Sokak bizi meclise taşıdı

“11 Eylül 2012 tarihinde 1 buçuk milyon insan bağımsızlık talebi ile sokağa çıktı. Biz de sokaktaki mücadele güçlendiği için meclise girmeye karar verdik. Ama insanlara sorunlarını çözmeyi vaat etmedik, onların sesini meclise ulaştırma sözünü verdik. Çünkü, bir parti güçlü bir halk hareketine dayanmazsa parlamento onu yer. Bu bilinçle geldik.”

02 Ağustos 2013 Cuma | Dizi

KATALONYA’da yeni dönem - II


Halk Birliği Adaylığı (CUP), henüz genç bir parti. Katalan Sol Bağımsızlıkçı Hareketi’nin siyasal partisi konumunda. Aslında iki hareketin çatısını oluşturuyor. Toprağı Savunma Hareketi (MDT), 70’li yıllarda kuruldu. ‘İleri’ anlamına gelen Endavant ise Katalonya’nın özgürlüğü için mücadele eden daha genç, dinamik bir oluşum olup Valencia ve adalarda da örgütlü. “MDT daha çok yaşlı kesim, eski tüfekler. Yenilere çok yardım etmiyorlar, çok genç buluyorlar. 70’lerde bir şey yapmadılar ama daha iyi olduklarını söylüyorlar. Oysa biz dünyaya geldiğimizde bir hareket yoktu” diyor CUP milletvekili Quim Arrufat. 1500 kadrosu bulunan CUP, 2012’de ilk defa seçimlere katılıp 3 vekil çıkardı. Anketler, şimdi seçim olması durumunda CUP’un milletvekili sayısını 9’a çıkarabileceğini gösteriyor.
Yereldeki sol, sosyalist, ekolojist, feminist vb. gruplar için buluşma yeri olmayı başarıp hızla büyüyen CUP’un genç milletvekili Arrufat, yıllardan beri Katalan-Kürt dayanışması için de büyük emekler veriyor. Onunla bağımsızlık konusunu ve parlamenter zemindeki mücadeleyi konuştuk.

CUP, Katalonya parlamentosunda temsil edilen en genç parti. Parlamenter zeminde mücadele etme kararına giden süreci özetler misiniz?

Sol bağımsızlıkçı Katalan hareketinin çıkışı her ne kadar 1970’li yıllara dayansa da, kurumsal olarak yeni sayılırız. Yani 70’li yıllarda mücadele eden kuşak, 2000’li yılların başına gelindiğinde fiilen artık yoktu. 2000’lerde yeni bir kuşak mücadeleyi devraldı. 2007’de ilk defa yerel seçimlere katılıp, şehirlerde 30 belediye meclisi üyeliğini kazandık. Bu ilk küçük başarımızdı.
2010 yılında yerel parlamento seçimleri olacaktı. O seçimden önce hareket olarak kapsamlı bir tartışma süreci yaşadık. Seçimlere katılıp katılmayacağımızı tartıştık. O dönem yapılan anketlerin sonuçları, 2-3 vekil ile meclise girebileceğimizi gösteriyordu. Ve seçimlere katılmamaya karar verdik. Çünkü daha fazla büyümeye ihtiyacımız vardı. Özellikle de yerel yönetimlerde, belediye meclislerinde temsilimizi güçlendirmeye, hareket olarak genişlemeye, yerelde il ve ilçe örgütlenmeleri çoğaltmaya karar verdik o tartışmanın sonucunda.
2011 yılında belediye meclis üyelerimizin sayısı 105’e yükselmişti. Ayrıca 4 tane de belediyeyi kazanmıştık. Aktif çalışanlarımızın sayısı 2 bini aşmıştı. Gençlik grupları tek çatı altında, Arran olarak birleşmişti. Kadro sayısı 700. Son 10 yılda kurulan, fakat kendi başına çalışma yürüten kültürel-sosyal merkezlerimiz arasında bir ağ örmeyi başardık. Bu tarz yerel merkezimizin sayısı 140 civarında. Bu örgütlenmeyi sağladıktan sonra parlamento zemininde de mücadele etmeye karar verdik. 25 Kasım 2012 seçimlerinde 126 bin oy aldık. Normal bir seçimde bu oy sayısı ile 6-7 vekil çıkarmıştık. Fakat Katalan Parlamentosu’nun tarihindeki en yüksek katılımlı seçimleri yaşadık geçen sene, seçmenlerin yüzde 75’inden fazlası oy kullandı. Biz de bu durumda sadece 3 milletvekili çıkarabildik. Bir de birçok insan meclise giremeyeceğimizi düşünerek oyları boşa gitmesin diye bize oy vermedi.

Peki seçimlere katılma yöndeki temel argüman neydi?

Toplumumuz üç temel kriz yaşamaktadır: Sosyal kriz, ulusal kriz ve ekonomik kriz. Bunlar artık reformla halledilemeyecek, demokratik bir karar gerektiren krizlerdir. Zaten son 35 yılda diktatörlük sürekli olarak reforme edildi. Bu süre içinde Katalonya’daki siyasi partiler de bu durumdan bir şekilde nemalandılar, faydalandılar ya da devamını sağladılar. Bu duruma artık son vermek istedik. Parlamentoda, sistemle bu şekilde uzlaşmayan bir sese ihtiyacımız vardı. Bir argüman buydu. Ama tek mesele bu değildi.
2010-2012 arasında binlerce insan sokaklara çıktı. Biz bu üç dalgayı halkın mevcut krizlere yanıtı olarak okuduk. Demokratik krize yanıt olarak 15-M [2011/12’de özellikle Barcelona ve Madrid’deki park işgali eylemleri düzenleyen 15 Mayıs Hareketi] ortaya çıktı, Barcelona’da çok güçlüydü ve küçük şehirlerdeki yansıması da kuvvetli oldu. Bu hareketin sloganı ‘Gerçek bir demokrasi için’ idi. Hatırlarsanız Haziran 2010’da 1 milyon insan bağımsızlık için yürüdü. 11 Eylül 2012’de de 1 buçuk milyon aynı sloganla ulusal krize karşı eylemdeydi. İlk defa bu kadar çok insan bağımsızlık talebini sokağa taşıdı. Ve bu büyük yürüyüş, iktidarın erken seçimlere gitmesine sebep oldu. Sokaktaki mücadele güçlendiği için meclise girmeye karar verdik. Ama insanlara sorunlarını çözmeyi vaat etmedik, onların sesini meclise ulaştırma sözünü verdik. Çünkü, bir parti güçlü bir halk hareketine dayanmazsa parlamento onu yer. Bu bilinçle geldik. Hareketimiz dedi ki, meclise gireceğiz, ama bütün hareket meclis için çalışmayacak. Çünkü biz esasen yerelde, mahallelerde vs. örgütleniyoruz ve bunu sürdürmek, güçlendirmek istiyoruz. Esas mücadele alanımız meclis değil.

CUP, Sol Bağımsızlıkçı Hareket’in bir parçası. Nasıl bir bağımsızlık anlayışına sahipsiniz?

Bizim açımızdan bağımsızlık, yaşamın her alanında halkın bağımsızlığı ile alakalı bir durumdur. Demokratik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık vs. Katalonya’da artık referandumu kazanmak için yeterli düzeyde bağımsızlık isteyen bir kitle var.
Bağımsızlık, bizi sadece yeni bir anayasa oluşturacağımız bir sürece götürmeyecektir. Güney Amerika’ya benzer bir halk anayasasını hedefliyoruz. Bu anayasal sürecin bizi başka bir ekonomik sisteme götürmesini öngörüyoruz. Toplumun çoğunluğunun böyle düşünmediğini biliyoruz. Ekonomik kriz insanları çok hızlı değiştirebiliyor. Önümüzdeki aylar ve yıllar içinde büyük değişimler yaşanabilir. O yüzden sayımız az olsa da kendimizi hazırlıyoruz. 


Peki bu hedefe nasıl varmayı düşünüyorsunuz?
Bize göre bağımsızlığa giden iki yol var. Birinci senaryoya göre meclis referandum kararını alacak ve İspanya devleti bunu reddedecek. Bu durumda uluslararası güçlerin, özellikle de AB’nin devreye girmesi beklenecek. Çünkü hükümetimiz ilegalize (yok sayılacak) edilecektir. Yani kararın kendisi değil, hükümet yasadışı bir konuma düşecektir. Ama halk, meclisin kararını savunacaktır. İkinci senaryoya göre dış devletler arasında en güçlü olanlar, yani Almanya ve ABD ile diplomatik yollardan destek alınacak, buna İsrail, Türkiye, Fas, İrlanda ve Kolombiya gibi devletler de katılacak, bir ofisin içinde bağımsızlık kararı aldırılacak. Katalonya’da yeni seçimlere gidilecek, parlamentonun toplandığı ilk gün vekiller bağımsızlık kararı alacak, söz konusu devletler de Katalonya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıyacak.

Ama bu, yeni bağımlılıklar üzerinden kurulan bir bağımsızlık olur...

Bu sadece ideolojik bir bağımlılık da olmaz. Neden bu devletler bize destek sunsun ki? Elbette karşılığını isteyeceklerdir. Biz, Katalan hükümetinin esas aldığı bu ikinci senaryoya inanmıyoruz, çünkü bu şekilde çok daha fazla sorun yaratılacaktır. Diyelim ki bu devletler AB içinde farklı ulusların da devletleşmesi riskine karşın Katalan bağımsızlığını kabul ettiler, senden Güney Avrupa’da neoliberalizm dersini en iyi çalışan öğrenci olmanı isteyeceklerdir. Mevcut durumda kapitalist sistem içinde Güney Avrupa işlemiyor.

Referandum yapılması, İspanya Anayasası’nda yer alan ‘devletin bölünemez bütünlüğü’ anlamındaki madde nedeniyle mi yasadışı?

Anayasanın tümü sorunlu. Anayasaya göre her türlü ulusal egemenliğin sahibi İspanyol halkıdır. Oysa İspanyol halkı diye bir şey yok. Anayasa, diktatörlükten sonraki ilk yıllarda yapıldı. O dönemde hala askeriye iktidardaydı, demokratik hükümet diye bir şey yoktu. Dolayısıyla anayasanın kendisi antidemokratik. Ama bu bizi artık çok da ilgilendirmiyor, İspanyolların sorunu. Anayasa, bir barış ve özgürlük momentinde hazırlanmadı. O dönemde halklarda ciddi bir askeri diktatörlük korkusu vardı, o yüzden kabul edildi. Ama dediğim gibi, bu onların sorunu. Bizim sorunumuz, gelecek ile ilgili.
Katalan meclisinin referandum kararı alması özerkliği kaybetmemiz anlamına gelir. Yapılan anketlere göre referanduma gidilmesi durumunda aşağı yukarı yüzde 50-56 bağımsızlığa evet der. Yüzde 20-24 karşı. Bir de kararsız olanlar var. Kararsızlar hesaplanmadığında üçte ikisi bağımsızlıktan yana. Yani referandumdan bağımsızlık kararının çıkmasına inanıyoruz ama işte, referandum yapmamız yasak.

İspanya içinde bir çözüme, örneğin federalizme neden karşısınız?

Katalonya’daki halkın çoğunluğu hep federalizmi destekledi. Biz hareket olarak azınlıktaydık. Bizim geleneğimiz 30 yıl önce de bu işin böyle olmayacağını savunuyordu. Federalizm için diğer tarafın da bunu istemesi lazım. Tek taraflı federalizm dayatamazsın. Anketlere göre İspanya devleti genelinde federalizm isteyenlerin oranı yüzde 2. Bu konu 15 yıl öncesine kadar tartışma konusu idi. Ama artık Katalan toplumu bu seçeneği tartışmıyor. İspanya her zaman bize karşı yasalar çıkarıyor. Biz sürekli olarak diktatörlükten sonra elde ettiğimiz en ufak kazanımı dahi savunmak durumunda kalıyoruz. Toplumumuzu, kurumlarımızı, kendi mücadele ve tartışmalarımızı geliştiremiyoruz çünkü sürekli devletle mücadele içindeyiz. Katalan parlamentosu 2006 yılında yeni bir özerklik yasasını onayladı. Hazırlanması 2 yıl süren bu yasanın yarısı İspanyol Anayasa Mahkemesi’nce iptal edildi. 2010’daki büyük protesto gösterisi buna yanıttı. Bu aslında federalizm yanlıların sonuydu. Çünkü senin parlamenton 2 sene boyu bir yasa üzerine çalışıyor, sonra 12 tane anayasa yargıcı tümünü iptal ediyor. O günden sonra bağımsızlıktan yana bir çoğunluk sağlanabildi.

Hem buradaki hem de İskoçya’daki bağımsızlık çabaları dışarıda çok da ciddiye alınmıyor aslında.

Biliyorum, çok korkutamıyoruz (gülerek)...

Onlara nasıl bir cevap verirsiniz?

Bizim kimsenin desteğine ihtiyacımız yok. Bunu kendi gücümüzle başaracağız. Fakat bu Avrupa için de bir samimiyet sınavı olacaktır. Çünkü burada demokrasiye saygı gösterilip gösterilmeyeceği Avrupalılara da bağlı olacaktır. Önümüzdeki 1-2 sene içinde uluslararası topluluk bu konuda tavır belirlemek durumunda kalacaktır. Başkaların bizim ‘ütopyalarımıza’ sempati beslemesine gerek yok ama, Avrupa Birliği içinde demokrasiyi savunsunlar. AB’yi destekleyelim desteklemeyelim, sonuç itibariyle bugün bir parçasıyız. Bu yapıda belli demokratik kriterler var. Dolayısıyla bu yapı içinde geleceğimiz için karar vermemiz, dünyanın diğer bölgelerine göre daha kolay olmalı aslında. Sudan’da bağımsızlık için 2 milyon insan ölmek zorunda kaldı. Umarız AB içinde durum farklıdır.
Mesele bir karar, demokrasi meselesidir. Çıkmak istiyoruz, bu devletin bir parçası olmak istemiyoruz. Sorun nerede? Neden zorla tutuluyoruz? Bin yıllık bir tarihimiz var, dilimiz ayrı, kültürümüz ayrı. Biz, bölünecek bir köyün parçası değiliz. Biz bir ulusuz. Nasıl bir argüman sunmalıyız ki?

Hedefimiz demokratik devrim

Bağımsızlık ve demokratik anayasa süreci bizim için aynı şey, birbirinden ayrı ele alınamaz. Ülkeyi daha iyi bir yer haline getirmek istiyoruz. Bunun yolu ise demokratik devrimden geçer. Bizim hedefimiz budur.
* Meclis’te yürütülen her tartışmaya katılmıyoruz. Bazı tartışmaları deyim yerindeyse boykot ediyoruz. Farkımızı, şimdiye kadar konuşulmayan konuları gündeme taşıyarak ortaya koyuyoruz.
* Bağımsızlık olmadan Katalanlar olarak hiçbir karar alamayız. Bankalardan gelen bir kriz var ama bankalarla ilgili tek bir karar alamıyoruz. Neoliberal politikalar, sosyal kısıtlamalar ile ilgili sorunlarımız var ama karar alamıyoruz. Çünkü vergilerimiz önce Madrid’e gidiyor, orada kısıtlanıp geri yollanıyor. Yoksulluğa karşı bir şey yapamıyoruz. Protesto edebiliriz ama karar yetkisi Madrid’de.
* Katalan sağcıların söylediği bir şey var. Her gün İspanya’ya, geri dönmeyen 45 milyon Euro gidiyor. Bu bizim açımızdan çok temel bir argüman değil. Hatta tehlikeli bir argümandır. Çünkü insanlarda ‘devletimiz olursa hepimiz daha zengin oluruz’ mantığı gelişiyor.

Tek dilli mi çift dilli mi?

Konuştuğum birçok siyasetçi ve aktivist, son yıllarda Madrid’den gelen müdahalelerin arttığını ve bu şekilde var olan özerkliğin kısıtlandığını dile getirdi. Özerklik Statüsü’nün reformunu öngören yasanın yarısı Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmişti. Peki bunun dışında nasıl bir müdahale söz konusu? Bu soruyu sorduğumda, güncel bir mesele örnek gösterildi: Eğitim dili.
Roman dillerden olan Katalanca’nın ilk yazılı kaynakları 9’uncu yüzyıla ait. İspanyolca da aynı dil grubundan olması nedeniyle aralarında benzerlik olsa da Katalanca ayrı bir dil. Farklı dönemlerde yasaklanmış olmasına rağmen varlığını koruyabilmiş. Özellikle bugün İspanya devletinin farklı bölgelerinden yoğun göç olmasına rağmen Katalonya’da yaşamın Katalanca ilerlemesi, eğitim dili olmasından ötürüdür. Sokak, metro durağı, şehir vs. isimleri de Katalanca. Çoğu dükkan vb. mekan da öyle. Katalan hükümetinin zamanında çıkardığı yasaya göre tabelalar iki dilli olabilir ama Katalanca zorunlu.
Birkaç ay önce İspanya Eğitim Bakanlığı reform çalışmalarına başladı. Reform, bütün ülkede İspanyolca’nın yeterli düzeyde eğitimin her aşamasında kullanılmasını ön görüyor. Katalonya hükümeti bu planları “Katalan diline yönelik son yılların en büyük saldırısı” olarak nitelendirdi. Zira İspanya devleti sınırları içinde bir tek Katalonya’da eğitimin tümü İspanyolca değil. Özerk Bask Bölgesi’nde üç aşamalı bir eğitim sistemi uygulanıyor. Kişi, tercihine göre eğitimini ya Baskça, ya İspanyolca ya da iki dilli görebilir.  Katalonya içinde çoğunluk, eğitim dilinin bundan sonra da Katalanca olmasını savunurken, iki dilli eğitime geçilmesini isteyenler de var. Şu anda iki taraf da bu konuya ilişkin kampanya yürütüyor.
Katalan meclisinde bu konuya ilişkin ilginç bir tablo ile karşılaşmak mümkün. Mecliste, CUP ile Yurttaşlar Partisi’nin büroları karşı karşıya. CUP, Katalanca eğitimi savunuyor. Yurttaşlar ise iki dilli eğitimi. Cup’un ofisinin kapısında ‘Herkesin ülkesi için Katalanca eğitim’ yazılı bir afiş asılı. Tam karşıda, Yurttaşlar’ın kapısında ise ‘İki dilli Katalonya, iki dilli eğitim’ yazılı.

MERAL ÇİÇEK



1019

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA