Kirmanckî’yi keşfetmenin mutluluğu

Şair Ali Şeker: ‘’Dilden uzaklaştık. Köşede kalsın istediğim zaman kullanırım demek ile olmuyor. Dernekler dili sadece şarkı, şarkı ile geçiştiriyorlar. Önemli olan yazılı bir materyalin olmasıdır.’’

04 Ağustos 2017 Cuma | Kültür-Sanat

Ali Şeker, ömrünün kırk yılını şiire ayıran bir yazar-şair. Kırk yıllık şiirli hayatında kendi anadili olan Kirmanckî’de de sayısızca eser vermiş. 

Verdiği eserlerde de toplumsal özünün varolduğu Varto (Gimgim) yöresinin özdeğerlerini de önemli ölçüde içselleştirmiş. Asimilasyonun en yoğun ve etkili olduğu metropol şehri İzmir’de tam 38 yıl emek vermiş.

“Anadilim, 7 yaşındaki hafızamda ne varsa o kadar. Daha anadilimde çiçeklerin, böceklerin ismini öğrenmeden bir asimilasyonun içinde kendimi buluyorum” diyor.  Bir festival için gittiği Varto’da gelen eleştiriler üzerine, “Neden anadilimde yazmıyorum” diyerek dile yoğunlaşmaya başlar ve çıkaracağı bir kitabın ismini ‘Lilik’ yani ‘Gözbebeği’ koyar.

Dilin tılsımının ve tarihinin saklı olduğu annesini kayda alamadığını belirterek, “Mesela benim annem çok lorik (hikaye) söylerdi. Annemin ölümünden sonra kendi kendime çok kızdım çünkü kayda alamamıştım” diye hayıflanıyor. 

Makale ve şiirlerinde toplumsal olayları, acıları, sevinçleri ve doğayı işleyen Ali Şeker 8 şiir kitabı ve bir de ‘Yeter Artık Sonbahar’ isimli şiir ve şarkı ortak albüm çalışması olmak üzere toplamda 9 eser vermiş.

‘’Anadilde gelecek kuşaklara dokunabilecek eserler bırakmak lazım’’ diyen Yazar-Şair Ali Şeker’in Kirmanckî yazma serüvenini Pirha muhabiri Ersin Özgürl’e şöyle anlattı:


Neden Kirmanckî yazamıyorum?

* ‘’2011 olmalıydı ve ben neden anadilimi yazmıyorum, dedim. 2009’da UNESCO’nun yaptığı yok olmak üzere olan diller arasında olması tespiti ile başladım. 

* Türkçe şiir yazabiliyorum, kalem oynatabiliyorum neden anadilimde kitap yazmıyorum diye düşündüm. ‘Hayleme Kilama Vayî’ yani ‘Rüzgarın şarkısı’ anlamına gelen bir kitab çalışmasını 1 aylık zaman zarfında çıkardım.

* Hangi kitapçı, yayınevine, matbaaya gidiyorsam diyorlar ki; Ali bizim başımızı belaya sokma. 2011’de bu tehlike devam ediyordu. Çok sevdiğim bir matbaacı dostum sorumluluk senin üzerinedir diyerek kitabı bastı. 


Kimliğimin farkına vardım

* UNESCO’nun yaptığı o belirleme ile hem kendi kimliğimin farkına vardım hem de gelecek kuşaklara anadilde ne aktarabilirim hassasiyeti oluştu. 

* Annemin ölümünden sonra kendi kendime çok kızdım. Annemin yazdığı lorikleri (hikaye) hiç önemsemedim. Ancak bir tanesini kayda aldım. Bundan dolayı büyük üzüntü içerisindeyim.

* Maalesef yazdığım Kırmancki şiirler bir şekilde toplumda karşılığını bulmuyor.

* Bizim Kirmanckî çok talihsiz bir dil. Kendi içerisinde çelişkileri olan, kendini Kürt olarak değil de Zaza olarak tanımlayan insanlarımız var. Çok dilli, çok kültürlülük diyoruz ama gerçek yaşamda karşılığını bulduğunu zannetmiyorum.


Dilden uzaklaştık

* Bizim Varto’nun en ücra dağ köylerindeki çocuklarımız bile Türkçe konuşuyor. Hem de en değme Türkçe konuşan insandan daha düzgün Türkçe konuşuyor. Maalesef çok acı verici bir durum.

* Dilden uzaklaştık. Köşede kalsın istediğim zaman kullanırım demek ile olmuyor. Gözle görülen ve önemsediğim iki yayınevi var, Roşna ve Vate yayınları. Newede Pel gazetesi var ve yüzüncü sayısını çıkarttı. Ama ne yazık ki imkansızlıktan dolayı yayını durduruyorlar.

* Dernekler dili sadece şarkı, şarkı ile geçiştiriyorlar. Önemli yazılı olan bir materyalin olmasıdır. 1 senedir anadilim üzerine yazılan bir kitabın kapağını açmış değilim. Mesela bir Dersimli ile ortaklaşamamış dil üzerine.  Mesela bizim dilimizde 4 lehçe var ve herkes kendi lehçesini kullanabiliyor.

* Kirmanc halkıma şunu söylemek istiyorum: Şu an Altay dağları eteklerinde Tau diye bir millet yaşıyor ve bu millet kendi anadilinde konuşuyor. Her şey, dil, bize bir şey katabilir ama kendi dilimizi öğrenirsek daha çok şey katar. 


 KÜLTÜR SERVİSİ


2131

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA