Cenevre’nin bir diktatöre karşı savaşı!

17 Nisan 2018 Salı

SERKAN DEMİREL

İsmini sık sık duyduğumuz bir kent Cenevre… Leman Gölü kıyısında bulunan bu kent, Zürih’ten sonra İsviçre’nin en büyük nüfusuna sahip ikinci kantonunun başkenti. Bu kent, ne kadar bir şehirden ibaret olarak tanımış olsa da Cenevreliler için bu şehir aynı zamanda bir Cumhuriyet, République de Genève (Cenevre Cumhuriyeti), çünkü İsviçre Konfederasyonuna bağlı birçok kanton kendisini aynı zamanda ayrı bir Cumhuriyet veya devlet olarak tanımlayabiliyor. 500 bin nüfusa sahip Cenevre Kantonu veya Cenevre Cumhuriyeti’nin nüfusunun yarısına yakını ‘yabancılardan’ oluşuyor. Kanton istatistik raporlarına göre Cenevre, 192 farklı ulustan topluma ev sahipliği yapıyor. İki farklı kimliğin aynı yerde yaşamasının bile kimi zaman savaş gerekçesi sayıldığı bir dünyada, 192 milletten insanın bir arada yaşamasını sağlamak hiçte kolay olmasa gerek! 

Cenevre sadece İsviçre için değil aynı zamanda dünya için de önemli bir kent. Bir taraftan küresel finans merkezi olarak tanınan kent, diğer taraftan da uluslararası kuruluşlara ev sahipliği yapma özelliği ile de tanınıyor. Birleşmiş Milletler’in Avrupa Merkezi, BM İnsan Hakları Konseyi, Uluslararası Kızılhaç Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü’nün de arasında bulunduğu toplam 19 uluslararası kuruluşun merkezinin bulunduğu kent, aynı zamanda yüzlerce uluslararası sivil toplum kuruluşuna da ev sahipliği yapıyor. 

Kenti önemli kılan noktalardan birisi de döneminde birçok ülkenin cesaret edip kabul etmediği Jean Calvin, Lenin gibi çok sayıda ünlü isme kapılarını açması. Kent, aynı zaman da isminin de verildiği Cenevre Sözleşmeleri ya da Cenevre Konvansiyonları gibi uluslararası antlaşmaların yapıldığı yer olarak da biliniyor. 

Kent, bir taraftan ne kadar Arap para babalarının veya Finans-Kapital’in önemli merkezlerinden birisi haline getirilmek istense de diğer taraftan kent halkı, sol-sosyalist kimliğinden ödün vermemek için önemli bir mücadele veriyor. 

Bu kadar önemli bir kenti, uzun bir dönemden beridir meşgul eden konular arasında, Türk devletinin gün geçtikçe biraz daha diktatörlüğe evrilen yapısı da yer alıyor. Her fırsatta Türkiye’de yaşanan anti-demokratik uygulamalara karşı duran kent yöneticileri ve kent halkı, Türk devletini, uluslararası hukuka ve temel insan haklarına saygı duymaya çağırmaktan geri durmuyor. 

Bu nedenle uzun yıllardan beridir Türk devleti ve Türk diasporasının hedefinde olan Cenevre, adeta son 3 yıldan beridir Erdoğan rejimine boyun eğmemek için mücadele ediyor. İsviçre’nin Türk devleti ile arasındaki ilişkisini göz ardı eden kent, son yıllarda üst üste aldığı kararlarla adeta Türk devleti ve Erdoğan rejimine insan hakları dersi veriyor. 

Geçtiğimiz yıl, günde binlerce insanın ziyaret merkezi olan Cenevre BM Ofisi önünde açılan bir fotoğraf sergisinde polis kurşunuyla katledilen Berkin Elvan’ın, sergide üzerinde “Benim adım Berkin Elvan, polis beni Türk Başbakan’ın emriyle öldürdü” fotoğrafının sergilenmesi büyük bir krize neden olmuştu. O dönem Türk devleti, bütün gücüyle fotoğrafın kaldırılması için hareke geçmiş olsa da Cenevre Kent Konseyi’nin “Burası Türkiye değil, Cenevre. Burada ifade özgürlüğü var. Bu nedenle o fotoğraf kaldırılmayacak” gibi sert bir cevapla karşılaşmıştı. Cenevre’nin Türk devletinin hukuksuz uygulamalarına karşı mücadelesi sadece bunla sınırlı değil; yine her fırsatta Türk devletinin Kürdistan’da yürüttüğü savaşa karşı sert açıklamalar yapan kent, Erdoğan rejimini diktatör ve faşist bir rejim olmakla nitelendirmekten geri durmuyor. Yine Türk devleti ve Cenevre arasında yaşanan son krizlerden birisi de geçtiğimiz hafta Cenevre’deki toplu taşıma araçları üzerine Efrîn’de yaşanan soykırıma dikkat çekerek Kürdistan’ın özgürlüğünü talep eden reklamlar oldu. Toplu taşıma araçları üzerindeki reklamlara sert tepki gösteren Türk devleti ve diasporası, bu reklamların kaldırılması için harekete geçmiş olsa da yine Cenevre’nin aynı cevabı ile karşılaştı: “Burası Türkiye değil, burada düşünce ve ifade özgürlüğü var…” 

Türk devletinin baskılarına boyun eğmeyen kent yönetimi, geçtiğimiz günlerde ise Türkiye ile İsviçre arasında büyük krizi neden olan Ermeni Soykırımı Kurbanları anısına yapılmak istenen anıt tartışmasına da son noktayı koydu. Türk devletinin sınırları aşan hukuksuz uygulamalarına ve tehditlerine rağmen Cenevre Kanton Mahkemesi ve Kent yöneticilerinin kararıyla anıtın açılışı Cenevre’de gerçekleşti. 

Adeta Türk devleti ve Erdoğan rejimine cevap vermek amacıyla anıtın açılışında bir araya gelen kentin birçok siyasetçi ve yöneticisi burada yaptıkları konuşmalarda Cenevre’nin halklardan yana tavır sergileyerek, diktatör yapılara asla boyun eğmeyeceğinin mesajını verdi. 

Özetle, Cenevre sadece bir kentten ibaret değil, Cenevre aynı zamanda diktatörlüğe ve faşizme karşı verilen mücadelenin merkezidir deyip sözü Cenevre Şehir Belediye Başkanı Remy Pagani’nin kent üzerine söylediği cümlelere bırakalım: “Cenevre barışın, demokrasinin, insan haklarının merkezi olduğu kadar, faşist ve diktatör yapılara karşı dik duranların kentidir.” 




511
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: