Işık çoğalırken...

ozguramed@live.com | 09 Ocak 2018 Salı

Özgür Amed

Hakikat ne kadar ışık ve aydınlanma ile ilişki içindeyse, cehalet de o kadar faşizm ve karanlık ile ilişkidedir. Cehalet faşizmi doğurur ve onu karanlıkta mitoz bölünmeye terk eder. Karanlığı en iyi ışık anlatır, çünkü onun yokluğunun adıdır. Işık sadece görünür kıldığı için değil, farklılığı da sağladığı için demokratiktir, yaşamın emaresidir. Evrenin yolculuğu, koyu karanlığın içinden çakan bir kıvılcımla, ışıkla başlar ve halen devam eder. Işık, yansıdığı her şeyde kendini farklı var ediyor. Herkes ve her şey ışığın bir rengini alıyor. Renklilik, farklılık ışığa verdiğimiz cevaptır ve bunların diğer adı toplumsallıktır. Düşünün ışığın vurduğu, kendini yansıttığı her şeyin ışığı yuttuğunu! Ne korkunç!

Karanlık ışığın yutulması, boğulmasıdır. Karanlık yokluğu çağrıştırır; varlığa, varoluşa yaslanmaz. Görünmezliği ifade etmesi bundandır. Karanlığın hünerleri, yaşamdaki sapmaların toplamıdır. Hiyerarşik iktidarcı devlet düzeni, analitik zekânın duygusal zekâyı boğmasıdır. 

Diktatörlük demokrasinin, nefret tahammülün, teklik çokluğun, sömürü emeğin, doyumsuzluk vicdanın boğulmasıdır. Ve en nihayetinde cehalet yaşamın boğulmasıdır. Bundan ötürü cehalet karanlıkta tanımlanır. Hv.Fuat’ın belirlemesi ile “karanlık her şeyi eşitler”. Karanlıkta bir şeyi görmediğin için hiçbir şeyi de seçemezsin. Seçim yapmayan, yapamayan insanın özgürlüğü yoktur. Özgürlüğü olmayanın ahlakı da olmaz, çünkü o ahlak çalınmıştır. (Kapitalizmde insan seçme bolluğu içindedir. O halde çok özgür mü sayılması gerekir? Hayır. Ortada antagonist bir durum yok. Kapitalizmin sunduğu seçimlerin hiçbiri “seninle” ilgili değil. Hepsi kışkırtılmış ve yönlendirilmiş güdülere yöneliktir. Hepsi sahte ve süslü seçimlerdir, öz’e değil biçime hitap eder.)

Seçim yapamaz kılınmak, yapmamak hayvan formunun da gerisine gitmektir, bitkileşmektir. Çünkü hayvanın bile kısmi seçim özelliği var. Yine karanlıkta zamanın hükmü yoktur. Oysa zaman, evrenin insan üzerindeki mührüdür. “Moskova Önlerinde” kitabının stratejik – taktik dehası General Panfilov’un deyimi ile en hızlı ve yavaş, en uzun ve en kısa olan şeydir. Zaman ışığa yardımcıdır.

Karanlıkta his ölür. Karanlıkta “anlam” güçsüzleşir, derinliği kaybolur. Derinliğin kaybolması gösteri toplumunun tipik özelliğidir. Her şey göstermelik, yüzeysel ve birbirine benzer. Herkes her şeydir, ama hiçbir şeydir burada. Sığlıkta yarış vardır, çünkü onları bu gösteriye sokan bunu talep etmektedir. Faşist Mussolini, iyi bildiği bu mesleği “faşizm, camdandır” diyerek gösterinin ve faşizmin karakterini belirler. His yok, dokunuş yok, anlam yok, yaşam mat...

Böyle bir toplumda insan ölüdür. İnsanın ölümü toplumun da ölümüdür...

Karanlık faşizmdir ve ışıktan nefret eder. Ahura Mazda ve Ehriman’ın amansız kavgası en güzel ışık – karanlık destanıdır. Ahura Mazda ışığa içkin iyiliği, Ehriman karanlığa doygun kötülüğü simgeler. İyilik kötülüğün içinde hapsedildiğinden oradan çıkış yapmak zorundadır. Kavga başlar. Aranan şey, kaybolduğu yerde bulunur. Aydınlık şunu der: “Kötüye yani karanlığa diren, çünkü karanlık/kötülük düşüncede, dilde, eylemde kendini gösterir. Onu arayıp bulmak ışığın asli görevidir. (Foucault iki bin yıl sonra bu görevi “işbaşında yakalamak” olarak çevirecektir)

Mazdek, Babek, Karmatiler, Hallac-ı Mansur, Şeyh Bedreddin, Mani, Ebu Müslim Horasani, Ebu Zerr ve Sühreverdiler; Münzer, Tao, Hypatia, Brunolar ve Che, Deniz, Mazlumlar... Tüm bu isimlerin ortak özelliği, tarihin nehir akışında faşizme savaş açmaktır. Hepsi, etrafı çepeçevre saran o karanlıkta birer ışık, kibrit olup çıkmışlar. Çarmıhlara gerilip derileri soyulmuş, zindanlarda çürümüşler ama peşlerindeki karanlığa teslim olmamışlar. Işık, faşizmin tüm pisliğini yansıtma, gösterme gücüne sahip olduğu için tepki toplar, düşmanlaştırılır. Faşistlerin ısrarla her şeyi boğmaya, renkleri soldurmaya, sesleri kısmaya çalışması boşuna değil. Buna mecburdur. Neden? Çünkü hakikatten sapmıştır. İlk ve son kurbanı kendisidir. Kendine ihanet etmiştir. Ve maalesef ihanet edeceği başka kimse de yoktur. Artık Amok koşucusudur. Faşistin ve faşizmin aklı engelleyici, dogmatik, hayal ve coşkudan yoksun olduğundan basit işler, düz yürür. Baskı ve zorlama ile düzenin sağlanabileceğini düşünür... Böyle bir uzamda ışık aranır, aranmak zorundadır. Çünkü ışık, hakikatin cevheridir. Bilinci yansıtır. Buradan bakınca mesele karanlığın ne kadar koyu olduğu değil, ışığın alanıdır. Kaç kişiyi uykudan uyandırdığıdır.

O halde, 

çıkış arayan bizler için biricik aksiyom: “Karanlık ne kadar koyulaşmışsa, aydınlık o kadar yakındır”...

İçinden geçtiğimiz bugünlerin bize öğrettiği en temel hakikatlerden biri de bu değil midir… 



1021
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: