Bu ütopya için mücadeleye değer

Norman PAECH*

09 Kasım 2017 Perşembe | Forum

Abdullah Öcalan, yaklaşık iki yıldır bir kafeste tutulur gibi İmralı Adası'nda ağırlaştırılmış tecrit altında. Ailesi, avukatları ve on binlerce taraftarı kendisinden haber alamıyor; sağlık durumuna ilişkin bir bilgiye sahip değil. Bu belirsizlik, bir çok spekülasyonu da beraberinde getiriyor.

Almanya'da basın ve siyaset, hıncahınç dolu cezaevlerinde duruşmasını bekleyen gazeteci, akademisyen ve entellektüeller hakkında bir kaç aydır öfkeli ve endişeli olduklarına dair yazıp konuşuyor. Ancak kimse, İmralı'daki insanlık dışı duruma ilişkin tek kelime söylemiyor. 

Türkiye'de ifade özgürlüğü isteyen demokratların suçsuz yere tutuklanması şüphesiz bir skandaldır. Basınımızın daha kötü koşullarda tutulan Abdullah Öcalan'ın durumuna ilişkin sessizliği ve Kuzey Kürdistan'da halka karşı sürdürülen ölümcül savaşı görmezden gelmesi de skandaldır. Basının sustuğu yerde inisiyatif oluşturan cesur insanlar, bir süredir Avrupa'nın kent ve köylerini gezerek bu sessizliği kırabilir. Fakat bununla kalınmamalı; yanlış algı ve yansımaları düzeltmek, sahiplerini de ifşa etmek gerekir.

Abdullah Öcalan ile Mayıs 1996'daki ilk buluşmamızı hatırlıyorum. Şam'a yakın evine davet etmişti. Bahçesinin bir köşesinde barış güvercinleri besliyordu. Fotoğraf çektikten sonra "Apo, barış güvercinleriyle" notunu düşmüştüm. Yaklaşık 7 saat süren görüşmede, sömürgeciliğin çizdiği sınırların olmadığı, federalize edilmiş bir Ortadoğu için büyük barış vizyonunu anlatmıştı. Soracağımız çok şey vardı, ancak özellikle şu sorunun yanıtını arıyordum: 'PKK bağımsız bir Kürdistan'dan mı yana, ayrılıkçı mı?' sorumuza gelen cevap açık ve netti: "Hayır, ayrılıkçılık istemiyoruz. Kürdistan tek başına ayakta kalmak için ekonomik koşullara/güce sahip değil. Türkiye ile birlikte kalmak istiyoruz; tıpkı Almanya'daki Bavyera eyaleti, Belçika'daki flamanlar, İsviçre'deki farklı kantonlar, İtalya'daki Güney Tirollular ve ABD'nin farklı eyaletleri gibi. Hepsi dışlanmadan, ötekileştirilmeden siyasi ve kültürel özgürlüğe; eşit haklara sahip. Bunu biz de istiyoruz. Demokratik Federal Türkiye'de eşit ve özgür olarak. Türkiye mevcut durumda, Ortaçağ'dan da geri merkeziyetçi ve anti demokratiktir. Kültürel otonomu sağlayan demokratik federal devlet formu, etnik çatışma ve sorun yaşayan diğer ülkeler için de model olabilir. Bu hiç bir devlet için dezavantaj olmaz; aksine avantaj sağlar ve istikrar getirir." 

Kuzey Irak'ta (Güney Kürdistan) bir Kürt ulus devletine de şüpheyle yaklaşıyordu. "Barzani ve Talabani feodal ve anti demokratiktirler. Kürt ulusal devlet çabaları yüzyıllarca süren savaşı getir" demişti.

Öcalan, bu görüşlerine dayalı vizyonunu, 1996'da resmen açıkladı. Bunu ateşkesle beslemesine rağmen Türkiye ve Almanya’daki siyasi elit ve medya ayrılıkçılığa dayalı suçlamalarını, ezberlerine bugüne kadar getirdi.

Buradaki siyasi niyet belli. Türkiye'de bugün belediye eşbaşkanları öz yönetim istedikleri için haklarına soruşturma açıldı, yargılanıp suçlandılar. Almanya'da da demokratik haklarını kullanarak eylem ve etkinlikler düzenleyen, bunun için yer kiralayan veya yasal bir şekilde Kürtlerin çıkarına temsilcilik yapan Kürt vatandaşları da "terör örgütüne veya kriminal bir örgüte mensup oldukları" gerekçesiyle Alman Ceza Yasası'nın 129b maddesi uyarınca yıllarca hapis cezası alıyor. Bu madde RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) üyeleri ve sempatizanları için Ceza Yasası'na eklendi. Bu davalar, siyasi iktidarın onayı olmadan açılamaz. Böylece Alman hükümeti, hukuk devleti için tehlike ve tehdit etmeyen bu kişileri suçlayarak Türk devletin taleplerini yerine getiriyor. Ayrıca Kürtler hakkında soruşturma yürütmek NATO ittifakının veya yükümlülüğünün gereği de değil. Türkiye tüm insan hakları ihlalleri ve kendi halkına karşı işlediği savaş suçlarına rağmen vazgeçilmez bir NATO ortağıdır. Alman polisi ve yargısı, PKK'ye yönelik bu tavrıyla Ankara'nın 'terör' tanımını kabul etmiş oluyor. Oysa gerçekte asıl terör örgütünün Türk devleti olduğunu görebilir. 

Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) Haziran 2016'da Karlsruhe'deki Federal Başsavcılığına giderek, Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile birlikte çok sayıda bakan, generaller ve polis hakkında Ağustos 2015'te Kürt halkına karşı savaşta işledikleri insanlığa karşı savaş suçlarından dolayı suç duyurusunda bulundu. Çok sayıda kişi bu suç duyurusuna dahil oldu. Davanın açılması için yeterince tanık ve delil de mevcut. Bekliyoruz bakalım; yeni hükümet hukuk ve adalet ölçülerini müttefiki Erdoğan için de uygulayacak mı?

Her şey politikadır; kanun ve hukuk da onun enstrümanlarıdır. Abdullah Öcalan'ın serbest bırakıldığını ve Erdoğan'ın mahkeme karşısında olduğunu düşünelim. Bu bir ütopya mıdır? Nelson Mandela'nın mücadelesini hatırlayalım ve bu ütopya için mücadele etmeye değer olduğunu görelim. 

* Uluslararası hukuk uzmanı

Çeviri: Dilan BİÇER


488

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA