Piyasa dışı bir orkestra: Yunus Dişkaya

Kaygısızca müzik yapan ‘kayıt dışı’ müzisyenler vardır ki bunların başında sokak sanatçıları gelir. Yunus Dişkaya da ‘piyasa dışı’ olmayı tercih etmiş. Bir internet sitesinde kod olarak kullanmak için seçtiği ‘ev sanatçısı’ ismi zamanla onun yaptığı işi tanımlar hale gelmiş.

09 Kasım 2017 Perşembe | Kültür-Sanat

İBRAHİM BULAK


Piyasa varolan üretimi kayıt altına almak aruzusu içindedir hep. Kayıt altına alırken ondan istifade ettiği gibi onu yeniden biçimlendirir. Bu yüzden piyasa hep ‘kayıt dışı‘ olana öfkelidir. Piyasaya dahil olan üretim bir süre sonra daha önceden sahip olmadığı yeni kaygılara sahip olur. Müzik de bu anlamda piyasa dahil olduğu anda yeni kaygılar taşımaya başlar ve bu kaygılar onu farklı arayışlara götürür.

Kaygısızca müzik yapan ‘kayıt dışı’ müzisyenler vardır ki bunların başında sokak sanatçıları gelir. Yunus Dişkaya da zorunlu bir tercih sebebiyle olsa da ‘piyasa dışı’ olmayı tercih etmiş sanatçılardan. Bir internet sitesinde kod olarak kullanmak için seçtiği ‘ev sanatçısı’ ismi zamanla onun yaptığı işi tanımlar hale gelmiş.

Şimdiye kadar kendi evinde yapıp internet üzerinde yayımladığı 14 albümü var bu arada sadece internet üzerinden belli siteler aracılığıyla müzikleri yayımlansa da Dişkaya’nın hatırı sayılır bir dinleyici kitlesi var. Cegerxwîn, Kamiran Alî Bedirxan, Ömer Hayyam, Sabahattin Ali gibi şairlerin şiirlerini besteleyen Dişkaya şiirin müziğe ne kadar yakıştığını kanıtlıyor adeta. Birçoğu içerisinde ‘Kamiran’ albümü özellikle dinlenmeye değer. Zaten kendisi de bu albümü için ‘’Belki en iyi albümüm olmayacak ama kesinlikle en güzeli benim için’’ diyor.

Yunus Dişkaya ile müzik serüvenini, neden sadece ev içinde müzik yaptığını, müziğini nasıl tanımladığı ve Cegerxwîn, Kamiran Ali Bedirxan hakkında konuştuk. 


Müziğe ilginiz ne zaman başladı? 

14-15 yaşlarında bağlamaya heves etmemle müzikle bir bağım oluştu. Ama bunun sebebi sanırım müzikten çok enstrümanın kendisiyle ilgili bir merak veya cazibeydi. Abilerimden ikisi bağlama çalıyordu; daha küçük olanı da bana çalmayı öğretti. Üniversitenin son senelerinde gitar tıngırdatmaya başladım, ilerki yıllarda da kayıtlar yaptıkça diğer enstrümanlara bulaşmak zorunda kaldım. Evde bana çalsınlar diye müzisyen besleyemeyeceğim için kendim kayıtlarda yetecek kadar öğrenmeye çalıştım. Bronşit ve astım gibi muhalif unsurlar nedeniyle, üflemeliler evin içine dahil olamadı.


‘Ev sanatçısı’ nedir? Müziğin piyasa dışı olmasına dair bir tavır mı yoksa bireysel bir tercih mi?

“Ev sanatçısı” internetle yeni tanıştığım, ne yapabilirim diye gezindiğim sıralarda bir müzik sitesine üye olurken kullandığım “nickname”di. Protest hiçbir yönü yoktu, hatta aklımdan geçen şey, “mutfak robotu” “salon takımı” gibi tamlamaların ifade ettiği gibi bir ev gereci idi. Gidip marketten satın alabileceğiniz türde bir şey. Sonraları, kadınlar tarafından “ev kadını” yerine kullanıldığını da fark ettim. Ancak, yaptığım şeye de uyuyordu. Sanırım o siteden beni tanıyan birileri bunu bir tür endüstriyel, popüler vs olana karşı tavır gibi yorumlamış ve internette bu şekilde kabul görmüş. Açıkçası, bırakın böyle bir görkemli karşı duruş sahibi olmayı, endüstriyel olanla karşısında durarak bile irtibatlanabilecek biri olduğumu düşünmüyorum. 


Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz ‘Anadolu rock’ mu yoksa ‘deneysel müzik’ mi?

Bilemiyorum; müzik türleri, daha doğrusu hoparlörlerden gelen ses dışında, genel olarak müzik üzerine hiç kafa yormadım. Yormanın da müziği üreten kişi açısından anlamlı olacağını düşünmüyorum. Müziğin kaydedilmiş hali dışındaki somut dışa vurumları ile nasıl bir ilgim yoksa, müzik üzerine soyutlamalarla da pek ilgim olmadı. Kafamda kocaman bir müzik algısı ile oturup müzik yapmıyorum. Her bir parça bana kendi gereksinimlerini dikte ediyor. Ben de enstrümantalist olarak kabiliyetim elverdiğince uyguluyorum. Dinlediğim her şeyi içeriyordur muhakkak: Kilamlar, türküler, ozanlar dengbêjler, Anadolu rock müzisyenleri, protest ve özgün olarak adlandırılan müzisyenler,  bütün ülkelerin folk müzikleri, rock, blues müzisyenleri, klasik müzisyenler, Tom Waits, Leonard Cohen, Nick Cave, Jacques Brell gibi mahluklar ve Tanita Tikaram...ve daha binlercesi. Hepsinin hatırı vardır yaptıklarımda. 


Şimdiye kadar internet ortamında kaç albümünüz yayınlandı? 

Kendimden sıkıldığımda kaydettiğim bazı şarkıları içeren “Sen bir aysın”ı saymazsak, biri enstrümantal 14 albüm var şu anda internette, daha doğrusu “soundcloud” adlı sitede. Bunlar: “Cegerxwîn 1.2.3.4.”, “Sabahattin Ali”, “Karacaoğlan”, “Taklamakan”, “Kamiran”, “Hayyam”, “Tez gele”, “Halilim”, “Cumhuriyet”, “Filigran”, ve “Guft-i Guyi men u to”. Bunların dışında, Soundclick adlı bir sitede henüz yayınlamadığım albümlerden bazı parçalar mevcut.


Birçok şairin yani sıra Cegerxwîn ve Kamiran Alî Berdirxan’ın şiirlerini de bestelediniz? Bu iki ismi sizin için farklı kılan neydi?

Her dilin farklı bir müziği var. Kürtçe müzik yapmak elbette Kürt olmakla bağlantılı her şey gibi doğası gereği politik bir eylem. Ancak benim için, kısmen bir tür toplumsal diyetin parçası olması dışında ve temelde, başka tür bir müzik yapmanın aracı. Kısacası, Kürtçe bir şeyler yapmak istiyordum, sonuçta Kürt’tüm (halen öyleyim), ve kendim yazamadığım için besteleyebileceğim şairlere bakındım. Kürtçe şiir deyince de karşınıza ilk çıkacak olan Seyda Cegerxwîn.. Ve benim şansıma Seyda hep ölçülü uyaklı şiirler yazmış. Dertlerimizi dert, neşemizi umut edinmiş. Besteleme açısından da kendime en yakın bulduğum şiir formu dörtlüktür. Diğerleri sonra gelir. Dolayısıyla bestelediğim şairlerde de bu tür bir sıralama var. 

Kamiran albümü ise benim için özel bir yere sahip. Ben onu yaptığım yapacağım albümlerin en güzeli olarak görüyorum. Belki en iyi albümüm olmayacak ama kesinlikle en güzeli benim için. En azından şu an öyle hissediyorum. Kamiran Alî Bedirxan Kürtçe yazabilseydim yazmak isteyeceğim şekilde yazmış. Şu  sıralar ise, Arjen Arî üzerine çalışıyorum, biraz farklı bir deneyim oluyor benim açımdan. Bütün şiirlerinde olmasa da, oldukça modern bir tarzı var, besteleme açısından bu şiirler daha zorlayıcı. Ne zaman kaydedebilirim bilmiyorum, ama iki Arjen Arî albümü olacak. 


Yunus Dişkaya’nın internet dışında da müziğini icra ettiği, sergilediği alanlar var mı? 

Hayır yok. Hatta kayıt yaptığım odamın dört duvarı dışında bile enstrüman çalmışlığım çok azdır. Eşimin karşısında bile çalıp söyleyemem. Kediler köpeklerden oluşan bir kitle karşısında belki sahneye çıkabilirim. Başka türlüsü mümkün değil.


Kürt müziğini takip ediyor musunuz? Son dönemde beğendiniz, ilginizi çeken isim ya da isimler var mı?

Bu soruya hakkaniyetli bir yanıt vermem zor. Yaklaşık üç dört senedir hayatıma bir aciliyet duygusu hakim. Sanki birikmiş işleri bitiremeden, yapmak istediklerimi yapamadan müzik yapamaz hale gelecekmişim ya da öldürülecekmişim gibi. Bu yüzden kayıtlar ve besteler dışındaki çoğu faaliyete çok az zaman ayırabiliyorum. Eskiden internetin altını üstüne getirirdim, yeryüzünün bütün müziklerini dinlemeye niyetliydim. Onun yerini kahvede oturup gelip geçene “teh teh şuna bak hele!” diye iç çemkiren bir kulak misafiri aldı. 

İnternette tesadüfen denk geldiklerim arasında yeni duyduğum ve aklımda yer eden şu an sadece Mem Ararat var, sesi ve bir kaç bestesi ile. Kalan’dan çıkan rock dışı albümler ve bazı Dersimli müzisyenlerin albümlerini saymazsak, genel olarak, benimki de dahil, Türkiyede üretilen Kürtçe müziğe bir mahrumiyet havası hakim. Bu kimi zaman enstrüman kayıtlarında kimi zaman mix ve master kısmında kendini hissettiriyor. Pek çok müzik türünü belirleyen şey çoğunlukla enstrüman tonu ve “sound”dan ibarettir. Özellikle belli türlere meyleden albümlerin daha güçlü bir sound ve daha çarpıcı enstrüman tonları hedeflemesi gerek. Mahrumiyetin kaynağını hepimiz biliyoruz ama bu en azından Kürtçe müzik üreten ve bundan gelir elde eden şirketler, müzisyenler, tonmaisterler arası bir dayanışma ile daha iyi bir seviyeye çekilebilir. 


Son olarak önünüzde ne tür çalışmalar var?

Hayat mani olmazsa, sırada sözleri bana ait olanlar dışında,  Can Yücel, Nevzat Çelik, Arjen Arî ve yine Cegerxwîn şiirlerinden mürekkep albümler var. Henüz hangisinden başlayacağımı bilemiyorum. 




Ben Kimim?


1978 yılında Adıyaman’ın (Semsûr) Kahta (Kolik) ilçesinde doğdum. Mezun olmasam da ortaöğretim ve liseyi İmam Hatip’te okudum. 1996’da, sırf binası İstanbul’da oturan abime yakın diye, İ.Ü İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım ve İstanbul’a geldim. İstanbul’daki hayatımın neredeyse tamamı Ayvansaray, Balat civarında geçti. Şu an İzmir’de yaşıyorum.

Mezun olduktan sonra, İ.Ü Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi İngilizce öğretmenliği bölümünde yaklaşık dört buçuk yıl çalıştım. Burada dil, dilbilim ve edebiyat kapsamındaki bazı derslere girdim. 2002 yılında Kars Sarıkamış’ta yedi buçuk ay askerlik yaptım. 2004 yılı ortalarında, hem askerliğin üstümde yarattığı tahribat, hem bazı kişisel nedenler ve bulunduğum bölümdeki bazı sıkıntılar dolayısıyla hem de insanlara bir şeyler “öğretme”ye çalışmanın bana uygun olmadığını düşündüğümden, istifa ettim. Müzik dışında sadece çeviri yaptım, ki son iki üç senedir onu da asgariye düşürdüm.



361

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA