Fotoğrafların anlattığı özgürlük…

Yüzümüze dökülen alın teri ve yüreğimizde biriktirdiğimiz duygular ve hiç bitmeyen heyecanımız ile gerilla patikasında ilerliyoruz. Her attığımız adım Şekif’e biraz daha yakınlaştırıyor. Her yakınlaşmamız ile heyecanımız daha da artıyor...

13 Ekim 2017 Cuma | Toplum-Yaşam

FIRAT DİCLE


Bazen dağlarda gerillalar eşliğinde yürürken anılar listemde unutamadığım bir kare yerleşiverir. Hatta bir cümle oluverir bu iz. Evet bir cümle; fotoğrafların anlattığı özgürlük olur!

Xakurkê dağlarında yürüyüşüm devam ederken birçok anı, birçok sima ile karşılaşıyorum. Dağlarda yollar uzun ama her adım bir kare olur. Kareler söz alır ve söz özgürlük olur. Ve her kare dağları, dağlıları, dağ yaşamını, savaşını, özgürlüğü anlatır. Söz efsuni karelere dönüşür. Kareler yumağında koskocaman bir yaşam oluşur. Bu yaşam bir halkın özgürlük savaşçılarının gülüşleri, dağları, savaşı, yoldaşlığı olur. 

Bizler de dağlıların efsuni Kaf dağlarında ilerliyoruz. Adım bastıkları patika yollarında onları arıyoruz. Ve başlıyoruz her anıda bir kareyi, her karede bir anıyı yaratmaya. Bazen yürümek, bazen güneşin batışı, bazen tatlı bir gülümseme, bazen de bir dağ zirvesi oluyor karelerimiz. Bazen ise ay ışığı ile süslüyoruz kadrajlarımızı. Tüm bunları hissederken yanımızda bizlere eşlik eden gerillalara dönüp bakıyor ve sonra tekrar kendime soruyorum: Bu insanlar bu duyguları her gün, her an yaşıyorlar. Belki de bu yüzden bu kadar duygu yüklü olmaları…Bu duygu yüklü anları, kareleri fotoğraf makineme ve hafızama kaydediyorum. 


Şekif’e yolculuk…

Kaçak yaşamın usta savaşçılarının ardı sıra gerilla direniş tarihinde adı geçen eşsiz güzelliğe sahip olan Şekif alanına doğru yürüyüşe başlıyoruz. Eylül’ün sıcaklığında yüzümüze dökülen alın teri ile Lolan nehrinde ayrılarak zirveye doğru yol alıyoruz. Yolumuz uzun ama bir o kadar da heyecan verici… 

Yüzümüze dökülen alın teri ve yüreğimizde biriktirdiğimiz duygular ve hiç bitmeyen heyecanımız ile gerilla patikasında ilerliyoruz. Her attığımız adım Şekif’e biraz daha yakınlaştırıyor. Her yakınlaşmamız ile heyecanımız daha da artıyor. 




‘Kaniya Xıyreta’da mola!

Yolumuz bazen dik bir yamaca tırmanmakla, bazen de gerillanın tabiri ile “berwar” yani düz patikalar ile devam ediyor. Uzun bir yolculuğun ardından yolun yarısına denk gelen bir pınarda mola veriyoruz. Gerillanın “kaniya xıyreta” diye tabir ettiği bu pınarda verdiğimiz molanın ardından yolumuza devam ediyoruz. Yolumuz halen uzun. Bir o kadar heyecan verici. Yükseğe çıktıkça, yükseklerden araziye bakmanın coşkusu, heyecanımıza heyecan katıyor. Lolan suyundan ne kadar yüksek bir yerde olduğumuza bakıyoruz. Derken bir boğaza ulaşıyoruz. Kısa bir ara verdikten sonra tekrardan yolumuza devam ediyoruz. Bu sefer yolumuz, yürüdüğümüz yoldan biraz daha kısa…


Güneşin batışını izlerken…

Saatleri bulan uzun bir yolculuğun ardından gerillanın kutsal ve direniş merkezlerinden olan Şekif’e ulaşıyoruz. Şimdi seyirlik zamanı… Tüm arazi ayaklarımızın altında! 

Göz banyosu ardından gerilla birliğinin kaldığı noktaya geçiyoruz. Selamlaşma ardından bir bardak su hoş geldin ile ikram ediliyor. Onu, yaşamları gibi kaçak olan çaylar takip ediyor. Çayları yudumlamaya devam ederken güneşin “Evdalkuvi” dağının ardına gizlenmekte olduğunu fark ediyoruz. 

Bu anı ölümsüzleştirmek istiyoruz. Güneşin batışını bu rakımda gerilla olmadan çekmek olmaz. Elim fotoğraf makinama gittiğinde ‘yaşam budur, yaşamın gizemi burada saklı’ diyorum gayri ihtiyari. Sonra görevime geri dönüyorum:  Gerilla ile güneşin batışını tarihe kareliyorum. Yüreğimde büyüttüğüm heyecan doruklara ulaşıyor. Hemen şuracıktaki  kayaya çıkarak ‘işte yaşam, özgürlük budur!’ diye haykırıyorum. 



‘Özgürlük bir gerillanın gece yürüyüşüdür’

“Özgürlük bir gerillanın gece yürüyüşüdür” demiş yıllar önce bir filozof. Şimdi o demdeyim. Peşlerine düştüğüm bu halkın yiğit evlatlarıyla gece yürüyüşümüz başlıyor. Yolumuzu aydınlatan, yüreğimizi ferahlatan ay ışığı altında sohbete koyuluyoruz. Sohbetimiz dağlar, gerilla yaşamı ve özgürlük oluyor. Uzadıkça uzuyor sohbet. Dakikalar saatlere evriliyor ve uyuma zamanı geliyor. Nöbetçi dışında herkes uyumak için mangaya çekiliyor. Sadece bir gerilla ayakta. Geceyi o bekliyor. O’na yoldaş olmak istiyorum. Kendisine yaklaşıp gecenin dağların zirvesinde nasıl geçtiğini öğrenmek istiyorum. Gülümseyerek “bu geceyi ben bekliyorum” diyerek ay ışığın şavkına yansıyan silueti ile “Heval neden uyumadın” diyor. ‘Uyku tutmadı’ diyor ve ekliyorum ‘bu manzara karşısında gözünü kapatmak olur mu?’ 


Geceyi bekliyoruz…

Öyle anlar vardır ki kaybettin mi bir daha yakalayamazsın. Dağlarda her saniye işte o andır! Ben de kaçırmak istemiyorum. Ay ışığının şavkını seyre dalıyorum. Geceyi bekleyen gerilla elinde bir bardak çayla yanıma geldiğine onunla birlikte geceyi beklemek istediğimi söylüyorum. Ardından genç gerilla, biraz esprili bir dille “Geceyi beklemek zor iştir. Tüm arkadaşlarının uykuda olduğunda onları korumakla yükümlüsün. Bunun için geceyi beklemek, karanlığı izlemek, ay ışığı şavkı arasında gelecek olan tüm düşman saldırılarına karşı yoldaşlarını savunmak ciddi iştir. Bunun için uyumamalısın!” diye ikaz ettikten sonra sohbete başlıyoruz.


‘Özgür anılarının hepsini kareliyoruz’ 

İki yılını dağlarda geçirmiş olan gerilla başlatıyor anlatmaya: “Gerillada öyle anlar var ki dönüşü, tekrarlanması zor olan anlardır. Bizler de bu anları ustaca yaşayanlar olarak o anları ölümsüzleştiriyoruz. Ve o anları kaybetmemek ve keşkelerle hayıflanmamak için bu anlamlı, özgür anıların hepsini kareliyoruz” diyerek kendini gecenin sessizliğine bırakıyor. Ardından kolunda kamuflaj ettiği saatine bakıp nöbetinin bittiğini ve kendisinden sonraki yoldaşını uyandırmaya giderken artık uyuma zamanı geldi diyerek gerilla mangasından hazırlanan yerime uyumaya gidiyorum.

Sabahın erken saatinde gerilla rojbaşı ile uyanıyoruz. Kahvaltısı sonrası yolumuzun uzun olduğunu söyleyerek yola koyuluyoruz...


220

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA