İtiraflardaki kilit söz: Silsile Erdoğan silsilenin başıdır

11 Ocak 2018 Perşembe

VEYSİ SARISÖZEN

4 Ağustos günü HPG birliği tarafından gözaltına alınan iki MİT Daire Başkanı’nın itiraflarını KCK açıklamaya devam ediyor.

10 Aralık Çarşamba günü yapılan açıklamalarda MİT elemanları Paris katliamının yalnız MİT mensupları tarafından değil, “silsile” gereği MİT Müsteşarı’nın bilgisi ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile yapıldığını net bir şekilde dile getirdiler.

Onların da dediği gibi, bu “devlet suikasti” uluslararası alanda diplomatik “sıkıntılara” yol açacak çapta bir planlama olduğu için en üst düzeyde, Erdoğan’ın onayı alınmadan yapılamazdı.

Erdoğan’ın Hakan Fidan’dan söz ederken “kara kutum” dediğini hatırlarsak, bu “kara suikastin” de kapağı kendiliğinden açılmıştır.

Fransız istihbaratının suikast hakkında kesin bilgilere sahip olduğu açık. Suskunluğun bir nedeni bu katliamda iki istihbarat arasında ortaklık ise, diğer nedeni, suikastin Erdoğan’la ilgisinin, onun dosyasını elde tutma amacı olmalıdır.

Almanya’nın, ABD’nin ve daha pek çok ülkenin artık Erdoğan’la yüz yüze görüşme gereği bile duymadığı bir aşamada, Fransız devlet başkanı Macron’un Erdoğan’la ilgisini bu “elde tutulan dosya” ile açıklamak yanlış olmaz.

Türkiye’de olan biten bütün karanlık ve kanlı işleri şu sırada Cemaat’in üstüne yükleyerek işin içinden ve suç ortaklığından sıyrılmak isteyen Saray rejimi, PKK’nin operasyonu ile artık inkarı mümkün olmayacak şekilde deşifre edilmiştir. Tahmin edebiliriz ki, söz konusu iki MİT Daire Başkanı’nın itirafları çok daha derin ilişkileri ve suçları ortaya saçacaktır.

Bilindiği gibi Saray, 4 Ağustos operasyonundan öylesine büyük bir telaşa kapılmıştır ki, MİT’çilerin yakalanmasından kısa bir süre sonra bir KHK torbasının içine, “elindeki Amerikalı, Alman, Fransız rehineler” karşılığında, bu iki MİT’çiyi kurtarmak için bir “takas” maddesi eklemiştir. Bu amaçla Güney Kürdistan’da beyhude pazarlıklar yapmış, ama hüsrana uğramıştır.

Şimdi bu itiraflardan sonra Erdoğan, pek çok savaş suçunun yanı sıra Paris cinayetinin de bir numaralı faili haline gelmiş bulunuyor.

Otomobil farına yakalanmış tavşan gibi hem Saray, hem onun medyası dut yemiş bülbül gibi kıpırdayamaz, konuşamaz, kendini savunamaz durumda.

Bu yalnız suçun ortaya çıkması yüzünden içine düşülen bir çaresizlik değil. Aynı zamanda bu operasyon derin gizlilikte çalışan MİT’in iç hiyerarşisini ve on yıllar boyunca sinsi bir şekilde Kürt Özgürlük Hareketinin, legal örgütlerin ve halkın içinde ördüğü “ajan ağını” da felce uğratmıştır. Bütün askeri ve adli operasyonlarda başlıca rolü oynayan bu “ajanlaştırılmış” unsurlar bir yandan HPG güçleri tarafından etkisiz hale getirilirken, yakayı ele vermeyenler panik içinde kaçmaya çalışmakta. Bunun anlamı çok açık: Saray rejimi halka karşı yürüttüğü kirli savaşta “kör ve sağır” oldu. “Kör ve sağır” olduğu için de “lal” oldu, göremiyor, duyamıyor ve konuşamıyor.

Son bir söz: MİT Daire Başkanlarının olanca samimiyetleriyle yaptıkları itirafları izleyen pek çok kimse şaşkınlık içinde. Şaşırmayın. Bunlar ne devrimci örgüt militanıdır, ne de faşist ideolojiye inanmış mücadele unsurlarıdır. Bunlar “profesyoneldir.” Ajanlık, casusluk bir meslektir ve meslek erbabı şimdi olduğu gibi, mesleğini savunur, hizmet ettiğini değil. O nedenle her iki MİT’çinin en küçük bir şiddet görmeden konuşmuş olmalarından daha anlaşılır bir şey yoktur. Yüzlerine bakın samimiyetlerini anlayın.



1963
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: