Erdoğan’ın ecdadını bilen var mı?

suatbozkus@gmail.com | 11 Kasım 2017 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ

Böyle bir başlığı çoğu okuyucu yadırgayacaktır. Çünkü biz devrimcilerin, insanların ecdadıyla-soyu sopuyla, asaletiyle, kanıyla, kafatası ölçüleriyle, inancıyla bir işi olamaz. İdeolojimizin ve siyasetimizin özü bütün ayrımcılıklara karşı savaş ve insanların her anlamda tam eşitliğine, özgürlüğüne dayanan yeni bir toplumsal yaşam kurmaktır.

Türkiye’ye egemen olan zihniyet ise Erdoğan şahsında tek tekçi bir zihniyettir. Kendisini Müslümanlığın, Sünniliğin ve Türklüğün son kurtarıcısı olarak gösteren ve taraftarlarına da bu batıl dine inandıran yeni bir sahte peygamber yani deccal söz konusudur.

Belgelere bakarsak Erdoğan’ın diploması gibi kökeni de tartışmalıdır. Erdoğan’ın kökeni Türk değildir. Müslümanlığı da sonradan olma-bulmadır. Yani Türkiye’de çok olduğu gibi bir dönme ve devşirmedir. Osmanlıdan beri birçok ünlü padişahın annesi de, babası da öyledir. Bu nedenle pek mahzurlu sayılmaz, bir kusur değildir. Sonuçta herkes kendisini nasıl tanımlıyorsa öyle kabul etmek gerek. Erdoğan kendisini tek Türk, tek Müslüman kabul ve ilan ediyorsa kendisi ve müritleri bilir. Bizim zaten öyle bir derdimiz yok, biz onun siyasi ecdadı ve rolüyle ilgileniyoruz.

Erdoğan, siyasi hayatı boyunca kendisini hakiki Müslüman ve şeriatçı olarak tanıttı.

Geçmişi, cumhuriyete karşı Osmanlıcı, laikliğe karşı şeriatçı ve hilafetçi, milliyetçiliğe karşı ümmetçi idi. Uzun yıllar bu sözler hoş ve boş laflar olarak algılandı ve kamuoyunda pek de ciddiye alınmadı.

Ne var ki iki kutuplu dünyanın yıkılması üzerine bayram eden ve artık tek kutuplu dünya kurulacağını sevinçle ilan edenler yanıldı. Artık çok kutuplu dünya oluşuyordu. Bu çok kutuplu dünyada eski aktörlere ek olarak yeni aktörler de çıkıyordu. Bu dünyada, bir Kuzey Kore, bir El Kaide ya da DAİŞ bile eski devlerin karizmasını çizebiliyor.

Var olan statüko bir büyük savaş sonucu kuruldu. 20. yüzyılın iki kutuplu dünya dengeleri içinde ayakta kaldı. 21. yüzyıldaki çok kutuplu dünyada eski dengeler kayboldu. Bu şartlarda eski statükonun ayakta kalması olanaksızdır.

Bu nedenle son yıllarda merkezi Ortadoğu ve İslam alemi olan şiddetli bir savaş sürüyor.

Bu savaşın başlamadan çok önceleri, Öcalan „Sorunlara diyalog ve müzakere yöntemiyle siyasi bir çözüm bulmalıyız. Bulamazsak geçmişte görülmedik büyüklükte ve şiddette bir savaş hepimizi bekliyor. Biz kazanacağımızı bilsek de bu savaşı tercih etmeyiz. Ama yok olacağımızı bilsek de teslim olmayacağız. Tutarlı bir yurtseverlik ve herkese demokrasi-en geniş demokrasi! Hepimize biraz nefes aldıracak yol budur“ diyerek siyasetini özetlemişti.

Erdoğan ise bölgenin ve ülkenin tüm gericiliklerini birleştirerek, tüm gücüyle inkar ve imha savaşına asıldı.

Yeni Osmanlı, cumhuriyete son verip hilafeti geri getirmek, bütün Ortadoğu’yu yani İslam alemini kendisine bağlamak hayallerine kapıldı. Püsküllü şarlatanı bu nedenle tarih başdanışmanı olarak himayesine aldı. Kendisi de yeni halife ve yeni Abdülhamit olacaktı. Bu nedenle ilk hedefi Kürdistan özgürlük hareketi oldu. Kürtlere karşı Ergenekoncularla-DAİŞ ile ittifakının temeli buydu.

Erdoğan ecdadımız dedikçe battı.

Önce Yeni Osmanlı-Hilafet rüyalarına kar yağdı.

Ama o şeflikten vaz geçmedi. Bu sefer İttihatçılığa sarıldı. Türk-İslam sentezi deyip İslam kılıfı altında Turancılığı savundu.

Bu da sökmeyince Atatürkçülüğe sığındı.

Türkiye’de İslamcılığın ve özellikle de Erdoğan İslamcılığının sistemden kopuk olmadığı zaten sır değildi. Ama 15 Temmuz darbe girişimi bastırılırken AKP genel merkezine şal gibi örtülen Atatürk posteri bu sırrı iyice faş etti. Bunu da kimse yadırgamadı. Ne İslamcılar ne de Atatürkçüler şaşırdı. Fetöcülüğü tasfiye kampanyası diyerek açıkça elele verdiler. Bahçeli ve Kılıçdaroğlu paşa Yenikapı ruhuyla tütsülendi. Amigo olarak Ergenekoncu Perinçek zaten hazırdı. Kürt düşmanlığı ve ırkçılık hepsini birleştirmiş bulunuyor.

Bu ırkçı cepheye karşı büyük ve kutsal bir direnişin zaferi şarttır.

Yoksa ayda bile bir tek özgür insan kalsa, orayı da yakacaklarını kendileri ilan ediyor.



1686
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: