İdlib’de işler kızışıyor

11 Ocak 2018 Perşembe

HALİT ERMİŞ

İdlib, Hmeymim son haftalarda Suriye’nin en gözde kentleri. Bu kentler adeta kader tayin edici nitelikte. Peki ne oluyor bu kentlerde?

Türkiye Astana görüşmelerine dayanarak “çatışmasız bölgeler” oluşturmak için buraları işgale başladı. Astana görüşmelerinde Türkiye’ye İdlib’de temizlik görevi verilmişti. Türkiye buralara asker gönderecek, buraları çetelerden temizleyecek ve Suriye’deki çeteler bu şekilde tasfiye edilmiş olacaktı. 

Peki ne oldu sonra? 

Türkiye, Heyet Tahrir El-Şam çeteleriyle anlaşarak İdlib’e çıkarma yaptı. Çeteleri temizlemek bir yana, ittifak kurarak Efrîn’e saldırı tehditleri savurmaya başladı. Heyet Tahrir El Şam ise Suriye rejimi tarafından terörist olarak tanımlanmış bir çete yapılanması. Bu çeteler Rojava başta olmak üzere Suriye’nin değişik yerlerinde katliamlar gerçekleştirmiş olan Suriye El Kaidesi. Aralarındaki çelişkilerden dolayı DAİŞ ile yollarını ayıran bir grup. 

Türk devleti İdlib’de bu çetelerle anlaşarak bölgeye yerleşmeye başlayıp, Astana anlaşmasını bir kenara itince, Suriye ordusu güneyden İdlib’e doğru ilerlemeye başladı. Efrîn’e saldırı planı yapan Türk devletinin planları bu şekilde alt üst oldu. Tam da bu gelişmeler yaşanırken Erdoğan yeniden “Eset ülkesinde katliamlar yapmıştır” açıklaması yaptı. Oysa Astana görüşmeleri sürecinde Esad’ın iktidarda kalabileceğine dair sinyaller vermeye başlamıştı. 

Erdoğan bu tür açıklamalar yapadursun Suriye ordusu güneyden İdlib’in etrafını iyiden iyiye kuşatmaya alıyordu. Derken bir anda Türk devletine ait insansız hava araçlarının Rusya’ya ait hava üssünü bombaladığı haberi bültenlere düşmeye başladı. Dünya basınının bir kısmında bu haber yayılsa da Rus ve Türk basını olayı görmezden geldi. 

Görmezden gelinen şey, olmamış sayılamaz. Belli ki, Rusya uluslararası koalisyon karşısında İran ve Türkiye ile üçlü ittifak şeklinde bölgede elini güçlendirmişken böyle bir olayı gözlerden ırak çözmeyi esas aldı. Ama Türk devletinin kendisine verilen görevi yerine getirmemesi gözden kaçırılacak, önemsenmeyecek bir durum değil. Günün birinde elbette ifşa olacaktır her şey. 

Suriye ordusunun güneyden İdlib’e yürüyüşü esas olarak İran ve Rusya onayı ve hatta desteği olmadan mümkün değil. Bu taraflar arasındaki derin güvensizliğin sonucudur. Bu güvensizliğin oluşmasında Türk devletinin İdlib üzerinden kendisine verilen görevi “unutarak” çetelerle ittifaka girişmesi yatıyor. 

Buradaki çelişkili ve karmaşık durumun nerden kaynaklandığını YPG sözcüsü Nuri Mahmut’a sordum. Mahmut, "Türk devleti İdlib’de Ahrar U-Şam, Heyet Tahrir El-Şam ve direkt kendisine bağlı gruplar arasında ortak hareket odası kurmuş.” Diyerek, Türk devletin de bu gruplara en direk olarak destek verdiğini söyledi. Neden direkt değil de en direkt sorusuna Mahmut’un cevabı ise, “Türk devletinin bunlara açıktan destek vermemesi ya da bu durumu kabullenmemesi Rusya ve İran’la kurduğu ittifakı canlı tutmak istemesinden kaynaklanıyor” şeklinde oldu.  

YPG sözcüsü Mahmut, Türk devletinin bu çete örgütleriyle bu şekilde bir ilişki ve ittifak içine girmesini ise, "Efrîn’e saldırı da bu grupları kullanmak istemesi” olarak değerlendirdi. 

Erdoğan hükümeti Efrîn’e saldırmak ve Suriye’nin geleceğinde elini güçlendirmek için İdlib’de çetelerle anlaşma yoluna gidince sessiz bir şekilde kendisine “dur” deniliyor. Erdoğan işlerin istediği gibi gitmediğini görünce 9 Ocak akşamı apar topar İran ve Rus büyükelçiliklerini dışişleri bakanlığına çağırarak nota verdi. 

Peki tüm bu gelişmeler İdlib üzerinden Suriye’deki güç dengesine nasıl sirayet eder? Çetelerle kucaklaşmasını nereye kadar sürdürebilir? Rusya’nın onayı olmadan Efrin’e bir saldırı gerçekleştirilebilir mi? Ya da giderek İdlib bataklığına saplanırken Efrîn’e olası bir saldırı kendisine nasıl döner?

Türk devletinin sürekli Efrîn’e dönük saldırılar gerçekleştirdiğini hatırlatan YPG sözcüsü Mahmut, "Türk devleti Efrin’e sürekli saldırı içindedir. Bizim güçlerimiz şimdiye kadar bu saldırılara karşı savunma pozisyonunda oldu. Eğer Türkiye Efrîn’e dönük bir harekat başlatırsa elbette biz de buna gereken cevabı en etkili şekilde vereceğiz. Ama Türk devleti aynı zamanda Efrîn’e saldırmak için her türlü yolu deniyor. Bunun için gerekirse, bugün korumasına aldığı çete gruplarını da çok rahatlıkla satar. Türkiye aslında İdlib’e karşı Efrîn’e saldırı iznini almak istiyor. Rusya buna gelir mi bilemeyiz. Ama bir saldırı gelişirse dediğim gibi en etkili şekilde cevap vereceğiz” değerlendirmesini yaptı. 

Eğer Türk devleti Efrin’e topyekün bir saldırı gerçekleşirse, kuşku yok ki tüm dengeler alt üst olacak. Çünkü bu durumda tüm Rojava ve Kuzey Suriye’de Türk devletiyle ciddi bir savaş başlamış olacak. Çokça dillendirilen Fırat’ın doğusu-batısı denen bir şey kalmaz. Savaşın geniş sahaya yayılması küresel ve bölgesel tüm güçleri ilgilendireceğinden, bu güçlerin sessiz kalması mümkün olmayacak. Rusya ve ABD, Türkiye’nin Efrîn saldırısı ve savaşın tüm Rojava’ya yayılması durumunda muhtemel olarak karşı karşıya gelecektir. Bu dengeleri kesinlikle alt üst edecek bir durum olur. 

Kaldı ki, Rusya’nın onayı olmadan Efrîn’e saldırı gerçekleştirmesi de mümkün değil. Bu durumda Efrîn Rojava Kuzey Suriye tarafından sahiplenilecektir. Bu savaşın Efrîn sınırlarını aşması demektir. Savaş sahasının bu alanlara yayılması Rusya-ABD arasındaki dengenin sarsılması demektir. Ya küresel güçler karşı karşıya gelmeyi göze alacaklar ya da İran ve Rusya Türkiye’ye, “aradan çekil” diyeceklerdir.



2005
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: