Türkiye’de demokratik mücadele ve olası seçimler

Aziz TUNÇ

13 Kasım 2017 Pazartesi | Forum

Türkiye’de 15 Temmuz darbesiyle birlikte, zaten çok sınırlı olan demokratik mücadele ortamı, tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bugün Türkiye ve Kürdistan’da hiçbir toplumsal grup veya kurum, demokratik talepler uğruna ve demokratik yöntemleri kullanarak haklarını arayamamaktadır.

Kürtlerin önderi sayın Öcalan, yıllardır kanunsuz bir tecrit altındadır. İşine dönmek isteyen ve bunun için bir yıldır açlık grevinde olan Semih ve Nuriye ölümün sınırındadırlar. Yüzlerce gazeteci, yazar, sanatçı ve demokratik mücadele yürüten aktivist, Erdoğan’a biat etmedikleri için mahpushanelere atıldırlar.

HDP Eşbaşkanları F. Yüksekdağ ve S. Demirtaş, milletvekilleri, binlerce yönetici ve taraftar, hiçbir demokratik/yasal dayanağı olmadan esir edilmişlerdir. Yüzbinlerce insan, sadece muhalif oldukları için işinden aşından edilmiş, hak arayan herkes kontrolsüz bir baskı altına alınmıştır.

 Erdoğan diktatörlüğünde sokaklara çıkanların, hayati riskleri göze aldıkları unutulmamalıdır. 7 Haziran seçimleri öncesinde, sokağa çıkan milyonların karşılaştıkları zorbalıklarla 7 Haziran’dan sonra yaşanan zulmün, düzeyi, biçimi ve kapsamı çok farklıdır. 7 Haziran ve öncesinde sokağa çıkan bir insan, gözaltına alınmak, gaz yemek, cop yemek, renkli suyla ıslanmak veya en fazla gözaltına alınmak gibi baskı türlerini yaşayabilirdi. Gözaltına alındığında ise, ‘gösteri yasasına muhalefetten’ yargılanıp serbest bırakılırdı. Ancak daha sonra ve özellikle 15 Temmuz’dan sonra, kitlesel etkinliğe katılmanın bedeli tamamen değişmiştir. Herhangi bir demokratik kitlesel etkinliğe katılan bir insanın, nerede patlayacağı belli olmayan bir IŞİD bombasının hedefi olması, ihtimallerin en korkuncu ve gerçekleşmesi ilk akla geleniydi. Çünkü birçok etkinlikte bunlar yaşanıyordu. Bu olmasa bile polisin saldırması ve gözaltına alması, çok kesin gibiydi. Gözaltına alındığında ise illegal örgüt yöneticiliğinden veya üyeliğinden mahpushaneye gönderilmek neredeyse yüzde yüzdü. Bu koşullarda, Türkiye de ‘neden kitleler sokağa çıkmıyor’ diye şikâyet etmek, hakkaniyetli ve objektif bir değerlendirme olmadığı gibi tam tersine sorunlu bir yaklaşımdır.

İşini, aşını ve hayatını kaybetme ihtimalinin bu kadar yoğun ve kesin olduğu bir durumda, insanları itham etmek yerine, döneminin koşullarına uygun mücadele araç ve yöntemleri geliştirmek en doğrusudur.

Bütün bunların yaşandığı koşullarda Erdoğan, Kürtlere, Alevilere ve tüm ezilenlere karşı özel, kapsamlı çok boyutlu ve her türlü yöntemin kullanıldığı kirli bir savaş sürdürmektedir.

Aynı zamanda Erdoğan, gasp ettiği manipülasyon araçlarıyla, faşizmin kanlı/karanlık yüzünü gizlemek ve kitleleri aldatmak için çırpınmaktadır. Erdoğan’ın fıtratının gereği olan bu tutumun güncel versiyonu olarak, son dönemlerde, 2019 seçimleri gündeme getirilmektedir. Bu tuzağa düşenlerin kimisi, erken seçim yapılabileceğini belirtirken, birçokları da seçimlerde Erdoğan’ın kaybetmesini sağlayacak formüller geliştirmekte, yol ve yöntemler üretmeye çalışmaktadır. M. Akşener’den medet ummak, Kemalistlerden demokrasi beklemek, bu arayışların sonucunda ortaya çıkan alternatiflerdir.

Halbuki Erdoğan, kaybedeceği hiçbir seçimi yapmayacak veya yapacağı bütün seçimleri kazanmak için, hırsızlık dahil, her yola başvuracaktır. Çünkü Erdoğan, kısmen de olsa, demokratik bir ortamda yapılacak seçimleri, 7 Haziran’da ve 16 Nisan’da olduğu gibi, kaybedeceğini çok iyi biliyor. O nedenle, yapılacak hiçbir seçim, demokratik bir ortamda değil, ya OHAL koşullarında veya OHAL koşulları normalleştirilerek yapılacaktır. Bu gerçek her boyutuyla ortadayken, Erdoğan’ın demokratik bir seçim yapabileceğini düşünmek, Erdoğan’ın seçim hesapları üzerinde bir gelecek tasavvur etmek objektif ve realist olmadığı gibi hiçbir anlamı da yoktur.

Erdoğan, erken seçim yapabilir mi? Mümkündür, ancak seçimler hırsızlıkla alınacağı için ne zaman yapıldığının pratik bir anlamı yoktur. Kaldı ki Erdoğan’ın söylediklerine bakılırsa erken seçime de belediye seçimlerine de gerek de yokmuş.

Bütün bunları göz önüne aldığında iki nokta somutlaşmaktadır. Birincisi, Türkiye ve Kürdistan’da demokratik kitle mücadelesinin alanı daraltılmıştır. İki, Erdoğan, yapacağı hiçbir seçimi kaybetmeyecek, dolasıyla yapılacak seçimler, demokratik- toplumsal gelişmenin önünü açmayacaktır. Erdogan, ya keyfi düzenlemeler yaparak veya doğrudan hırsızlık yaparak, zaten eşit koşullarda yapılmayacak olan seçimleri lehine sonuçlandıracaktır.

Belirtilenlerden yanlış bir sonuç çıkartılmamalıdır. Erdoğan’ın seçimleri hile veya hırsızlıkla kazacak olması veya demokratik muhalefet olanaklarının sınırlandırılmışlığı, Erdoğan’ın kaybetmeyeceği anlamına gelmez. Tersine Erdoğan, demokratik yöntemlerden uzaklaştığı, baskıcı yöntemlere başvurduğu için kaybedecektir. Erdoğan’ın seçimleri gasp edecek olması, diktatörlüğünü sürdürebileceği anlamına gelmez.

Halkların mücadele yöntem ve araçları tek değildir. Uygulanamayan yöntemin yerine, yaratıcı bir yöntemle mücadeleye devam edilecek ve ‘mutlaka kazanılacaktır’. Erdoğan ve şürekası ‘el mi yaman bey mi yaman’ görecektir.


586

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA