Arap baharı ve yeni Suriyeler

Rauf KARAKOÇAN

14 Kasım 2017 Salı | Forum

Her şey 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başladı. Muhammed Buazizi adındaki gencin kendisini yakmasıyla tetiklenen kitlesel kabarmalar bir dalga gibi Kuzey Afrika ülkelerine yayıldı. Ortadoğu ülkelerini de etkisi altına alarak devam etti. Toplam 19 ülkede etkisini hissettirdi. Arap Baharı Tunus’ta hükümeti değiştirdi, Libya’da Kaddafi’yi, Mısır’da Mübarek’i devirdi. Diğer ülkelerde de büyük ve küçük çaplı protestolarla etkisini sürdürdü. Halen de farklı bir biçimde devam etmektedir.

Arap Baharı’nın başlangıçtaki talebi son derece kısa ve netti. Demokrasi, özgürlük, insan hakları taleplerini öncelemişti.  Ardından usulsüzlükler, yolsuzluklar, kötü yaşam koşulları, siyasi yozlaşma, hayat pahalılığı gibi taleplerle kitleler sokaklara indi. Barışçıl demokratik toplumsal eylemler biçiminde başlasa da zamanla ayaklanma ve silahlanma yöntemlerine kayarak kanlı bir sürecin içine girildi.

 

Arap Baharı ekseninden kaymıştır

Suriye kan revan içinde debelenerek çıkış bulmakta zorlanıyor. Sahadaki uluslararası güçler çözümden uzaktır. Kuzey Suriye Federasyonu, Suriye’deki sorunların çözümüne yol gösteren tek ışık olmuştur. Cenevre ve Astana’da çözüm arayanlar Kürtleri sürecin dışında tutmaya çalıştıkları için çözümde başarı şansları yoktur. Suriye’de yenilgiye uğratılan DAİŞ çetelerine karşı en etkili mücadeleyi Kürtler vermiştir. Pratik mücadele kadar ideolojik çözüm gücüne de sahiptirler. Kürtlerin içinde yer almadığı hiçbir oluşumda çözüm çıkmayacağı kabul görmüş bir düşüncedir. Suriye’de siyasi mücadelenin ön plana çıkacağı bir döneme girilmiştir. Çözümün anahtarı Kürtlerdedir. Türk devletinin düşmanca muhalefetine rağmen Kürtler çözüm sürecinin dışında tutulamazlar.

 

Birkaç Suriye daha yoldadır

Arap baharı 8’inci yılına giriyor. Ortadoğu’da yaşanan toplumsal felaketin, yıkımın, dinmeyen kan ve göz yaşının derslerinden sonuç çıkarılmamıştır. Suriye’yi kat be kat aşan daha büyük bir şiddet sarmalı üretilmek istenmektedir. Küresel güçlerin ve bölge devletlerin kullandıkları dil ve uyguladıkları yöntemler şiddette hizmet etmektedir.

Yemen ve Lübnan Suriye olma yolunda ilerleyen en yakın ülkeler. Giderek yakınlaşan Suudi Arabistan ve İsrail yeni oyunlar sahne koymuş durumda. Bunları uzaktan izleyen ABD’nin hangi aşamada ve nasıl deveye gireceği ileriki süreçte beli olacak. Hedeflerinde İran olan bu senaryolar için yeni aktörler devrede. Suudi Arabistan’ı çevreleyen İran etkinliği Suudi Arabistan’ı olduğu kadar İsrail’i de rahatsız etmektedir.

İran ise her şeyi göze alarak Yemen, Lübnan, Suriye ve Irak’ta fiilen kalarak, savaşarak ve alan tutarak yerleşmiş durumda. Bununla da sınırlı kalmayarak olası bir saldırı karşısında başta Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere bazı Arap ülkelerini şimdiden hedefine alarak Körfezin tümünü ateşe vermekle tehdit etmektedir. Katar krizi çözülmezken daha da ağırlaştırılacağına dair sinyaller var. Suudi yönetimi iç temizlikten sonra daha fazla aktif, saldırgan bir dış politika izleyeceğini Katar üzerinden böylece beyan etmiş oluyor. İran ile kapışma halinde savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılması demektir.

 

Meşru savunma dışında şiddet bir sonuç vermiyor

Her şeyin şiddet ve savaş seçeneğiyle gelişeceği anlamına gelmemelidir. Ortadoğu karmaşası içinde yolunu şaşıran Kürt Bölgesel Yönetimi gibi güçler savaşmadan kaybedenler arasındadır. Türkiye, Irak ve Suriye’de izlediği dış politika ile kaybedenler hanesinde yer almaktadır. Her türlü şiddeti uygulayan DAİŞ’in kaybettiği gibi Türkiye’nin şiddet uygulamaları da sonuç vermeyecektir. Türkiye sadece Irak ve Suriye’de değil bölgede kaybediyor. Çünkü milliyetçilik ve mezhepçilik temelli düşünceye saplanıp kalmıştır. “Yakarım yıkarım, yerle bir ederim, bayrağı Kandil’de dalgalandırırım” söylemlerinin içi boş ve siyasetten karşılığı yoktur.

Türkiye uluslar arası ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşıyor. ABD ile papaz olmuş durumda. Bir dizi krizin en son perdesi vize krizi ile iki ülke ilişkileri en alt seviyeye düşmüştür. Reza Zarrab davası Erdoğan’ın kirli çamaşırlarını ortaya saçacak gibi görünüyor. AB ile hakeza aynı minvalde siyasi, diplomatik açmazlar içindedir. ABD, AB ve Ortadoğu’da aradığını bulmayan Türkiye yoksul Afrika ülkesi Somali’ye en büyük yurt dışı askeri üs kurarak kendisini dev aynasında seyrede dursun, kaybetmeye mahkûmdur. Kısacası Osmanlı mirasına yeltenen, büyük lokma peşinde koşan Türkiye, Suriye’nin durumuna aday olmaya yakın bir ülke konumundadır.

 

AKP-MHP faşist ikili Türkiye için büyük tehlike

Kürt düşmanlığı sadece Türkiye’ye dışarıda kaybettirmiyor iç siyasette de, Türkiye halklarına da büyük kaybettirmeye devam ettiriyor. İçinde yaşanılamaz bir toplum oluşturuldu. Haksızlıklara karşı, absürt suçlamalarla tutuklanmalara karşı, sokak infazlarına, çocuk istismarlarına, kadın cinayetlerine, işten aştan edilenlere karşı sesini çıkaramayan bir toplum zaten çürümüş bir toplumdur. Toplumsal kutuplaşma ve bölünme, çatışmaya ve iç savaşa en yakın topumdur. Siyaset kurumu kin ve nefreti körükledikçe belleksiz kalan toplumda linç kültürü, düşmanlık tohumları ekmeye devam edecek ve içinden çıkılmaz bir kaotik ortama yol açacaktır. Erdoğan AKP’sinin, haksızlığına, hukuksuzluğuna, ahlaksızlıklarına karşı ses çıkarmayanların geleceği de gayri ahlaki olacaktır. Bu iktidar Türkiye toplumunu daha rahat yönetmek için başvurduğu yöntemler ahlaksızca yöntemlerdir. “Gönüllü kulluk” yapacak bir toplum yaratmak istiyor. 

Türkiye toplumu, Suriye iç savaşından daha beter bir konumu yaşamaya aday duruma getirildi. Dincilik ve faşizm başat ideoloji olarak topluma zerk edildikçe çürüme daha fazla yaşanacaktır. “Sıcak suya alıştırılan kurbağa” misali mest olacak ve sonuçta da yaşamını kaybedecektir. Şimdiki toplumsal gerçekliği bu duruma getiren AKP’nin 16 yıllık iktidarıdır. Türkiye, AKP iktidarından kurtulmadığı müddetçe toplumun hiçbir geleceği olmayacaktır. Düşüncede kısırlaştırılmış bir toplumda çok çocuk yapayı telkin eden Erdoğan, cahiliye devrinin hükümdarları gibi kendisini var etmeye devam edecektir. Türkiye halkları bunu hak etmemiştir. Aksi takdirde Türkiye Ortadoğu’nun en büyük Suriye’si olacaktır. Topluma bu zülüm yaşatılmamalıdır. Türkiye halkları AKP hipnozundan kurtulmalı silkinmeli ve kendisine gelmelidir.

 

Kürtleri esas almayan sömürgeciler kaos üretir

Ortadoğu’da siyasal, sosyal, diplomatik, ekonomik ve askeri sorunlar birleşik kaplar misali birbirlerine bağlıdır. Herhangi bir sorunu parçalı ve lokal düşünerek çözüm aramak kaybettiriyor. Ulusal bütünlük yerine parça siyaseti nasıl KDP’yi iflas ettirdiyse bölgesel çaptaki sorunları bütünlüklü ve uluslar arası bağlantıları ile ele almamanın sonuç yine iflas olacaktır. Jeopolitik ve jeostratejik açıdan büyük öneme sahip olan Kürt Özgürlük Hareketini es geçmek, yok saymak isteyen her kim olursa olsun kaybedecektir. Kürt Özgürlük Hareketi sahip olduğu konumla daha geniş sahalarda demokrasiye susamış toplumların özlemlerine, demokratik toplum inşasına, öz savunmaya, demokratik öz yönetimlere öncülük edecek düzeydedir. 

Kürt toplumu en örgütlü ve en politik toplumların başında gelmektedir. Düşüncesinde, ideoloji ve felsefesinde toplumların farklılıklarını zenginlik görerek, kangrenleşmiş etnik ve mezhepsel çelişkilere çözüm üreterek kendi projesini uygulamaya koyacaktır. Halklara kazandıran, toplumları birbirlerine yakınlaştıran, kaynaştıran ve yaşatan tek çare ahlaki politik toplumun yaratılmasıdır. PKK tek başına da kalsa bu duruşunda inatla ısrar edecektir.


250

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA