1 FİLM 1 KİTAP: Büyük Gerileme / Neruda

Büyük Gerileme / Neruda

07 Haziran 2017 Çarşamba | PolitikART

“Bir dünya düzeni çökerken, 

o düzen üstüne tefekkür başlar.”


Dünyanın birçok yerinde neden sağ popülizm neredeyse eşzamanlı olarak yükseliyor? Bu yükselişin arkasındaki sosyolojik ve ekonomik nedenler ne? “Radikal piyasacı” küreselleşmenin açmazlarına verilecek tek cevap sağ popülizm mi? Küresel iklim değişikliğinin küresel göç üzerindeki etkisi ne? Mevcut yönetimlerin bu sorunlar karşısında aldığı tutumlar kimi korumaya yönelik? Yabancı ve göçmen düşmanlığını, giderek ırkçılığı körükleyen ekonomik ve sosyal politikaların dışına nasıl çıkılabilir? Alt sınıflarla orta sınıfların talepleri hangi noktalarda buluşup hangi noktalarda ayrılıyor? Bütün bunlardan kimlik siyasetine sıkışıp kalmış olmamız mı sorumlu? “Büyük Gerileme” karşısında neler yapılabilir? 

12 dilde aynı zamanda yayımlanmakta olan kitaba Almanya, Fransa, İngiltere, ABD, Hindistan gibi ülkelerden katkıda bulunan on beş yazar, bu ve benzeri küresel soruların cevaplarını arıyor. 


Kitabın önsözünden:

Devlet yapısının artık mevcut olmadığı bölgelerin dünyanın dört bir yanında genişlemesi, terörizm ve göçle doğrudan bağlantılıdır. 2016’da Almanya’ya sığınma talebinde bulunanların çoğunun anavatanı olan üç ülke (Suriye, Afganistan ve Irak), bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı’nın 2016 “Kırılgan Durum Endeksi” sıralamasında başlarda yer alıyor. Haritalardaki beyaz bölgeler asırlar içinde gitgide azalmışken bugün gidişat başka bir yönde gibi görünüyor. Google Haritalar çağında, pek az bilinen ve antik haritacıların vaktiyle “Buralarda aslanlar var” (hic sunt leones) diye işaretlediği türden bölgeler genişliyor. Terör saldırılarına ve göç hareketlerine gösterilen siyasal tepkilerin çoğu, “güvenlileştirme” ve postdemokratik simgesel siyaset denebilecek bir örneğe uyuyordu yine: Sınırlara bariyerlerin çekilmesi, hatta sınırlarda vur emri verilmesi çağrıları yüksek sesle dillendiriliyordu; Fransa’da cumhurbaşkanı olağanüstü hal ilan etti ve ülkenin savaşta olduğunu açıkladı. Göç, terörizm veya artan eşitsizlik gibi sorunların küresel nedenleriyle ulusal araçlarla baş etmekten veya bunlara karşı uzun vadeli stratejiler geliştirmekten âciz halde, gitgide daha çok siyasetçi içeride Kanun ve Düzen vaat ediyor ve ülkesini yeniden “büyük” yapma sözü veriyor. Çalışan, egemenlik ortağı, öğrenci veya kamusal altyapının kullanıcısı rollerindeki vatandaşlara bu Kemer Sıkma çağında açıkça daha fazlası sunulamıyor. Siyasal hareketlerin ağırlık noktası milli aidiyet boyutuna, güvenlik vaadine ve geçmiş zamanların parıltısının yeniden teminine kayıyor. 

Gerileme semptomlarının listesi istendiği kadar uzatılabilir: anarşik, tek taraflı bir küresellikten çıkma özlemi veya örneğin Fransa, İtalya ve Avusturya’da ortaya çıkan kimlikçi hareket, artan yabancı düşmanlığı ve İslamofobi, nefret suçu adı verilen suç dalgası ve elbette Rodrigo Duterte, Recep Tayyip Erdoğan veya Narendra Modi gibi otoriter demagogların yükselişi. 2015 sonbaharının sonlarında bütün bunlara artan bir isteri, kamusal söylemin sertleşmesi ve yerleşik medyada görülen belli bir sürü psikolojisi eşlik ediyordu. Görünüşe göre “doğal afetler” ve “salgın hastalıklar” gibi söz alanlarından kavramlar kullanmadan kaçış ve göçten bahsedilemiyordu. 

Soğukkanlılık ve pragmatizm çağrısında bulunmak veya olayları tarihsel bağlamına yerleştirmek ve böylelikle bir parça uzaktan ilişki kurmak yerine, terör tehlikesi ve göç -birleşmeden değil elbette, bilakis- İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Almanya’daki en büyük sorun olarak sunuldu. Gösterilerde de internette de ansızın “yalancı basın”, “diktatör şansölye” ve “milletvekili” yerine “vatan/millet haini” gibi kavramlar dolaşıma girdi. Kitapta bu gibi semptomlar, Büyük Gerileme kavramı çerçevesinde tartışılıyor.


Büyük Gerileme 

Ulrich Beck 

Metis Yayınları 

2017


Komünist Partili şair: Neruda

Neruda filmi 1940’larda Komünist Parti’ye katılmak için kendi ülkesinde kaçak haline gelen, Nobel ödüllü ünlü Şilili şair Pablo Neruda’nın peşine düşen bir müfettişi konu ediniyor. 

Dünyanın önde gelen yazar ve şairlerinden Pablo Neruda, aynı zamanda bir komünisttir. Şili Komünist Partisi senatörü olan Pablo Neruda (Luis Gnecco), 1948’de devlet başkanı Gabriel González Videla’nın (Alfredo Castro) ülkedeki komünist faaliyetleri yasaklaması üzerine mecliste sert bir konuşma yaparak yasayı protesto eder. Bunun üzerine Neruda’yı yakalama emri çıkarılır ve arama ekibinin başına Oscar Peluchonneau (Gael García Bernal) getirilir. 

Neruda, dostlarının tavsiyesiyle ve gizli bir operasyonla bir sürgüne yollanır. Acar polis dedektifi Oscar ise hükümet tarafından dünyaca ünlü şairin peşine düşüp onu yakalamakla görevlendirilir. Çok geçmeden Oscar, Neruda’yı takıntı haline getirecektir ama Peluchonneau’nun kendi ülkesinde kaçak durumuna düşen ve bir cadı avının hedefi haline gelen Neruda’yı Şili’nin her yerinde çılgın gibi arasa da arkadaşlarının desteğiyle sürekli izini kaybettiren Neruda’yı bulması hiç kolay olmayacaktır. 

Gael García Bernal’in performansıyla yıldızlaştığı, yönetmenlik koltuğunda Oscar adayı “No”, “The Club” ve “Jackie”nin yönetmeni Pablo Larraín’in oturduğu filmin yapımcılarından biri ise Türkiyeli yapımcı Renan Artukmaç. 

Pedro Almodóvar’ın “Bu sene izlediğim en iyi film” dediği ‘Neruda’, Variety tarafından ise “Büyüleyici derecede yaratıcı” şeklinde niteleniyor.

Müfettiş Óscar Peluchonneau ile Pablo Neruda arasındaki kovalama, şairane bir dille anlatılıyor.

Yönetmenliğini ünlü Şilili yönetmen Pablo Larraín’nin üstlendiği filmin başrollerini Gael García Bernal, Luis Gnecco ve Alfredo Castro paylaşıyor.



209

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA