Lanetlenmişliğe Uyanmak

12 Ocak 2018 Cuma

ABDURRAHMAN AYDIN

Fanon, Siyah Deri, Beyaz Maskeler’de kendisinin siyahlığını açığa çıkarıp gerisin geri kendisine fırlatan bir deneyiminden söz etmektedir: Lyons’ta kendisinden korkan küçük beyaz bir çocukla karşılaşması ve çocuğun, annesine “Anne, bak bir Zenci! Korkuyorum” demesi. Bu deneyimin ardından gelen tren yolculuğunda Fanon artık ikili bile değil, üçlü bir varoluş tarzı içerisinde olduğunu görür: “Yer kaplıyordum. Ötekine doğru hareket etmiştim. Ve gözden çabucak kaybolan öteki… Saldırgan, düşmanlık duyuyor, ama saydam, şeffaf, orada değil, kaybolup gitmiş. Mide bulantısı…”

Bir çağrıyla açılır Zenci’nin dünyası: “Bak, bir Zenci!” Bu çağrı, bir aynanın içindeymişçesine ilerler. Siyahın siyahlığını açığa çıkaran ayna, aynı anda onun öznel tutarlılığını olumsuzlamaya girişir. Siyah beden ‘medeni bedenin’ karşıtı olarak işlevlenir; temiz ve saf olmayanı temsil eder. Böylelikle şu eski karşıtlık yeniden çıkar karşımıza: Medeni beden norma, rasyonel, iyi olana işaret eden beden iken siyah beden norm dışı, akıl dışı ve kötücül olana işaret edecektir. Siyah beden bir lekedir. Beyaz uygarlığın hijyenik alanına yönelik bir tehdit durumundadır. Onu kendisinden korkulan bir figür haline getiren de budur. Siyahın biyolojikleştirilmesi olarak tarif edilebilecek bir durumdur bu.

Bu biyolojikleştirmenin sonucu, Pramod K. Nayar’ın deyimiyle, sömürge sisteminin Siyahı olumsuzlaması ve simgesel düzenden dışlamasıdır. Kimliğin oluşumunda merkezi bir yer tutan ben-Öteki diyalektiğinin dışına atılmıştır Siyah. Bu da onu bir özne olmaktan çıkararak kendi gözünde bir nesne haline getirir. Fanon’un ifadeleriyle, “Aynı zamanda bedenimden, ırkımdan, atalarımdan da ben sorumluydum. Kendi kendimi nesnel bir incelemeye tabi tuttum; siyahlığımı keşfettim, etnik özelliklerimi keşfettim. … O gün, eklem yerimden tamamen sökülmüş bir halde, beni insafsızca mahkûm eden ötekiyle, beyaz adamla aynı ortamda bulunma şansımın olmadığı bir durum içinde, kendimi kendi varoluşumdan uzağa, bir hayli uzağa taşıdım ve kendimi bir nesne haline getirdim.” Kendi varlığını ve varoluşunu geçerli kılan bir Ötekinden yoksun kalan Siyah mutlak anlamda terk edilmiş durumdadır ve her türlü kendilik aygıtından da yoksun kalır. Kendinin yadsındığı bu kendilik durumu içinde Ötekiliğin, başkalığın yokluğu, sözcüğün tam da Hegel’deki anlamıyla bir iç ayrımın yitirilmesi ve nesne karşısındaki konumunu bu ayrımla bulan öznenin iptal olması, gerisin geri kendi üzerine katlanması, dolayısıyla nesneleşmesi sonucunu doğurur. Fakat elbette özne de tamamen kayboluyor değildir. Bu, Siyahın özne-nesne bölünmesini bizzat kendinde yaşadığı anlamına gelir. Barış Ünlü’nün ifadeleriyle, “Siyah insan sürekli beyaz olmak, beyazlaşmak isteyen insandır. Derisini yırtıp atmak, üzerinden çıkarmak ister. Benlik bölünmesinden muzdariptir. Ancak deriden kurtuluş olmadığı için, beyazlaşmanın başka yolları aranır.”

Siyah olmak pis olmaktır. Üstelik derinin rengi dolayısıyla bu ‘pisliği’ saklamanın da imkânı yoktur. Siyah insan, insan değildir, varlıktaki bir lekedir o. Bu nedenle, kendi adıma, Homi Bhabha’nın ‘melez bilinç’ fikrini, içerdiği siyaset pratikleri potansiyelleri nedeniyle son derece önemsiyor olmama karşın, Fanon’un teorisinin bu türlü bir melezliğin dayanağı olamayacağı yönünde bir kanaatin sahibiyim. Çünkü ‘melezleştirme’, Fanon’un bir bakıma W.E.B. Du Bois ile paralel hale getirilmesidir. Du Bois’ya göre çift-bilinçlilik, aynı anda hem bir yoksunluk (kendini bir başkasının gözü olmaksızın görememek) hem de bir armağan (ikinci bir bakışla donanmış olmak, ‘Amerikan Dünyasının’ karmaşıklıklarını daha derin bir düzeyde, üstelik de ikiye katlanmış olarak kavrama yeteneğine sahip olmak) durumundadır. Bu düzeydeki bir yabancılaşma bilinç düzeyine taşınarak belirli bir yönelim kazandığında son derece devrimcidir Du Bois’ya göre. Oysa Fanon’un siyahı bu anlamıyla çift-bilinçli değildir; onun bir uyanma anı vardır. Bir sesle, bir söz edimiyle, istemese de uyandırılır. Bütünüyle siyahi bir deneyim içerisinde, tam bir siyah olarak uyanır. Bu nedenle Fanoncu düşünce Bhabha’nın sözünü ettiği anlamıyla bir melezliğe doğru değil, bir Manişeizme –ya o, ya bu– doğru bükülür. Bunun nedeni kendilik deneyimindeki köklü bir farklılaşmayla ilgilidir. Siyah Deri, Beyaz Maskeler Martinikli Fanon’un Lyons’taki insanlık durumu içindeki deneyiminden ya da buradaki uyanışından türeyip gelen bir siyahlık deneyimini ortaya koyarken, Yeryüzünün Lanetlileri bir alt basamağın, yeraltının siyahlık deneyimini ortaya koyar ve bu bakımdan iki metin arasında ‘öfke’ tarafından üzeri örtülen bir bağlam farkı bulunmaktadır. Benim iddiam odur ki ikinci metin de birincinin oluşturduğu bağlam içerisine kaydedilmekte ve böyle anlamlandırılmakta, böyle yorumlanmaktadır. Elbette bu yorum zayıf, dayanaksız bir yorum değildir ve bu türlü bir yorum hattını bir çırpıda harcamaya kalkışmanın da taraftarı değilim. Fakat iki metin arasında, temel bir strateji farkının olduğu kanısındayım. Lanetliler gerçeğin çölüne kayıtlıdır; maskeler ise uyanıklığın ve rüyanın dünyasına.

Maskelerin siyahı insan değildir; lanetlilerin siyahı ise insan haline gelir. Onu insan haline getiren şey başvurduğu şiddet değil, açığa çıkardığı ve üstlendiği şiddettir. Çünkü sömürgede ideolojik manipülasyonlara, aracı bir söyleme ve bu söylemin aktörlerine gereksinim yoktur. Fanon desin: “Sömürge bölgelerde … sömürge halkıyla teması polis ve ordunun sürekli varlığı, sık sık ve dolaysız müdahaleleri sağlar ve dipçik darbeleriyle ve napalmlarla ona yerinden kıpırdamamasını öğütler. İktidar aracısının saf şiddetin dilini kullandığını gördük. Aracı baskıyı hafifletmez, tahakkümü gizlemeye de çalışmaz. Bunları yasa uygulayıcının temiz vicdanıyla sergiler ve uygular. Aracı, şiddeti sömürge tebaanın evlerine ve zihinlerine taşır.” Sömürge dünyası diyalektik değil, Manişeistik bir yapıya sahiptir. Sömürgeci ve sömürgeli arasındaki çelişkinin diyalektik bir sentezi yoktur. Bu nedenle en sonunda iki tarafı da dönüştürerek başka bir ilişki biçimi içinde yeniden bir araya getirecek bir diyalektik gerilim söz konusu değildir. İki taraftan biri fazladır. Marksist çözümlemenin sömürgede biraz esnetilmek zorunda olmasının nedeni de budur. Tarihten kopup gelen ve çeşitli dönüşümler geçirerek burjuva-proleter ikiliğinde son biçimine kavuşmuş olan sınıfsal ayrım değildir sömürgenin ayırt edici ayrımı. Sömürgedeki şiddet, ideolojik manipülasyonun yeterli olmadığı bir anda başvurulan bir araç durumunda değildir; saf şiddettir burada söz konusu olan.

Siyah Deri, Beyaz Maskeler uyanışın metnidir; sömürge sisteminin psişik koordinatlarını çözümler; buna karşılık Yeryüzünün Lanetlileri ise uyanmışın gördüğüdür. Artık rüya bitmiş, aldanış sona ermiştir. İlk metinde, siyahın varlıktaki bir leke oluşu açığa çıkarılır; siyahın beyazlaşma olasılığı yoktur, çünkü zaten beyazlığı kuran temel öğe bizatihi siyahlığın olumsuzlanması, bir leke olarak beyazlık söyleminin merkezine yerleştirilmesidir. Yeryüzünün Lanetlileri’nde ise aynı anda hem yıkıcı hem yaratıcı bir edimin ardından oluşan bir üstlenme durumuyla karşı karşıyadır okur: Pis, sefil, berbat olanın devrimci bir kararla üstlenilmesi.



800
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: