Suriye’de Kürtlersiz çözüm mümkün mü?

06 Kasım 2017 Pazartesi

HALİT ERMİŞ

Reqa zaferi yeni süreci hızlandıracak. Taraflar ellerini güçlendirmek için birbirlerine baskı uygulayacak. Sonuçta herkes karlı çıkan taraf olma peşinde. Bundan sonrası diplomasi trafiğinin konuşulduğu, kartların her halleriyle karıldığı bir dönem olacak. 

Yeni ittifaklar, yeni dirsek temasları derken önümüzdeki süreç mekik diplomasisi şeklinde örüleceğe benziyor. Rusya Soçi’yle şimdiden atak yapma peşinde. Yeni bir “Astana” “Cenevre” mi olacak, yoksa gerçek aktörler çözüm odaklı mı görüşecek? İşin püf noktası bu. 

Yeni Cenevre ya da Astana ile sonucun alınamayacağı kesin. Soçi böyle bir evre olma üzerinden kurgulanıyorsa baştan boşluğa düşmüş demektir. Zira, Kürtlersiz bir masanın kalıcı çözüm çıkartabilmesi mümkün değil. 

Suriye şimdiden göz dağı vermeye başladı. “Reqa halen işgal altında” derken yeni dönemde “hakimiyet bende olacak” mesajı veriyor. Esad rejimi can çekişse de İran’ı arkasına alarak varlığını ve etkinliğini kanıtlama kadar kabul ettirme peşinde olacak. 

Reqa üzerinden bir algı yaratılmaya ve yönetilmeye çalışılıyor. Çağımızda hakim güçlerin ilüzyonik algılar yaratarak, bu çarpık algılar üzerinden yönetim gücü olmaya çalıştıkları aşikar. Suriye bunu yapabilir mi, hele ki kendi içinde ve Kuzey Suriye’de yaşanan onca şeyden sonra. 

Suriye rejiminin bu tutumuna karşın halkların ortak algısı ve tercihi belli. Demokratik özerk yapı altında eşit, demokratik bir sistem. Tekçi oligarşik ve otokratik devlet yapılarıyla yıkımdan başka şey yaşamadıklarını zaten acı tecrübelerle görmüşlerdi. Son kaç yıllık kaos bu gerçeği acı tecrübelerle bir kez daha gösterdi. 

Kuzey Suriye gerçeği yeni bir algı kadar alternatif tercih yarattı. Suriye bunun olmazlığına oynasa da yeni dönemde sonuç alması mümkün değil.

Mümkün olmadığını bildiği halde sırtını İran ve Rusya’ya dayayarak kendisince hamle yapma peşinde. Ulus devletin kör, sağır ettiği hastalıklı yapıdan arınmak öyle kolay olmayacaktır elbette. “Reqa halen işgal altında” demenin bilinç altı ulus devletçi, merkezi devlet olma alışkanlığının bilinç altıdır. 

Ama aynı zamanda Ortadoğu’yu krizli ve kaoslu bir ortamda dirhem dirhem yakan da bu bilinçaltıdır. 

Kaos yaratan bu bilinçaltıyla çözümün gelmeyeceği kesin. Cenevre ve Astana görüşmeleri bunun açık ispatıdır. Şimdilerde ise Soçi ismi sıkça geçmeye başladı. Toplantının olup olmayacağı halen muamma. Olur ya da olmazından çok, niteliğinin, aktörlerinin nasıl ve kim olacaklarıdır asıl önemli olan. 

Rusya ya da “soruna çözüm arıyorum” diyen bir başka güç, Cenevre ve Astana’dan doğru sonuç almak durumundadır. 

Cenevre ve Astana’yı sonuçsuz bırakan, miadı geçmiş zihniyetle soruna çözüm aramadaki ısrardı. “Ben” olgusu bu gerici zihniyetin en hastalıklı yanıdır. Yerini alması gereken, “biz” olmak zorundadır. “Biz” demek tüm renk ve kültürlerin ortak sofrada bir araya gelerek eşit pay sahibi olmayı kabul etmesidir. Bu da demokratik zihniyet ve kültür gerektirir. 

Cenevre ve Astana “ben” zihniyetiyle gerçekleştiği, ortak yaşam kültürüne gelmediği için sonuç almadı. Bundan sonra almaları da mümkün değildir.  

Küresel güçlerin artık bu gerçeği daha açık görerek soruna yaklaşım geliştirmeleri gerekir. Ne Suriye rejiminin, ne İran ne de özellikle Türk devletinin böyle bir demokratik kültür yapısı vardır. Tekçi zihniyetin en büyük alternatifi “biz” tercihidir. Dolayısıyla çağımızın kaosunda merkez üs haline gelen Ortadoğu’da çözümün temel yolu da “biz” “bizler” tercihidir. 

Soçi ya da bir başka toplantının en büyük ayırt edici özelliği “biz”le ifadeye kavuşacak tüm farklılıkların bir aradalığını esas alırsa sonuç yaratır. Ötesi sorunu daha bir kör düğüme mahkum etmektir ki, sonuçta kaybeden kesinlikle bunu dayatanlar olacaktır. 

Bu minvalde bakıldığında dönemin tüm güçler için en ayırt edici temel özelliği tercihlerine son şeklini vermek olacaktır. Ya sorun demokratik temelde çözülecek ya da kör kaosa mahkum edilerek çözümsüzlükte ısrar edilecektir. 



1234
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: