Dahi kız kardeşler ve Sense8

Lana’dan 9 yıl sonra ise Andy trans kadın olduğunu açıkladı ya da açıklamak zorunda kaldı. Açılma şekilleri ve açıklamalarıyla da Wachowski Kız Kardeşler LGBTİ+ camiasında büyük saygı uyandırdı. 



23 Mayıs 2017 Salı | Kültür-Sanat

TUĞÇE YILMAZ 


“Kimse iyi ya da kötü olduğumuzu hatırlamayacak. Sadece iki kişinin herkese karşı direnmesi hatırlanacak.”


Wachowski Kız Kardeşler deyince çoğu insanın zihninde bir şey uyanmayacaktır muhtemelen. Dünya sinemasında hatırı sayılır bir üne kısa zamanda kavuşan ve felsefe kitaplarında dahi yerini alan bir filmin yönetmeni ama onlar. Matrix’in senaristliğini ve yönetmenliğini üstlenen kız kardeşler, filmlerinin reklam ve tanıtım çalışmalarına katılmamalarıyla; alternatif dünya anlayışlarıyla ve mütevazılıklarıyla gönüllerimizi fethetmişlerdi. Matrix gibi bilimkurgu ve felsefenin iç içe geçtiği bir filmle dünya çapında üne kavuşan, genç-yaşlı herkesin merak ettiği; izlediği veya en azından izlemeye çalıştığı filmlerin yaratıcıları olan dahilerden bahsediyoruz. Dahi demek yersiz olmayacak, çünkü hâlâ popüler felsefe –ve felsefenin popstarı Slavoj Zizek’in– tartışmaların gündemidir: Mavi hap mı, kırmızı hap mı?

Polonya asıllı kardeşler “Wachowski Biraderler” olarak anıldığı dönemden alalım. Larry Wachowski 1965, Andy ise 1967 doğumlu. Kardeşler üniversite yaşamlarını yarıda bırakıp sinemaya yönelmişler. Ve aslında Matrix ile tanınsalar da V for Vendetta, Cloud Atlas gibi birçok işte imzaları var. 2007 senesinde Larry, trans kadın kimliğini ve yeni isminin Lana olduğunu açıkladı. Homofobik ve transfobik medyanın gündemine bomba gibi düşen bu haberden sonra “Wachowski Biraderler” tanımı yerini “Wachowski Kardeşler”e bıraktı. Lana’dan 9 yıl sonra ise Andy trans kadın olduğunu açıkladı ya da açıklamak zorunda kaldı. Açılma şekilleri ve açıklamalarıyla da Wachowski Kız Kardeşler LGBTİ+ camiasında büyük saygı uyandırdı. 




Esas olan dayanışma mı?


Dahi kız kardeşlerin şimdiki projesi ise Sense8 isimli dizi. Sense8 sekiz yabancının hikâyesini anlatıyor: Capheus, Sun, Nomi, Kala, Riley, Wolfgang, Lito ve Will, her biri farklı bir kültürden ve ülkeden. Kahramanlar ilk bölümde aniden Angelica isimli bir kadını görmeye başlıyor ve ardından da onun şiddetli ölümüne tanıklık ediyorlar. Sekiz kişi başlangıçta normal, sıradan insanlar gibi görünse de aslında zihinsel ve duygusal bir bağlantıyla birbirleriyle bağlantı kurup ve birbirlerini algılayabiliyorlar. Sürekli olarak bilgi, dil, deneyim ve becerilerini paylaşıyorlar. Hayatlarını yaşamaya çalışırken ve bu bağlantının nasıl ve ne anlama geldiğini anlamaya çalışırken, kendi hayatlarındaki zorluklarla da mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Sekiz kişinin ortak özelliği ise aynı gün ve saatte, hatta o saniyede doğmaları ve beyinlerinin bir bölümünün diğer insanlara göre farklı çalışması. Bu özellikleri sayesinde birbirleriyle bağlantı kurabilen kahramanlar kimi zaman birbirlerinin en güzel anlarına ortak oluyorlar; kimi zaman ise birbirlerini ölümden kurtarıyorlar. Yer değiştirme ve diğerinin yerine geçme yöntemiyle zor anlarda bağlantı kuruyorlar ve örneğin biri bir saldırıya maruz kaldığında dövüş ustası olan, diğerinin yerine geçiyor. Ya da çok iyi silah kullanan asla silah kullanmayı bilmeyenin yerine. Dizinin temelinde güçlü bir bağ var: Dayanışma. Başta ne olduğunu kendileri de çözemezken birinci sezonun sonlarına doğru ortadaki gizemi bir-iki kahraman kavramaya başlıyorlar ve aslında tehlikede olduklarını da seziyor. 


“Dünyayı güzellik kurtaracak” gibi klişelere girmek istemem ama bu dizide hakim olan tema o. Dayanışma ve insanların birbirine duyduğu sevgi her şeyin çözümü. Ve en güzel detaylardan biri; dizideki kahramanların hiçbirinin cinsiyetine dair gözümüze sokulan bir vurgu olmaması. Alternatif bir dünya var ve keskin bir cinsiyet tanımı yok bu sekiz kişi için. Konusuyla, güzel müzikleri ve kurgusuyla dizi izlemeyi vakit kaybı olarak görenlerin bile hayranlığını kazanacak bir dizi Sense8. 




6197

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA