MICHAEL SEGEDY*: Kafka’nın ‘Ceza Sömürgesinde’sindeki paradigmatik kayma: Kafka o kadar da karanlık değildir

Sürrealist, kâbus gibi bir hikâyeyle Kafka, insanlık tarihinde, insanların yasasız, otoriter bir geçmişle bağlarını koparıp daha iyi bir geleceği inşa etmek yönündeki tercihlerinin damga vurduğu özel bir uğrağı ustalıkla betimlemektedir. Çay ocağındaki adamların gülmesi her şeyi anlatmaktadır.

07 Haziran 2017 Çarşamba | PolitikART

“Ceza Sömürgesinde”, kendisinin anlamı konusunda sayısız tartışmaya yol açmış bir metindir. Çoğu okur, bunun, şiddetli bir biçimde, insanın insan-dışılığının insana yönelik bir mahkûm ediş biçiminde belirdiği, dehşete sürükleyiciliğiyle unutulmaz bir hikâye olduğu konusunda hemfikirdir. Fakat hikâyenin karanlığı, onun olumlu mesajını gölgede bırakabilmektedir. Kafka’nın pek çok hikâyesinde olduğu gibi burada da anlamı detaylarda yakalamak gerekir. İnsanlığın temelleri aydınlanmada bulunan ilkelere dayanarak insancıl bir adalet sistemini tasarlamasından önceki zalim zamana ilişkin bir tahayyül geliştirebilmek için Kafka, karanlık ve şiddetli bir imgelemi devreye sokar.

Bir tür kutsallıkla donatılmış olan ve eski, barbarca bir yaşam tarzını temsil eden eski komutan, adadaki en yüksek otorite durumundaydı. Onun yargı ve cezayla ilgili ‘kutsal’, gizemli yasalarını yalnızca kendisi ve birkaç takipçisi anlayabilmiştir. Eski komutanın makineyi kurmak için yaptığı çizimler öylesine ‘kutsal’dır ki subay gezginin bu çizimleri eline almasına müsaade etmeyecektir. Gezgin çizimlerin çok sanatkârca olduğunu fakat okuyamadığını söyleyerek yanıt verir. Sanatsal kılınmış fakat ustanın ve tilmizlerinin oluşturduğu küçük çevre dışındakilere bir anlam ifade etmeyen, çözülemez dinsel metinlere yakındır.

Subayın suçlanan kişiden talebi yasaya körü körüne bir bağlılıktır. Yasasız, barbarca bir dünyada zavallı adamcağız temel güdülerine başvurmaktadır: “Emir eri hemen doğrulup özür dileyeceğine … onu tutup silkeleyerek ‘Bırak o kırbacı, yoksa yerim seni’ diye bağırmış.” Subay, adamın suçu ile cezası arasında hiçbir rasyonel bağ kurmamaktadır. Bu eski sistem suçu tesis etmekle ya da adaleti sağlamakla da ilgilenmemektedir. Eski komutan, adaleti yalnızca yasayı ihlal etmenin bir cezası olarak düşünmekte ve subay da onun fanatik bir tilmizi olarak davranmaktadır. Bir insanın suçsuzluğunu kanıtlamasına gerek bulunmayan bir yerde cezanın da suça uygun olup olmaması önemini kaybeder. Mahkûm, her saat başında hazır ola geçip selam durmak olan görevini yapamamıştır ve bu nedenle de cezası ölümdür.

Subay gezgine şunları söyler: “Bu prosedür ve bu infaz biçiminin, ki şimdi hayranlığınızı sunma fırsatına sahipsiniz, bu kolonide açık destekçileri kalmadı. Onların biricik şampiyonu benim, tıpkı eski komutanın mirasının biricik şampiyonu olduğum gibi… Eski komutan sağken burası onun destekçileriyle doluydu.” Eski komutanın kör adalet sistemi, şimdilerde yerini daha insani bir sisteme bırakma süreci içindedir. Bu, kadınların yeni komutan üzerindeki etkisini de açıklamaktadır. Sonrasında subay, yeni düzene razı olur ve kılıcını kınından çıkararak parçalar ve “her şeyi, kılıcın kınını, kılıcın parçalarını, tutma yerini bir araya toplar ve hepsini birden bir çukura savurur.” Bu eylemi, bir çağın sonunu sembolize etmektedir. Yeni komutan ve onun kadın danışmanları tarafından olduğu kadar kâşif tarafından da sembolize edilen yeni dünya düzeni, hakları herkese -mahkûm ve asker gibi donuk zekalılar da dahil- doğru genişleten insancıl bir adalet sistemini kucaklar.

Eski adalet sisteminin son gerçek taraftarı olan subay, kendi makinesiyle birlikte mahvolur. Makine, subayın bedenine “adil ol” ifadesini kazıması istendiğinden kendisini yok eder, çünkü bu amacı gerçekleştirebilecek durumda değildir. Subay, eski komutanın yüzünü kara çıkarmıştır; eski yasa kişileşir ve o da ‘adil’ olanı yapmak zorundadır. “Subay, ‘Adil ol’ diyor diye tekrarladı. ‘Muhtemelen’ diye yanıtladı gezgin, ‘Sana inanıyorum.’ Subay en sonunda bir parça tatmin bulmuşluk duygusuyla ‘Tamam’ dedi ve kâğıdı götürüp kazıyıcıya yerleştirdi; ardından da bütün dişli mekanizmasını yeniden düzenlemek üzere belirdi.” Eski sistem ‘yok olma noktasına’ gelmişti ve bu nedenle de o ‘bütünüyle uygun davranışlar’ içindeydi. Onun adalete ilişkin kodları, aynı adaleti kendisine de uygulamasını gerektiriyordu. Gezgin, subayın cesedine baktı ve cesedin “tıpkı hayattayken olduğu gibi, hiçbir kurtuluş vaadinin işaretinin olmadığı bir halde olduğunu gördü. Diğer herkesin makinede bulduğu şeyi subay bulamamıştı.”

Eski komutanın mezar taşında şu yazılıdır: “Belirli bir zaman geçtikten sonra komutanın yeniden dirileceği ve bu evden yola koyularak koloniyi yeniden ele geçirmek üzere takipçilerinin başına geçeceği kehanetinde bulunulmuştur.” Komutanın ‘türbesinin’ vakur olmayan tarifi de onun kısa sürede unutulması için müşterek kullanılan bir bölgedeki belirsiz bir yere gömülü olduğunu açığa çıkarır. Kimse burayı ziyaret etmez, saygı göstermez. Yalnızca birkaç kişi ortalıkta oturur, çay içer ve onun ebedi istirahatgâhında yüksek sesle sohbet ederler. Mezar taşında “İnançla bekleyin” yazmaktadır, fakat “onun etrafındaki adamlar, oradaki yazıyı okumuşlar da son derece komik bulmuşlar ve bu kanaatlerini onunla da paylaşmak istiyorlarmış gibi gülüyorlardı.” Ayakları mezar taşının üzerindeydi. Barbarca geçmişlerine dönmeye hiç niyetleri yoktu.

Son sekansta, gezgin, teknesinde iki askere izin vermeyi reddeder. Ada, genel olarak bir toplumun mikro-kozmosu durumundadır ve onlar da yurttaşlar olarak ahlaki sistemi miras olarak almalı, onun değişimine katkı sunmalı ve diğerlerinin onlar için çıkardığı yasalara rıza göstermelidir. Onların seçimi bu olacaktır. “Tekneye sıçrayabilirlerdi, fakat gezgin teknenin bordasından çeşitli yerlerinden düğümlenmiş ağır bir ip çıkardı ve onları bu iple tehdit ederek böyle bir şeye kalkışmalarını engelledi.”

Sürrealist, kâbus gibi bir hikâyeyle Kafka, insanlık tarihinde, insanların yasasız, otoriter bir geçmişle bağlarını koparıp daha iyi bir geleceği inşa etmek yönündeki tercihlerinin damga vurduğu özel bir uğrağı ustalıkla betimlemektedir. Çay ocağındaki adamların gülmesi her şeyi anlatmaktadır. Kimse eski komutanın gelmesini inançla beklemekte değildir. Elbette tarihin seyri daha yeni ve daha parlak bir görüye doğrudur. En nihayetinde Kafka, o kadar da karanlık değildir. Ve onun bu hikâyesi, başka hiçbir şeyi değilse bile, bu görüyü muhafaza etmenin bizim elimizde olduğunu hatırlatmalıdır.

* Yazarın “kafka.org”daki “Paradigm Shift in Kafka’s ‘In the Penal Colony’” başlıklı yazısını Abdurrahman Aydın PolitikART için çevirdi.


290

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA