ABDURRAHMAN AYDIN: Yasa üreten bir makine olarak sömürge

Hem başlığıyla hem de yönetim makinesinin çalışma biçimine ilişkin geliştirdiği bir ayrımla, Kafka’nın hukuku ele alan Dava ve Yasa’nın Önünde metinlerinden ayrı durur Ceza Sömürgesi. Diğer metinlerinde adeta bir yok-yazgıyı yaşamaya yazgılı bireylerin yazgısının saçmalığına odaklanan Kafka, burada yazgının ve yasanın edimselleşmesine odaklanır.

07 Haziran 2017 Çarşamba | PolitikART

Kafka, Ceza Sömürgesi’nde bize bir siyaset makinesi metaforu veriyor. Bu metafor oldukça önemli, çünkü siyasal aygıtlar toplamının uzun zamandır insan üzerinde çalışan makineler gibi olduklarını biliyoruz. Makinenin çalışma prensibi bellidir: Bir şeyi alır, üzerinde çalışır ve başka bir şeye dönüştürür. Yönetimsel makine de aynı şeyi yapar, fakat malzemesi insandır. Fakat Kafka, muhteşem bir hamleyle, bu makinenin sömürgedeki insan üzerindeki çalışmasının kaçınılmaz sonucunun sömürgedeki insanın yok edilmesi olduğunu önümüze koyuverir. Hem başlığıyla hem de yönetim makinesinin çalışma biçimine ilişkin geliştirdiği bir ayrımla, Kafka’nın hukuku ele alan diğer metinlerinden (örneğin Dava’dan ve Yasa’nın Önünde meselinden) ayrı durur Ceza Sömürgesi. Diğer metinlerinde adeta bir yok-yazgıyı yaşamaya yazgılı bireylerin yazgısının saçmalığına odaklanan Kafka, burada yazgının ve yasanın edimselleşmesine odaklanır: Bedeli insan hayatı olan bir edimselleşme değildir bu, bizzat öldürerek edimselleşebilen bir yasa söz konusudur. Yasa, anlamını ve işlevini ölümü ve hayatı tesis etme becerisinden alır. Bir bedene kazınan bir yasa, o bedeni ortadan kaldırarak ya da daha doğrusu bedendeki canı alarak gerçeklik kazanabilmektedir. Bu anlamıyla yasa ölüdür ve adeta eski peri masallarında olduğu gibi kendi hayaletimsi varlığına ancak birilerini öldürerek bir cisim kazandırabilmektedir.

Diğer metinlerin hukuka içeriden bakışı ile hukukun ihraç edilmiş olduğu bir yer olan sömürgedeki bu sınır bakış arasında Kafka’nın Odradek’i durur: İnsanımsılaşmış bir bobin ya da üzerine tahta bir haç yerleştirilmiş yassı bir iplik makarasıdır Odradek. Canla donanmış ruhsuz bir nesne olarak da son derece çarpıcıdır. Bu çarpıcılığı evin babasının şu düşünceleri ortaya koymaktadır: “Ölen her şey, bir vakitler bir tür amaca, bir tür etkinliğe sahip olmuştur ve bu etkinlik kendi kendisini tüketmiştir; fakat bu, Odradek’in durumunda geçerli değil. O halde onun, bir gün, ardı sıra sürüklenen ipliklerle, çocuklarımın ve çocuklarımın çocuklarının ayakları önünde, hâlâ merdivenlerden yuvarlanacak olması mümkün müdür? Açıkça kimseye bir zarar vermiyor; fakat bana en çok acı veren, onun ayrıca benden daha uzun yaşayabilecek olması.” 

Odradek canla donanmıştır fakat ölebilir bir varlık değildir. Tuhaf bir ateoloji yaratır bu hali ve yukarıdaki ifadede beliren rahatsızlık da onun bir tür olağan teolojinin sınırları içerisine sığmıyor oluşudur. Adam adeta “Yaşıyorum ve öleceğim; fakat Odradek, sen canlısın ve ölmeyeceksin” der gibidir.

Basitçe bir ölümsüzlük durumu değildir söz konusu olan; ölüme ve yaşama dair ayrımları iptal eden veya bulanıklaştıran bir eşik figürdür Odradek. Yaşar, fakat bir aralıkta yaşamaktadır. Hukukun içinde de değildir, dışında da değildir. Tedirginliği yaratan da budur: Odradek suçlanabilir bir varlık değildir. Bu ne anlama gelir? Agamben’in yorumunu izleyerek Dava’ya bakmak buna bir yanıt geliştirmemizi sağlayacaktır. ‘K’ adlı makalesinde Agamben, K harfinin ikili anlamına ilişkin karmaşık bir inceleme aracılığıyla genel yorumlardan radikal bir kopuşu gerçekleştirmektedir. İlk baktığı yer ‘K’ harfinin Roma’daki suç ve ceza sistemi içerisindeki yerini saptamak olmuştur: Hukuksal iftiracılara, sahte suçlayıcılara Roma hukukunda ‘kaluminator’ deniliyordu. Bunlar hukuk sistemi için öylesine büyük bir tehlike oluşturuyorlardı ki alınlarına K figürü damgalanıyordu. Kardeşini öldüren Kabil’in alnında taşıdığı ve kardeş katili olduğunu ortaya koyan tanrısal işaret gibi… Agamben buradan hareketle, romanın başkişisinin bir öz-suçlayıcı olarak okunması ve ‘her insanın’ K ile aynı konumda kabul edilmesi gerektiğini ileri sürüyor.

Bir kimsenin sahte bir öz-suçlama ile davalı durumda olması… Bir tür yok-yazgıya yazgılı olma durumunu yaratan budur. İnsanın kendisi aleyhine yalancı tanıklık etmesi gibi bir durumdur söz konusu olan. Düz bir bakışla saçma gibi görünse de yabancılaşma kavramı eşliğinde düşünmek, bunun o kadar da saçma olmadığını görünür kılacaktır. Meta fetişizminin karmaşık doğası da nesneleri kendi maddi parçalarının toplamından çok uzak bir şeye dönüştürmüyor mu zaten? Bir nesneye bakmak ve ona bir kullanım değeri atfetmek (“Bu balta bu ağacı kesmeme yardım ederek bana yakacak ve barınak sağlayabilir”) başka bir şeydir; bir metaya, onunla yapabileceklerimizin çok ötesinde bir değer (“Güçbelâ kazandığım parayı, herhangi bir kullanım değerinin çok ötesindeki bir fiyata satılan marka bir pantolon satın almak için aylarca biriktireceğim”) bahşetmek başka bir şey.

İşte Odradek, bu türlü bir öz-suçlama potansiyelinden yoksun olduğu için suç sahibi kılınabilir de değildir; ona iftira atmak bile mümkün değildir. Odradek’i bir eşik figür, bir aralık figür kılan da budur. Bu eşiği atlayınca belirir yasanın yeri. Yasa bir tür şiddettir çünkü ve bunu en iyi ortaya koyacak metafor sömürgedir. Yasanın yerleştiği yer, şiddetin en saf haliyle belirdiği yerdir: Sömürge. Sömürgeci makine kendi yasasını yazmaya, insanların bedenlerine ve ruhlarına kazımaya yöneldikçe görünür olmaktadır bu saf şiddet.

Ceza Sömürgesi’nde bir makine vardır ve bu makine, mahkûmun suçu hangi yasayı ihlal etmekse o yasayı mahkûmun bedenine kazıyarak öldürür onu. Hikâyedeki mahkûmun amirine saygısızlık ettiği varsayılmaktadır ve bu nedenle de bedenine “Üstlerine saygılı davran!” yazılacaktır. Makine öyle bir düzeneğe sahiptir ki mahkûm bedenine kazınmış olan yazıyı okumayı başardığı andan hemen sonra ölmektedir. Suçunu (!) öğrendiği an da bu andır (sömürgeci makine yargıyla vakit kaybetmek istememektedir). Bunu bilmenin artık anlamsızlaştığı anda yasayı bilmek! Örneğin gerçekte bir ayaklanma söz konusu olmadığı halde Dersim’e yönelik 37-38 saldırılarının neden yapıldığı sorusunun anahtarı da burada yatıyor bana kalırsa. Herhangi bir yasa ihlal edildiği için gerçekleşen hukuksal bir cezalandırma edimi değil, bizzat yasayı, bütün anlamsızlığıyla işler kılan şiddettir söz konusu olan. Yasanın anlamsızlığı, yasanın dayatıldığı kimsenin yasaya boyun eğmeyi ya da eğmemeyi tartacak vakti bile bulamadan ölmesidir. Egemen yasadır bu. Kendisini tartışmaya konu kılmaz.

Odradek eşiği geçilince karşımıza çıkan uzamda, Kafka yasanın kendisiyle değil, üretimiyle ilgilenmektedir. Bu üretimin yeri sömürgedir. Yasa, şiddet yoluyla sömürgede üretilir.


373

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA