Şêrko’nun senfonisi

Ailesinin doktor olmasını istediği Şêrko Kanîwar, atıkları müzik aletine dönüştürerek, çocuklarla birlikte doğanın ritmini yakalıyor. Bin çocuklu orkestrayı çalıştıran Kanîwar, “Hep çocuk kalacağım” diyerek içindeki çocuk ruhunu özetliyor.

15 Kasım 2017 Çarşamba | Kültür-Sanat

KENAN KIRKAYA /BARIŞ BOYRAZ  /MA /ANKARA


Savaş yerine siyasetin ön plana çıkarılmaya çalışıldığı, Kürtlerin kültürel haklarını yoğun ve yaygın bir şekilde talep ettikleri yıllardı. O dönemlerde tarihsel akışın bilinçli bir “rastlantısı” olarak buluşturduğu bu çocuklar çevreden topladıkları “atıkları” birer müzik aletine çevirerek sahne alıyor, kendi dillerinde şarkı söylüyor ve kendi varlıklarını bu yolla kanıtlamaya çalışıyorlardı. 

 

Projenin mimarı Kanîwar 

Doğanın ritmi ile çocukların ruhunu buluşturan bu projenin mimarı Şêrko Kanîwar. Hiç büyümeyen koca bir çocuk gibi olan Kanîwar, bu estetizmi hem kendinde var etti hem de kendi topraklarının dışına taşımaya başladı. Kısa süre önce Avrupa’ya giderek, onlarca değişik halktan çocuğa Kürt çocuklarının bu ruhunu akıtan Kanîwar, kısa süre önce de Ankara’ya gelerek Doğal Ritim Atölyesi çerçevesinde sahne aldı. 

Ankara’da röportaj yapma imkanı bulduğumuz Kanîwar, tıpkı sahnedeki gibi akışkan biri. Kanîwar’ı röportaj yapmak için bile olsa kameranın karşısında sabitlemek epey zor oldu. Kendisine “Biraz çocukça bir yanınız var” dediğinde, büyük bir kahkahalı ile ve kendisine yapılan en büyük iltifat edilmiş gibi mutluluk yaşayarak, “Hep çocuk kalacağım” diyor. 


 

Çer çöp orkestrası

Kanîwar’ın müzik serüveniyle “Çer çöp orkestrası” adı da verilen Doğal Ritm Orkestrası neredeyse büyük tesadüfler sonucu bir gelmiş ve vücut bulmuş. Kanîwar, 1995 yılında İstanbul’da ağabeyinin zoru ile bir müzik kursuna kayıt yaptırdığında hayatının tümüyle alt üst olacağından habersiz olduğunu belirtiyor. “Ağabeyim müzik kursuna gitmek için kendisine saz almıştı. Ancak daha sonra işleri nedeniyle, kayıt da boşa gitmesin diye beni kursa göndermek istedi” diyen Kanîwar’ın anlatımlarına göre, o güne kadar müzikten bihabermiş. 

Kanîwar, o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “Hatta abim beni kursa gönderdiğinde kendimi yerlere vuruyordum. Hiç bir zaman hayatımı müzik üzerinde yürüteceğim aklımdan geçmiyordu. Ailemde, sürekli benim ya doktor ya da mühendis olmamı istiyordu. Babam şoförlük yaptığı için asla elimizi direksiyona sürdürmedi. Ancak müziğe başladıktan sonra aslında farkında olmadığım bir müziğe yatkınlığım olduğunu anladım. Çünkü ben çocukken bizim köye düğün için gelen müzik gruplarından onlar gidene kadar ayrılmıyordum. Ama bunun bendeki müzik yatkınlığı olduğunun farkında değildim.” 

 

Sen ‘çingen’ olmuşsun 

Ancak yine de Kanîwar’ın müzikle ilgili keşkeleri var ve “Keşke 2-3 yaşımdayken müziğe başlamış olsaydım” diyor. Kanîwar, daha erken yaşlarda müziğe başlamış olsaydı, bambaşka bir yerde olacağına inanıyor.  

 Kaniwar, daha sonra müzik yolculuğunu üniversite öğrencisi olarak geldiği Amed’de sürdürmüş. Doğruca Dicle Fırat Kültür Merkezi’ni yolunu tutan Kanîwar burada, def ve diğer müzik aletlerini öğrenme kurslarına gidiyor. Üstelik elindeki defi gören ailesi Kanîwar’ı bir başka halka yönelik ayrımcılık üzerinden itham ediyor ve “Sen çingen olmuşsun” diyerek müzikten vazgeçirmeye çalışıyor. Okul ile müzik eğitimini iç içe yürüten Kanîwar, okulu bitirdikten sonra 3 yıl özel kurumlarda matematik öğretmenliği yapıyor. 

Artık aklında müzisyenlik olan Kanîwar, öğretmenlik yıllarını da “ekonomik mecburiyet” olarak tanımlıyor ve ekliyor: “Memur olmayacağım diye kendime söz verdim. 3 yıllık öğretmenlikten sonra Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesinde müzik çalışmalarına başladım ve böylece çocuklarla çalışmaya adım atmış oldum.” 


 

Doğal aletlerden orkestra

Doğal Ritim Orkestrası çalışması da yine bir başka tesadüfle başlamış. Kayyum öncesi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hazar kıyısında bir arsa alıyor ve burayı sosyal tesise dönüştürüyor. Belediye aldığı karar gereği de, yoksul ve dezavantajlı ailelerin çocuklarından her hafta 50 tanesini belirleyip buraya kampa götürmeye başlıyor.

Gerisini Kanîwar şöyle anlatıyor: “2006 yılında beni de müzik atölyesi için bu kampa davet ettiler. Yaz aylarıydı ve cırcır böceğinin sesini duydum. O zaman bu fikir aklıma geldi. ‘Burası doğal bir ortam. Doğal aletlerden bir orkestra kuracağız’ dedim. Ancak ne çıkacağını bilmiyordum. Ertesi gün çevreden ses çıkaracak, pet şişe, soda şişeleri, yoğurt kapları falan topladık. Çocuklar bu fikrime güldüler. Çünkü onlar herhangi bir müzik aleti bekliyorlardı. Onlarla biraz sohbet ettik. Doğanın kendi ritmi olduğunu, kalbimizin bir ritimle attığını, gece ve gündüzün, mevsimlerin, doğal olayların bir ritimle gerçekleştiğini anlattık. Çocuklar ikna oldu. Bunları çalmaya başladıktan 10 dakika sonra hepsi şok oldu. O sesi duyduklarında ve kendilerinin bu sesi çıkardığını düşündüklerinde… Çocuklara bunu nasıl bulduklarını sordum. Biri, ‘Ben sesimin notasını soda şişesinde buldum’ dedi. O zaman bu çalışmayı sonuna kadar sürdürmeye söz verdim.”

 Bu çalışmaları ilerleten doğal müzik aletlerini kullanarak oluşturduğu orkestranın seslendirdiği “Koçero” parçası anadil kampanyasının da reklam yüzü oldu. Kanîwar, aslında içindeki çocukla bu görüntü üzerinden sahnede çocuklarla büyüdüğünü göstermiş oldu. Kanîwar, 2006 yılında 50 öğrenciyle başladığı çalışmasını 2015 yılında bin çocuğun sahne aldığı bir konsere dönüştürdü. Şimdi her yıl konser vererek çocukları doğanın ritmi ile doğayı da çocukların ruhu ile buluşturmaya çalışıyor. 

 

İlk eylem Hasankeyf için

Bunun için ilk konserlerini de Hasankeyf’te verdi Doğal Ritim Orkestrası. 82 çocuğun katıldığı eylem grubun ilk çevre gösterisi oldu aynı zamanda. Doğaya yönelik saldırılara gösterdikleri duyarlılığı da Kanîwar, “Munzur’a yönelik saldırılarda da, ormanların yakılmasında da, Hasankeyf’in sular altında bırakılmasından da, doğanın ritmi bozuluyor” sözleriyle anlatıyor. 

 

Hem taş atıyorlardı hem müzik çalıyorlardı

Çocukların kendi ruhlarını doğanın ritmiyle buluşturmasını o dönem birileri de fırsata çevirmeye çalışmış. Bazı büyük TV kanalları orkestrayı canlı yayınlara konuk etmek istemiş. Kanîwar, o dönem gündemde olan “taş atan çocuklara” karşı kendi çalışmalarının kullanılmak istendiğini ve bu çalışmanın bir “rehabilitasyon” olarak görülmeye çalışıldığını belirterek, “Ama hakikat o değildi, o çocukların birçoğu hem değişik gerekçelerle taş atıyordu hem de müzik çalıyordu” diyor. 

 Kanîwar, bu süreci “çocukların müzikle eğitildiği bir süreç” olarak nitelendiriyor, ailelere de, “Çocuklarınıza kendi idealleri gerçekleştirebilecekleri koşulları yaratın” çağrısında bulunuyor. 

 

399 bin çocuk daha var

Bin kişilik çocuk korosu oluşturmayı yeterli bulmayan Kanîwar, “Biz bin çocuğu bir araya getirdik, ama Diyarbakır’da o yaş grubunda 400 bin çocuk var. Yani bizim ulaşamadığımız 399 bin çocuk daha var” diyor. Kanîwar, yürüttükleri çalışmanın aynı zamanda çocuklara müzik eğitiminin yanı sıra demokratik komünal değerler verdiğini dile getiriyor. 

 

Yüzde 100 Kürtçe

Çalışmanın Kürtçe ile ilişkisini ve kayyumların bu çalışmaya etkisini de değerlendiren Kanîwar, şunları söylüyor: “Bu çalışmayı şimdiye kadar Diyarbakır’da yürüttüğümüz için yüzde 100 Kürtçe yaptık. Ayrıca Diyarbakır’daki çalışmada sadece enstrüman çalmıyoruz, aynı zamanda şarkı söylüyoruz. Ankara’ya geldiğimizde çocuklarla Türkçe çalıştık. Bir hafta önce Amsterdam’a gittim orada da kendi dilimle çalıştım. Yani aslına bakarsanız şarkı söylenmezse bu çalışmanın herhangi bir dile ihtiyacı da yok. Vücut diliyle anlaşabiliriz.

 Kayyumlardan önce 300 çocukla bir araya geliyorduk. Ancak DBP’li belediyelere kayyum atandığı zaman ilk olarak kadınlar, çocuklar ve kültüre ilişkin çalışmaları hedef aldı. Kürt dili ve kültürü hedef alındı. Bu hizmeti vermek için imkanlar konusunda kayyımların atanması çalışmalarımıza negatif etki yarattı ancak, ruh ve motivasyon konusunda eskisinden çok çok daha iyiyiz.” 

Şêrko Kanîwar’ın bu çalışmada aldığı en büyük hediyesi de, kendisini ve yaptığı çalışmaları televizyon ekranlarında izleyen ailesinin artık çalışmalarını kabul etmiş olması.



352

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA