanya’ya verdiği bilgiler temelinde birkaç gün sonra evi aranıyor. Evinde bazı not ve mektuplar çıkıyor. Bu mektuplarda da ciddi bilgiler var, ancak savcılık bunları da es geçiyor.

Savcı iki yıl boyunca soruşturmayı derinleştirmek için değil de, var olan delileri ortadan kaldırmak için çalışmış sanki. İnsan böyle bir sonuca ulaşıyor. Fransa baştan beri hep gevşek yaklaştı, cinayeti ciddiye almadı. Hatta katliamı saptırarak “iç meseledir, iç infazdır” deme noktasına getirmek istedi. Bu konuda Türk devleti ile aynı doğrultuda demeçler verdi. Başlangıçta soruşturmayı da bu eksende yaptı. Kimi somut belge ve bulgulardan hareketle “iç infaz” tezini sürdüremedi. 

Paris cinayeti Türk devleti tarafından gerçekleştirdiği kesindir. Çok bilgi, belge ve bulgu var. Başbakan Erdoğan’ın birçok kez “onları bulundukları yerde vuracağız” dedi. Yine Erdoğan’ın, “onları beklemeyeceğiz, yurt dışında da olsa biz onlara gidip icabına bakacağız” sözü de meşhurdur. Paris cinayeti öncesinde de sonrasında da birbiriyle bağlantılı o kadar açık ve net deliller var ki, gerçekten de Türk devleti değil bir sefer on sefer yargılanacak düzeyde bulgular var.

Almanya’nın 2014 tarihinde gerçekleştirdiği bir operasyonla “Büyük Abi” kod adlı Muhammed Taha Gergerlioğlu, Ahmet Duran Y. ve Göksel G. adında üç MİT ajanı yakalandı. Muhammed Taha Gergerlioğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski danışmanıydı. “MİT bunlarla ilgili olarak bizimle herhangi bir bağları yok” diye açıklama yaptı. Oysa “Büyük Abi” denilen Muhammed Taha Gergerlioğlu aynı zamanda MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın Almanya’daki kolu olarak faaliyet yürütüyordu.

Dahası var: Ömer Güney ve Ruhi Semen, Gergerlioğlu ve ekibinin içinde yer alan iki tetikçi ajandır. Ruhi Semen ve Ömer Güney’in Gergerlioğlu’na bağlı çalışan iki kiralık katildir. Güney’in Almanya’dan Fransa’ya gitmesinin, daha doğrusu gönderilmesinin nedeni de Paris cinayetini işletmektir. Bunda Hakan Fidan’ın da, ‘Anne’ denilen Afet’in de, aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu’nun da haberi vardır. Sadece haberleri değil, cinayeti ortak bir biçimde planlamış ve işlemişlerdir. Bunu Paris savcısı da, hakimi de, Fransa içişleri bakanı da gayet iyi biliyor. Ancak devletlerin hukuku, adaleti ve hakkaniyeti olmadığı için, sadece çıkarlar ve para hesabı geçerli olduğu için bu cinayet şimdilik karanlıkta kalmaya devam edecek gibi. Ama yarını da vardır. Yarın cinayetin iç ve dış bağlantıları hepsi ortaya çıkacaktır. Buna eminiz…


1255

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA