‘Katalonya İspanya değil!’

Katalanların ulusal günü olan 11 Eylül’de Barcelona’da düzenlenen yürüyüşe yüzbinler katılmıştı. “Katalonya İspanya değil” pankartlarının önplanda olduğu yürüyüş, yeni bir dönem başlattı. Ve nihayetinde Katalonya’nın bağımsızlığı için referandum yapılmasını savunan siyasi partiler çoğunluğu elinde bulunduruyor.

01 Ağustos 2013 Perşembe | Dizi


KATALONYA’da yeni dönem - I

Geçen yıl 11 Eylül’de Barcelona’da, Katalonya tarihinin en büyük gösterisi gerçekleştirildi. Katalanların ulusal gününde, polise göre 1 buçuk, düzenleyicilere göre ise 2 milyon insan ülkenin bağımsızlığı için yürüdü. “Katalonya – Avrupa’nın yeni bir devleti” şiarıyla düzenlenen yürüyüşte taşınan birçok dövizin üstünde “Katalonya İspanya değil” yazılıydı.
Yürüyüşten kısa bir süre sonra Katalan Bölge Hükümeti, parlamentoyu feshedip erken seçim kararını aldı. Hükümet bu adımı atarken, 25 Kasım 2012’deki erken seçimlerde yurttaşların sadece bir parti için değil, bağımsızlık referandumu için de oy vereceğini duyurdu. O yüzden de bölge parlamentosu seçimlerine katılan siyasi partiler, kapsamlı programlardan ziyade referandum ve özerklik konusundaki yaklaşımlarını kitleye sundu. Ve nihayetinde Katalonya’nın bağımsızlığı için referandum yapılmasını savunan siyasi partiler çoğunluğu elde etti. Şimdi ise 11 Eylül 2014’e yetiştirilmesi ön görülen bağımsızlık referandumu için hazırlıklar yürütülüyor.
Konu İspanya devleti tarafından sert tepki görürken, ülke dışında bu haberler nasıl karşılandı? Doğrusu hem Katalonya hem de İskoçya konusunda çok kez “Bunlar kendilerini kandırıyor, çok hayalciler” ya da “Bunlar zaten hepsi milliyetçi, boşver” şeklinde yorumlar duydum. Gerçekten öyle mi?
Aslında geçtiğimiz günlerde 5 yıl aradan sonra gittiğim Katalonya’da cevabını aradığım soru sadece bu değildi. Aradan geçen süre içinde nelerin nasıl değiştiğini görmek istedim. 11 Eylül 2012’deki gösterinin etkisini ve ardındaki gerçeği anlamak istedim. Bağımsızlık konusu -kamuoyu yoklamalarına göre- neden artık daha fazla destek buluyor? Bağımsızlıktan ne anlaşılıyor? Ve siyasi partiler nasıl bir gelecek projesine sahip?

Farklı bir ulusal kimlik algısı

2007 ve 2008’de bir süre kaldığım Katalonya’ya bu gidişimde gözüme çarpan ilk değişiklik, balkon ve pencerelere asılan bayrakların sayısındaki artıştı. Her binanın dışında – ister şehir merkezinde ister dışında – en azından bir bayrak görmek mümkün. Fakat bayraklar arasında fark var. Resmi Katalan bayrağı olan Senyera, 5 sarı, 4 de kırmızı yatay, ince çizgiye sahip. Estelada ise solunda, içinde yıldız olan bir üçgen taşıyor. Yıldızlı bayrak, sadece Özerk Katalan Bölgesi’ni değil, bütün Katalan ülkesini kapsıyor. O yüzden Katalonya’nın özgürlüğünü ve bağımsızlığını simgeliyor. Fakat Estelada’nın iki ayrı biçimi var. Birinde üçgen mavi, yıldız ise beyaz. Bu bayrak, ulusalcılar tarafından sahipleniliyor. Sarı üçgenli, kırmızı yıldızlı bayrak ise sol bağımsızlıkçıların bayrağı. Dolayısıyla bayraktan yola çıkarak hangi Katalan’ın nasıl bir siyasi görüşe sahip olduğunu görmek mümkün.
Bu arada vurgulamakta yarar vardır: Tıpkı Bask Ülkesi’nde de olduğu gibi Katalonya’da ulusal kimlik, etnisiteye değil, aidiyet duygusuna dayanıyor. Diyelim ki bir kişinin annesi aslen Endülüslü, baba tarafı ise Madrit’ten gelmiş. Ama kendisi Katalan. Çünkü orada doğmuş-büyümüş, oranın dilini konuşuyor, oranın kültürüyle yetişmiş ve kendisi için benimsemiş. Genelde hakim olan yaklaşım bu. İspanyol kimliği ise keskin bir biçimde ‘Biz farklıyız. Dilimiz, kültürümüz ayrı‘ denilerek reddediliyor. Elbette Katalonya’da yaşayıp kendini İspanyol hissedenler de vardır, fakat benim görüştüğüm herkes Katalan aidiyetini taşıyor.

Mesele burada üstten, örneğin devletten gelen bir asimilasyon sonucu kökenlerini inkar etme değil. ‘Bu doğru, bu da yanlış’ şeklindeki ak-kara mantıkla bakmaktan ziyade buradaki ulusal kimlik algısının farklı olduğunu görmek gerekiyor. Ve sanıyorum ki bu farklı kimlik modeli, oranın tarihi ile doğrudan bağlantılıdır.


Özerkliği genişletme çabaları
Önceki gidişimde bağımsızlık bu kadar yaygın bir konu değildi. Daha çok sol hareketler tarafından gündeme getiriliyordu. Diğer Katalan partiler, var olan sistem içinde özerklik statüsünün genişletilmesini savunuyordu. 2003 yılından itibaren, o dönem Katalan hükümetini oluşturan ulusalcı CiU ve sosyaldemokrat PSC, bu amaçla bir reform üzerine çalışmaya başladılar. Reform ile merkeze karşı yerelin yetkilerinin güvence altına alınması, öz yönetimin genişletilmesi, Katalonya ile İspanya arasındaki mali açığın düşürülmesi ve merkezi devletten yatırımların sağlanması hedefleniyordu. Mali açığı, Katalonya’da çok önemsenen ve bağımsızlık gerekçesi olarak ele alınan bir konu. Mevcut sistemde Katalonya’da toplanan vergiler olduğu gibi Madrid’e aktarılmak zorunda. Ne kadarının Katalonya’ya iade edileceğine merkezi devlet karar veriyor. Katalonya, İspanya devleti toprağının yüzde 6.3’ünü oluşturuyor. 7.5 milyonluk nüfusu da İspanya’nın nüfusunun yüzde 16’sini teşkil ediyor. Kişi başı geliri, İspanya’nın yüzde 19’una denk geliyor. Hal böyle olunca her yıl toplanan vergiden 16 milyar Euro Madrid’den geri dönmüyor.
İspanya’da şu an iktidarda olan sağcı PP, Katalan Özerklik Statüsü’nün reformdan geçirilmesine karşı çıkarken, 2004’te genel seçimleri kazanan sosyaldemokrat PSOE ile bu konuda uzlaşma sağlanmıştı. Zaten 2003 seçimlerinden sonra Katalonya’da CiU ile iktidarı paylaşan Katalonya Sosyalist Partisi (PSC) de PSOE’nin Katalan kolu niteliğinde.

CiU ve PSC tarafından 30 Eylül 2005’te Katalan Parlamentosu’na sunulup onaylanan reform taslağında Katalanlar, halk yerine ulus olarak isimlendirildi. Taslak, 10 Mayıs 2006’da PP’nin itirazlarına rağmen İspanya Parlamentosu’ndan da geçirildi. Fakat maddelerinin yarısı değiştirilmişti. Bu haline rağmen 18 Haziran 2006’da Katalonya’da yapılan halk oylamasına katılanların yüzde 73.9’u yeni statüyü onayladı. Ancak oy hakkı bulunanların sadece yarısı oy kullanmıştı. Kral Juan Carlos 19 Temmuz 2006’da imzasını attı ve statü 9 Ağustos 2006’da yürürlüğe girdi.


Kriz ulusalcılara yaradı
Bu arada sağ popülist PP, statüdeki 223 maddeden 114’ünün anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkemes, 4 yıla yakın bir incelemenin ardından 28 Haziran 2010’da şu sonucu açıkladı: 14 madde ya tümüyle ya da kısmen anayasaya aykırı. 27 maddenin değiştirilmesi gerekiyor. Katalanların ulus olarak isimlendirilmesinin ise yasal hiçbir sonucu olmayacak.
Anayasa mahkemesinin bu kararı Katalonya’da büyük tepkiyle karşılandı. 10 Temmuz 2010’da bir milyondan fazla Katalan Barcelona’da kararı yürüyüşle protesto etti. Yürüyüşte taşınan pankart ve dövizlerin çoğunda mahkeme kararından söz edilmiyordu bile. Ondan ziyade tek bir kelime öne çıkıyordu: Bağımsızlık. Mahkeme kararı o yüzden bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. O güne kadar İspanya devleti içinde bir çözüm bulma arayışı hakim iken, ondan sonra bağımsız bir Katalan devleti merkez sağ tarafından da savunulmaya başladı. Bir yıl içinde yerellerde yapılan referandumlarda 1 milyondan fazla Katalan, bağımsızlık için oy kullandı. İnsanlar giderek sorunlarının İspanya içinde çözülemeyeceğine, Madrid’in onları temsil etmediğine, tek alternatifin ayrı bir devlet olduğuna inanmaya başladı.
Önemli bir husus, bu siyasi krizin ekonomik krizle aynı döneme denk gelmesiydi. Birçok insan ekonomik krizden Madrid’i sorumlu görüyor. Bağımsızlıkçı Sol dışında bu konuda Katalan Bölge Hükümeti’ni sorgulayan pek kimseyi göremedim. Katalonya’nın topladığı vergiler hakkında karar veremediği için mali krizi çözemediğini, belediyelerin bütçesinin kesildiğini, dolayısıyla İspanya devletinin onları krizin içine düşürdüğünü söyleyenler az değil. Görüştüğüm birçok aktivist ve analist, bağımsızlık isteyenlerin sayısındaki artış ile ekonomi kriz arasında bir bağın olduğunu doğruladı.

Katalonya’da yeni dönem

2010 yılında anayasa mahkemesinin kararıyla patlak veren siyasi kriz ve kopuşun ardından Katalanların ulusal günü olan 11 Eylül 2012’de bağımsızlık talebini yükseltmek amacıyla büyük bir gösteri yapıldı. Barcelona’daki bu yürüyüşe 1,5 - 2 milyon arası insan katıldı. Aynı dönemde Katalan Özerk Bölge Başkanı Artur Mas (CiU), PP’li İspanya Başbakanı Mariano Rajoy ile görüştü. Görüşmenin amacı, Barcelona ile Madrid arasındaki mali ilişkilerin yeniden şekillendirilmesiydi. Rajoy, Katalan hükümetinin istemini reddedince Katalan başbakan birkaç gün sonra erken seçimlere gidileceğini açıkladı. Amaç, bağımsızlık isteyen bir halk çoğunluğunu sağlayıp bunu temel program haline getirmek ve bir sonraki dönemde referandumu gerçekleştirmekti.
Ancak Mas’ın partisi olan CiU, 25 Kasım 2012’de yapılan seçimlerde amaçladıkları çoğunluğu sağlayamadı. Hatta vekil sayısı 62’den 50’ye düştü. 135 sandalyeli Katalan Parlamentosu’nda CiU’dan sonra ikinci büyük parti konumundaki Katalonya Sosyalist Partisi (PSC) de 28’den 20 sandalyeye düştü. Sağ popülist PP vekil sayısını 18’den 19’a çıkarırken, sol partilerin oyları yükseldi. Katalonya Cumhuriyetçi Sol oy oranını ikiye katlayıp 21 vekil çıkarmayı başardı. Önceki dönemde 3 vekile sahip olan Yurttaşlar (C’s) 9 sandalyeye sahip oldu. İlk defa seçimlere katılan Halk Birliği Adaylığı (CUP) ise 3 vekille parlamentoya giriş yaptı.


MERAL ÇİÇEK




Katalonya ve Katalan ülkesi


Bugün Katalonya dendiğinde sadece İspanya devletinin 17 özerk bölgelerinden biri anlaşılıyor. Oysa Katalanların ülkesi çok daha geniş. O yüzden ‘Katalan Ülkeler’, yani ‘Paisos Catalans’ kavramı kullanılıyor. Bu isim, İspanya idari sisteminde ayrı özerk bölgeler statüsündeki Valencia ve Balear Adalar yanı sıra Aragon’un batı şeridini, aşağıdaki Murcia bölgesinin bir kısmını, Fransa devlet sınırları içindeki Doğu Pireneler Bölgesi’ni, Sardenya’ya bağlı Alghero (Katalanca adı L’Alguer) ve Andorra Prensliği’ni de kapsar. Yüzyıllardan beri sosyal, kültürel ve ekonomik bir bütünlük teşkil eden bu bölge, ilkçağda da ortak özelliklere sahipti. Akdeniz’deki kıyıları doğal bir halka oluştururken, İber Yarımadası’nın iç kısmındaki platolar Katalan ülkesinin batı sınırı konumundaydı.

Katalanların kökeni

Katalanların yaşadığı topraklardaki ilk yerleşmelerin 20 bin yıl önce meydana geldiği tahmin ediliyor. Yazılı kaynaklarda adından söz edilen ilk halk ise, İberler. İberlerin kökenlerine ilişkin farklı teoriler mevcut. Yaygın bir görüşe göre boylar halinde Neolitik Çağ’da (M.Ö. 4.000) Kuzey Afrika’dan göç etmişler. Başka bir görüşe göre İberler, Berberilerin ana/atalarıyla akraba. Üçüncü bir görüş ise İberleri Avrupa’nın yerli halklarından sayıp, bölgedeki büyük megalitik kültürün hem yaratıcısı hem de mirasçısı olarak değerlendiriyor. Bu görüşe göre İberler ile, M.Ö. 1000’den günümüz İrlanda, Britanya ve Fransa’da Keltler tarafından boyunduruk altına alınan soylar arasında yakın bağlar vardı.

İşgal ve sömürü startı

İber Yarımadası’nda M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren işgaller dönemi başlar. Önce Fenikeliler, ardından Katarcalar ve Grekler gelir. Hem koloniler hem de ticaret üsleri kurarlar. Roma ile Kartaca arasındaki savaşlarda jeostratejik konumlarından kaynaklı farklı ittifaklar geliştirme şanslarına sahip olsalar da, İkinci Pön Savaşı’nı (M.Ö. 218-201) Roma kazanınca İberya da İmparatorluğa dahil edilir. Sonrası, toplum ve dil yapısını kökten sarsan (ve sadece Bask halkının kendini koruyabildiği) Romanizasyon ve ardından Hıristiyanlaştırma. 5. yüzyılda Batı Gotlar bugünkü Barcelona’yı başkent ilan eder. Onları, 711’de şehri ele geçiren Araplar alt eder. 445-534 yılları arasında Vandaller tarafından işgal edilen Balear Adalar, Bizans’a dahil edilir.

Katalan kontluklar kuruluyor

8. yüzyıldan itibaren artık Katalan kontluklar kurulur. Kont Guifre el Pelos 878 yılında Eski Katalonya’nın büyük bir kısmını birleştirir. Elbette sorunsuz geçmez bu dönem. İşgaller, fetihler, savaşlar Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi burada da asırlarca eksik olmaz. Ama 10. yüzyılda Şarlman Hanedanlığı ile İslam arasında sıkışan Katalonya bir kültür ve bilim merkezi olur. O dönem bütün Avrupa’da üne kavuşan manastırlarda matematik ve astronomi dersleri verilirken, Arapça ve İbranice metinler de tercüme edilir. Resim sanatı ve mimarlık alanında da çok gecikmeden kendi özgünlüğünü ortaya çıkarır. Bugün kültür kenti olarak anılan Barcelona ve çevresi bu alanda işte bu denli köklü bir mirasın taşıyıcısı.

Kraliyete geçiş

Katalonya ve Katalanlar’dan yazılı kaynaklarda ilk olarak 12. yüzyılın başında söz edilir. Daha önce söz konusu etnik, kültürel ve siyasi birlik için Barcelona adı kullanılırdı. Bu dönem aynı zamanda kontluktan Katalonya-Aragon Kraliyeti’ne geçiş dönemidir. Bir yüzyıl sonra Katalonya fetihler sonucu giderek genişler ve bugünün sınırlarına yaklaşır. 14. ve 15. yüzyılda Akdeniz’de Katalonya-Aragon Kraliyeti hakimdir. Bu hakimiyet sadece hanedanlığa değil, Katalan burjuvazisinin geliştirdiği ticarete dayanır. Öyle ki bütün Akdeniz bölgesinde 80 konsolosluk kurulur. Akdeniz’de yürütülen uluslararası ticaretin hukukunu Katalan yasalar belirler. Siyasi ve ekonomik büyümeye paralel bütün sosyal yaşam ve özellikle de Katalan kültürü, edebiyatı ve sanatı olağanüstü bir yükselme yaşar.

İlk bölünme

Katalan şehirlerinde özerk yasal zemine sahip bir idari yapılanma geliştirilirken, şehir meclisleri seçimle belirlenir. Buradaki hukuk ve idare sistemi, komşu Kastilya’dan çok farklı. Katalan-Aragon Kraliyeti mutlak bir monarşi değil, kralın iktidarı parlamenter nitelikteki farklı kurumlarca sınırlandırılıyor. İlk Katalan parlamentosu 1359 yılında kurulur. Kendi anayasasına sahip olsa da, Kastilya’dan tamamen bağımsız da değil. Kastilya Kralı IV. Philipp döneminde (17. yüzyıl) Katalan halkının tepkisini çeken çok sayıda provokasyon yaşanır. Bunlardan biri de, Kuzey Katalonya’nın Kastilya Kralı tarafından Fransız Kralı’na verilmesi. Bu şekilde 1659 yılında Katalonya ikiye bölünür.

11 Eylül: Barcelona’nın düşüşü

İspanya Kralı II. Carlos’un ölümünden sonra Avrupa kraliyetleri arasında İspanya topraklarını paylaşım savaşı çıkar. 1701-1714 yılları arasında süren bu İspanya Veraset Savaşı‘nda Katalanlar, özerkliklerini korumak için Kastilya-Fransa ittifakına karşı İngiltere, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, Hollanda, Portekiz, Branderburg ve Savua Dukalıkları’nın aralarında anlaşarak kurduğu ittifakı destekler. Ancak 1713’te son kale konumundaki Barcelona işgal edilir. Katalanlar işgale karşı 14 ay boyunca direnir fakat, 11 Eylül 1714’te yenilir. Katalonya tümüyle Kastilya krallığınca ilhak edilir. Katalanların kurumları fesh edilir, yasaları iptal edilir, dilleri yasaklanır.

Katalan uluslaşması

Özerkliklerini kaybeden Katalanlar, her şeye rağmen varlıklarını sürdürür. Hatta 19. yüzyıla gelindiğinde yoğun sanayileşme ve ticaret sonucu eski ekonomik gücüne yeniden kavuşur. Kültürel açıdan da bir rönesans yaşar. 1906 yılında ilk Katalan Dili Kongresi düzenlenir. Katalanca’nın standartlaştırılması için yoğun çabalar sergilenir. Bunda, sanatın bütün alanlarında oldukça etkili olan bir kültür entelijensiyasının rolü büyük. Giderek eski kurumlarını da yeniden inşa eden Katalonya, 1932’de monarşinin devrilmesiyle birlikte özerkliğini de yeniden kazanır. Ancak özgürlük uzun sürmez.

Darbe ve özerklik

18 Temmuz 1936’daki askeri darbe ile birlikte İspanya’da iç savaş patlak verir. Katalonya, cumhuriyetçilerin tarafında yer alır. 1939’da darbeciler savaşı kazanıp, General Franco liderliğinde diktatörlük inşa eder. Franco, İspanya devleti sınırları içindeki her türden bölgeselliği acımasızca bastırır. Katalonya yeniden özerkliğini kaybeder. Bir kez daha dili ve kültürü yasaklanır.
Franco’nun 1975 yılındaki ölümünden sonra İspanya’nın idari yapısı yeniden ele alınır. 11 Eylül 1977’de, yani bağımsızlığın yitirildiği günün yıldönümünde Barcelona’da bir buçuk milyon Katalan, özerkliğin yeniden tanınması için yürür. 1978’te Katalonya’nın otonomi statüsü için çalışmalar başlatılır. Aynı senenin sonunda bir referandum ile İspanya devletinin yeni anayasası kabul edilir. Katalan siyasetçilerin sunduğu özerklik statüsü ise Madrit tarafından ciddi boyutlarda kesilir. Devlet, özellikle Bask Ülkesi ve Katalonya’nın bağımsızlığının önüne geçmek için sınırlı bir özerkliği tanır. Fakat bunu yaparken tarihsel bölgeleri böler. Barcelona başkentli Katalonya, ayrı bir özerk bölge statüsüne sahip olurken, Valencia ile Balear Adaları ayrıştırılır. 1980’de Özerk Katalan Bölgesi’nin ilk parlamentosu seçilir. Ancak mesele burada bitmez.




3100

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA