Milliyetçilik molla faşizminin yanında

13 Ocak 2018 Cumartesi

ZİYA ULUSOY

İran’da, Meşhed’de 28 Aralık’ta patlak veren halk gösterileri, 41 vilayetin 38’ine, toplamda 100’ü aşkın kent ve kasabaya yayılmış, ancak molla rejiminin kanlı saldırılarıyla ve “ideolojik ordusu” Pasdaran’ı sokağa sürmesiyle, durdurulabilmişti.

İslami teokratik faşizminin saldırısı kanlı oldu. Ama ideolojik saldırısı daha az önemli değildi: “ABD-siyonizm-Suudi’leri kışkırtıyor!”

Benzer milliyetçi nakaratı Erdoğan’ın Milliyetçi Cephesi ve kalemşörleri de tekrarladı. Erdoğan, Fransa ziyareti öncesi, molla rejiminin argümanını dile getirdi:

“ABD, İsrail(in)... İran, Pakistan ...içişlerini karıştırmaktadır”lar. “Karıştırılan İslam ülkeleridir. Bunlar üzerinde oyun oynanıyor”. (tr.mehrnews.com)

Erdoğan’ın yoldaşları Bahçeli ve Perinçek aynı nakaratı vurguladılar: “İran Türklüğünün bozguncularının ayaklandırma çağrısı yapan kanlı emperyalizmin tehlikeli tuzağına düşmeyeceğine inancım tamdır... Gezi Parkı‘nda denediler olmadı” (D. Bahçeli, www.haberler.com, 05.01.18)

Perinçek Erdoğan’la yarıştı: “ABD emperyalizminin İran’daki fitne hareketi, ekonomik sıkıntıları ve halkın çeşitli şikâyetlerini kullanıyor... VP bildirisinin (vurguladığı gibi)... ABD-İsrail fitnesine karşı İran devleti ve halkının yanındayız.”(03.01.18)

İran halkları, 2009’da seçim hilesine karşı H.Musavi’nin itirazını vesile ederek yine ayaklanmıştı. Aralık 2017 ayaklanmasında ise bu kez hayat pahalılığına ve yoksullaşmaya karşı isyan etti. Ve rejimin her iki kanadını da hedef alan sloganlarla isyanın politik niteliğini yükseltti. 

İran halklarının isyanı, önceleyen süreçte, bazıları genel (2009 ve 2011), bazıları sömürgeci baskıya karşı (idamlara, Kolberilerin katledilmesine ve deprem yardımının engellenmesine karşı Rojhilatê Kürdistan’da), ırkçı hakarete karşı (Güney Azerbaycan) kitle hareketlerinin, kadın hareketinin biriktirdiği mücadele deneylerinden besleniyor. 

Yoksul sınıfların öfkesini taşıyan, teokratik faşizmin zulmü altında halk hareketleri ve işçilerin ekonomik-sendikal mücadele girişimlerinin deneyleri üzerinde yükselen halk isyanını, emperyalizmin oyununa gelmekle suçlamak, sınıf mücadelesine karşı üçüncü dünya burjuva devletlerinin gerici-faşist-despotik devletlerinin gönüllü hizmetini savunmaktan başka bir şey değil. 

Halklar ve ezilenler ilerici ve devrimci hareketlerini, kendilerini ezen burjuva devletlerinin, sözümona emperyalist devletlere karşı mücadeleleriyle geliştirmemişlerdir. Tam tersine bu devletlere karşı mücadele içinde devrimci hareketleri geliştirdiler ve emperyalizme karşı mücadeleyi de buna tabi kıldılar. İran halklarının yaptığı da budur. Tarihin motoru sömürücü/baskıcı devletler değil sınıf mücadeleleridir. 

Türkiye’nin faşist Milliyetçi Cephesi, Erdoğan-Bahçeli-Perinçek’in ağzından, İran yoksullarının, işçilerinin, kadın ve gençlerin devrimci ve antifaşist mücadelelerine karşı İran molla rejimini ve kanlı saldırılarını savunuyor. Halkçı mücadeleleri “emperyalizmin fitnesi” olarak suçluyor. Böylece İran burjuvazisini ve devletini halk hareketlerine karşı korumaya çalışıyor. 

“Fitne”, “bozgunculuk”, “dış mihrakların/emperyalizmin oyunu”, “millet” kavramları, sınıf mücadelesini kötülemek, sivil vurucu faşist güçleri harekete geçirmek için şovenistlerin gündemde tuttuğu gerici kavramlar. Kim bu kavramları kullanıyorsa, ülkesinde ve “üçüncü dünya”da kapitalist sınıfın ve devletin talancı ve faşizan sistemini koruyor. Sınıf mücadelesinin kökünün kurutulmasını savunuyor. 

“Sıra Türkiye ve Pakistan’da!” Bunu Perinçek’in kalemşörlerinden Erdoğan’ın tetikçilerine kadar tüm faşist milliyetçiler söylüyor. Ama emekçi solun kitlesini de etkiliyorlar. Diktatör Erdoğan biraz daha değiştirerek “İslam ülkelerini karıştırıyorlar” diyor. 

Olan ezilenlerin kapitalist emperyalist krize isyanlarla yanıt vermesidir. İslam ülkeleri, İran ve Türkiye kapitalist emperyalist sistemin dışında mı ki buralardaki isyanlar haklı ve halkçı demokratik olmasın?

Arap halklarının 2010-11 isyanları, daha önce Yunanistan halk isyanları, İspanya’da Öfkeliler hareketi, ABD’de İşgal Et hareketi, Bolivya’dan Ekvator’a Latin Amerika halk isyanları, Fransa’da kesintilere karşı işçi eylemleri, Gezi-Haziran isyanı, Kobanê için 6-8 Ekim Serhildanı... Bu mücadeleler, kapitalist emperyalizmin krizi koşullarında ve devlet baskısını yoğunlaştırmasına karşı halkın öfkesinin yarattığı mücadeleler. ‘90 dönemecinde sosyalizme umut kırılması koşullarında öncü örgütsüzlük içinde ve kendiliğinden olmaları hem zayıflıkları ama hem de en geri koşullarda bile işçiler, ezilenler ve halkların kendi kollarının gücüyle harekete geçerek umut yaratmalarıdır, tarihi girişkenlikleridir. 

Emekçi sol hareketin bazı partileri, EMEP’e ve Yürüyüş’e değin, 2009 isyanını Ahmedinejad’a karşı emperyalizmin kışkırtması olarak yorumlamış, kötü sınav vermişlerdi. Şimdi bunun yanlışlığı daha fazla görülüyor. Ama yine de desteklemede kararsızlık KP ve ÖDP’de var. “Yok öyle yağma; mollanın-imamın alternatifi yanki olmak zorunda değil”(K.Okuyan 02.01.18).

“İran’daki eylemlerin bu bağlamda, hem iç hem dış dinamikler bütünlüğü içerisinde değerlendirilmesi zorunludur. “(ÖDP BK açıklaması, 03.01.18, odp.org)

İran halklarının tarihi ve can bedeli girişkenliği, kapitalist emperyalizmin krizine ve İran molla rejiminin krizine halkçı bir yanıttır. Milliyetçilik Erdoğan ve Molla faşizminin yanında yer alırken, halkçı demokratlık, devrimcilik ve komünistlik, İran halklarının kararlıca yanındadır. Çünkü tarihin motoru sınıf mücadeleleridir, burjuva devletler değil!



853
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: