İngiltere seçimleri: Bu noktaya nasıl geldik ve şimdi ne yapacağız? - 2. Bölüm

Richard SEYMOUR

19 Haziran 2017 Pazartesi | Forum


III.

Bu arada İşçi Partisi sıkıntıdaydı, İngiltere ve Galler’de oylarını artırmıştı ama İskoçya’da SNP tarafından silinmişti. Ed Miliband’ın deneyi önemli bir üyelik artışı ile sonuçlanmadı, ne de toplam oyda onun liderliğe devam etmesini haklı kılacak bir artış oldu. Ortalık John Rentouls, Philip Collins ve Dan Hodges gibi “uzmanların” ‘Kızıl Ed’in Mondeo Man, Asda Woman ve ‘Orta İngiltere’de yaşayan diğer kurgu şahsiyetler için (seçmen tipolojilerini anlatmak için uydurulmuş karakterler, Türkiye’de “göbeğini kaşıyan adam” vb. gibi, ÇN) çok solcu kaldığını anlatan köşe yazılarıyla doldu.

Genel varsayım, ortodoksi ile tıka basa dolu kemer sıkmacı bir sosyal liberalin başa geçeceği yönündeydi. Liz Kendall, köşeci uzmanların favorisi olarak bu modele mükemmelen uyuyordu. Sizi işten atan bir insan kaynakları müdürünün yapmacık samimiyetine sahipti ve medya için de bıcırık bir iyi konuşmacıydı, tabi çok fazla soru sorulmadığı müddetçe. Ama (İşçi Partisi, ÇN) sağı tek bir aday üzerinde anlaşamadı ve ortada ciddi bir meydan okuma yokken rekabet edebilme lüksüne sahip olduklarını sandılar. Hafiften demokratik bir hava bile ortaya çıktı, tıpkı bir süpermarkette ambalajı farklı konserveler arasında seçim yapmanın hissettireceği gibi. Ve böylece Andy Burnham, Mary Creagh ve Yvette Cooper da yarışa dahil oldular. Islington konseyinin eski bir üyesi olan Creagh hariç hepsi parlak bir elit eğitimli özel danışmanlar kuşağının üyesi, New Labour’ın erken dönemlerinde şekillenen katı merkezden gelme teknokratlardı. Etkili konuşuyorlardı ama büyük politikacılar değildiler. Ama o ara kim büyük politikacıydı ki? Şaşırtıcı ama, Jeremy Corbyn.

Corbyn’in, kazanmak gibi bir beklentisi olmaksızın, solcu meslektaşlarının zorlamasıyla kampanyaya dahil olduğu biliniyor. Sol adına öne çıkma, gerekirse Sol’un yapması gereken kemer sıkma karşıtı argümanları geliştirme ‘sırası’ ondaydı. Corbyn’in kampanyasının dostlar alışverişte görsün modundan çıkmasında belirleyici olan bir dizi bilinmeyen vardı. Blair’ciler basında hala söz sahibi olsalar da kendi partilerinde ve sendika liderliği arasında kaybetmişlerdi. Kendilerine iktidarı getireceğini zannettikleri seçimde aldıkları yenilgi, kafalarının mevzuya hiç basmadığının en net göstergesi oldu; hem zaten Jim Murphy gibi Blair’ciler değil miydi İşçi Partisi’ni sandıklardan silerek felaketle sonuçlanan İskoç bağımsızlık referandumuna yol verenler?


Liderlik kampanyası protesto hareketine dönüştü

İşçi Partisi kurumsallığının hiçbir şey yapmadığı bu ortamda, seçim sonuçları yüzünden öfkeli gençlerin başını çektiği kemer sıkma karşıtı protestolar yeniden başladı. Ve Corbyn, Miliband’ın aksine bu protestolara n’apsam da ulaşsam demiyordu, zaten tam içinde yer alıyordu. Aktivizm tüm ömrü boyunca yaptığı şeydi. Ve bu eylemlerde konuşma yaptığında yalnızca kemer sıkma politikalarının zararları üzerine aynı teraneleri tekrarlamakla yetinmiyordu, İşçi Partisi’nin krizinden de söz ediyordu. Bunu, İşçi Partisi’nin onlarsız sadece seçim alavereleriyle kafayı bozmuş profesyonel bir siyasi elitten ibaret olacağı aktivistlerle ve hareketlerle bağ kurmamanın sonucu olan, köklerle/tabanla ilgili bir kriz olarak anlıyordu.

O noktadan itibaren, Jeremy Corbyn’in liderlik kampanyasının kendisi, ülke çapında öfkeli ve (partinin durumundan da, ÇN) hoşnutsuz İşçi Partisi tabanını bir araya getiren çok büyük eylemlere sahne olan bir tür protesto hareketine dönüştü. Bu hareketlenme, her gün Corbyn ile ilgili haberler ve mem’lerle kolektif bir şekilde milyonlara ulaşan sosyal medya hesaplarının bereketinden de anlaşılıyordu. Seçim çevresi şubeleri ile sendikacıların çoğunluğunu kazandı ve Unite, Unison, ASLEF, TSSA ve CWU’nun desteğini elde etti. İşçi Partisi’ne yüz binlerce yeni üye kazandırdı. Rakip adayların minyatür, boş salon toplantıları genel olarak tüm kampanyalarının şeklini belirliyordu. Basit röportaj sorularına verdikleri baştan savma, ezbere ve monoton yanıtlar, Corbyn’in doğrudan ve sağlam cevapları ile karşılaştırıldığında ideolojik olarak ne kadar bitik durumda olduklarını gösteriyordu. Üyelere ve sendika ilişkilerine yönelik ruhsuz ‘vaatleri’ mevzunun ne kadar dışında olduklarının işaretiydi.

Afallamış ama lütfedercesine bir tepeden bakışla Corbyn’in yükselişi ile bir türlü baş edemeyen İşçi Partisi kurumsallığı ve bunların basındaki müttefikleri, kampanyanın sonuna doğru nihayet Korku Projesi’ni devreye soktular. John Manns, Tom Blenkinsops ve Simon Danczuks ‘Troçkist’ sızmayı, bir neo-Militan Eğilimi kınamak için sıraya girdiler ve basında Corbyn’e yönelik her eleştirileri Dan Hodges gibi sempatizan gazeteciler tarafından davul zurnayla haberleştirildi. Bu eleştirilerin en yumuşak tonunda yeni üyeler siyasi günübirlikçilerdi, gelip geçiciydiler, şom güçlerin manipüle ettiği deneyimsiz hayalcilerdi. Genel sekreter Iain McNicol’ün yönlendirmesi altındaki Uyum Birimi, çoğu SNP’yi desteklediklerine dair tweet attıkları gibi “suçlamalarla” atılan bu ne idüğü belirsiz yeni gelenleri tasfiye etmeye girişti. Ne göz korkutma ne de kibirli tepeden bakış şe yaradı ve Corbyn oyların basit çoğunluğu ile ilk turda İşçi Partisi liderliğini kazandı.

IV.

Bu nokta bir dönemin sonunu işaret ediyordu. Sağa uzun yürüyüş bir gecede sona ermeyecekti elbette. Tahminen, pislik İngiliz basını ve genellikle yalaka yayıncılar ateşli bir yıkım misyonuna giriştiler. Bu misyonda onlara, gölge kabine veya parlamento ‘asileri’nden yapılan sızıntılar epey malzeme sağlıyordu. Ama Corbyn İşçi Partisi lideri olur olmaz, çoğu onun göreve geldikten sonra birkaç hafta içinde indirileceğine söz vermiş olan sabotajcılar tarafından önüne çıkarılan tüm engellere rağmen, gündem değişti. Muhalefet, İşçi Partisi’nin Blair döneminden bu yana sosyal yardımlar konusundaki duruşunu karakterize etmiş olan “cezalandırıcı ahlakçılık” ile yolunu ayıran bir kemer sıkma karşıtlığında mutabıktı. Mülteciler ve göç konusunda söylem katı merkezin zorunlu yumuşak ırkçılığından belirgin bir şekilde uzaklaştı. Resmi muhalefet (gerçekten, ÇN) muhalefet etmeye ve hatta küçük bir çoğunluğa sahip hükümete geri adımlar attırmaya başladı.

Partinin darbecileri elbette hala bir şeyler planlıyorlardı ve Corbyn’le ilgili olumsuz bir şeyleri basına sızdırabilecekleri hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Corbyn’in parlamentodaki müdahaleleri sırasında suratlarını asıp cep telefonlarını kurcalayarak oturdular ve herkese “partinin gerçek sahibi biziz, bu geçici” havası attılar. Bir avuç sosyal medya trolü için sızlanıp durdular. Partideki birbiriyle bağı olmayan birkaç anti-Semitizm vakasını ulusal bir kriz haline getirdiler ama Britanya’da milliyetçi ırkçılığın yükselişi konusunda tek bir laf bile etmediler veya bir şeyler geveleyip geçiştirdiler. Özellikle partiler üstü gelenekçiliğin hâkim olduğu dış politika konusunda Corbyn’in parlamentodaki meslektaşları ona en fazla sıkıntıyı yarattılar. Özellikle de şimdi unutulmuş olan Hillary Benn, kendisini büyük bir Gladstone’cu ahlaki emperyalist olarak pazarladı. En unutulmazı ise, Brexit oylamasının hemen sonrasında, Muhafazakâr Parti’nin en hassas olduğu sırada, intiharımsı bir darbe girişimi başlatmalarıydı. Darbe, planlı istifalardan tut Corbyn’i “yapması gerekeni yapmaya” (yani istifaya, ÇN) davet eden parti büyüklerine kadar, bir Tom Watson operasyonunun tüm izlerini taşıyordu.

Corbyn’in zaferi kazara falan değildi 

Darbe girişimi bu ekibin mevzuyu hala anlamamış olduğunu gösterdi. Corbyn’in zaferi kazara falan değildi ve birtakım fanatiklerin partiyi ele geçirmesi de değildi. Corbyn, ana akım sosyal demokratların eskiden çok iyi bildiği bir politika tarzında deneyimli bir kampanyacıydı. ‘Karizmatik’ değildi ama iletişimi kuvvetli bir politikacıydı ve destekçilerini neyin motive ettini biliyordu. Sayıların ve organize olmanın bir demokraside güç demek olduğunu biliyordu, İşçi Partisi gibi yönetilen bir demokraside bile. Medya saldırılarından korkmuyordu çünkü medyanın, gündemi belirleme gücüne rağmen yenilebileceğini biliyordu. Medyanın imal ettiği krizler bekleyebilirdi. Gerçekten de, basının kısa dikkat süresi, birbiri ardına İşçi Partisi liderliğine oynayan şahsiyetlerin ego gezintileri ile nasıl üst üste düştüğünden de görülebiliyordu. Örneğin Angela Eagle, Corbyn’i yenebilecek bir aday olduğuna inanıldığı sürece ülkedeki her gazete ve radyo programında kendine yer bulabildi, ta ki Owen Smith onu kenara itene dek.

Corbyn İşçi Partisi’ndeki performansını, kısmen protesto hareketi olan bir başka liderlik kampanyasında partiye daha da fazla insan kazandırıp üye sayısını yarım milyonun üzerine çıkararak tekrarladı. Ama darbe girişimi yapacağıın yapmıştı, Tory’ler görünürde işinin ehli bir İçişleri Bakanı ve makul bir AB’de kalma yanlısı olan Theresa May’i göreve getirecek kadar zaman kazandırmıştı. O andan itibaren Tory’ler, yeniden birleşmiş bir sağ oy tabanından faydalanmak için topyekûn bir şekilde UKIP dilini ve temalarını benimseme yoluna gittiler.

V.

Soru daima Corbyn’in İşçi Partisi içinde başardığını ülke çapında başarıp başaramayacağı oldu. Corbyn İşçi Partisi içindeki radikalleşmiş bir azınlığa ulaşmıştı, evet, özellikle de gençlere, ama aynı zamanda hayal kırıklığı içinde partiyi bırakmış eski İşçi Partisi destekçilerine de ulaştı. Ama Theresa May Nisan sonu gibi erken seçim çağrısı yaptığında durum pek iç açısı görünmüyordu. İşçi Partisi anketlerde kötü gidiyordu, liderlik ulusal sorun tarafından belirlenen bir bağlama kendini kaptırmış sürükleniyor gibiydi. Corbyn, referandum sonucunu hemen kabul ederek ve parlamentoda 50. maddenin işleme konmasını destekleyerek Brexit’i sıkıntı yaratan bir konu olmaktan çıkarmaya çalıştı ama bunu yaparak İşçi Partisi’ni önemli bir muhalefet etme alanından da yoksun bırakmış oldu.

Sağcı basının da teşvikiyle, Theresa May “sabotajcıları ezmek” için milliyetçi bir kampanyaya öncülük ediyordu ve anketlerde yirmi puan öndeydi. Tory’ler Avrupa konusunda görünürde kendi ağırı sağlarının zaferi ile birleşmişken, bu akıllıca bir hamle gibi görünüyordu: Brexit üzerine kampanya yapmaları halinde Avrupa’yı bir kez olsun İşçi Partisi’nin sorunu haline getirebilirlerdi. Corbyn, kendi adına, bunun olmasına izin vermedi. Bu Brexit hakkında bir seçim olmayacaktı. O zaman seçimin temel konusu ne olacaktı? Sınıf olacaktı, eşitsizlik olacaktı ve yeni kuşağın umutları olacaktı. Manifesto dönüm noktası oldu: Corbyn’in İşçi Partisi liderliğini kazandığı ile aynı mesajdı ama bu kez spesifik politikalar şeklini almıştı — her türlü arka plandan gelen işçi sınıfından insanların ikilemlerine sıkıntılarına dönük çareler.

Ve bir kez daha, Corbyn’in kampanyası bir hareketmiş hissi vermeye başladı. Kalabalık halk toplantıları, sürpriz bir şekilde konserlerde belirmesi, sosyal medya kampanyası, bunların tümü İşçi Partisi’nin beklentileri aşacağının işaretleriydi. Artış anketlere bile yansımaya başladı ama çoğu insan genç oylarda bir yükseliş olduğu fikrini reddetmeye devam ediyordu. Corbyn televizyona çıktığında özgüvenli, agresif ve rahattı; Tory’lerin Corbyn’cilere IRA üzerinden bok atmaya odaklanan kampanyası karşısında istifini bozmadı. Ve tüm bunlar, İşçi Partisi merkezi, savunmaya odaklı bir kampanya yürütmesine, Progress (İşçi Partisi’nin Blair’ci sağ kanadı, ÇN) milletvekilleri ona karşı yeniden seçim kampanyası yürütmesine ve İskoç İşçi Partisi SNP’yi eleştiri ve Birliği koruma üzerine kurulu kendi kampanyasını yürütmesine rağmen oldu.


Seçim gecesi olanlar herkesi şaşırttı

Seçim gecesi olanlar, en iyimser İşçi Partisi destekçileri hariç herkesi şaşırttı. Oy kullananlarla yapılan anketler, önceki anketlerin çoğunun yanlış olduğunu ve yükselişin YouGov’un son gün tahmin ettiğinden bile fazla olduğunu gösterdi. İşçi Partisi oylarında büyük bir artışa gidiyordu ve Tory’ler “askıda bir parlamento” (hiçbir partinin tek başına hükümet kurma çoğunluğu elde edemediği) ile yüz yüze kalacaklardı. Lort Ashcroft’un geçmişe dönük anketi, oy veren 18-24 yaş arasındakilerin yüzde 67’sinin İşçi Partisi’ni desteklediğini ortaya çıkardı. 25-34 yaş arasındakilerin yüzde 58’i ve 35-44 yaş arasındakilerin yüzde 50’si Corbyn’i desteklemişti. Tory’lerin çoğunluğa sahip olduğu tek demografik grup 65 yaş üstü idi. Corbyn İşçi Partisi seçmenlerinin sandığa gitme oranını ülke çağında yükseltti, New York Times grafikleri oy kullanma oranının en çok 18-34 yaş aralığının çoğunluğu oluşturduğu seçim çevrelerinde olduğunu gösteriyor. Bu sadece bir gençlik hareketi değil, kuşak deneyimleri aynı zamanda sınıf deneyimi özelliğini de taşıyor. Genç ve solcu olanlar, bir bakıma “teröre karşı savaş,” kredi krizi ve küresel durgunluk ile büyümüş ve artan sınıfsal eşitsizliklerden en kötü etkilenmiş olanlar.

Sonuç şu an İşçi Partisi’nin popüler bir sol gündemle anketlerde önde gittiğini ve iktidardan sadece iki puanlık oy kayması uzaklıkta olduğunu gösteriyor. Muhafazakârlar bir kere daha kendilerini parçalıyorlar, en büyük anlaşmazlık noktaları Avrupa. Theresa May, George Osborne’un kıkırdayarak söylediği gibi, “yürüyen bir ölü.” Michael Heseltine de düşene tekme atmakta gecikmedi. Ama kahkahaları uzun sürmeyecek çünkü Tory’ler May’in yerini alabilecek bir yetenekler toplamı değiller ve kendileri için ne kadar sıkıntılı olduğunu bir kere daha gösteren bir mesele ile uğraşmak zorundalar. Boris Johnson’dan giderek artan şekilde olası lider olarak söz ediliyor ama Heseltine’in “modern zamanların en büyük anayasal (sistem, ÇN) krizi” olarak adlandırdığı şeyin ortaya çıkmasındaki rolü sebebiyle Tory parti kurumsallığı ona uzun süre katlanamayacaktır. Rol zaten onun boyunu epeyce aşıyor.

Jeremy Corbyn İşçi Partisi liderliğini uzun süreli krizinin en berrak hale geldiği noktada almıştı, bir tanı ve tedavi önerdi ve inatçı dirence rağmen ona ilacını yutturmayı başardı. Örgütsel olarak ve seçim açısından, işleri herkesin beklediğinden çok daha hızlı şekilde yoluna koymaya başladı. Sol için gizli destek ve güç rezervleri, toplumsal dönüşüm için hammaddeler buldu. Bunu yaparken, sözüm ona boyun eğmez, göz korkutucu Tory makinesinin içsel zayıflığını da ifşa etti, geçmişten devraldığı krizlerini ve uzun vadeli düşüşünü iyice ortaya çıkardı ve potansiyel olarak sağlam bir hükümet partisi olma rolünün sona erişini hızlandırdı.

Bu, mobilizasyonun ve aktivizmin halkın hoşnutsuzluklarına ve arzularına sosyalist bir şekil ve içerik vererek ülkenin tüm yörüngesini temelden değiştirebileceği, insanın ömründe bir kez tanık olabileceği bir moment. Solun bunun gerçekleşmesini sağlamaktan başka yapacak daha iyi veya daha önemli bir şeyi yok.

   Çeviri: Serap ŞEN - Kaynak: http://novaramedia.com

1. Bölümün linki: http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nuce&id=72804


180

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA