Ekim Devrimi, ‘üçüncü dünya’ ve enternasyonalizm

02 Kasım 2017 Perşembe

DİLAR DİRİK

Bu ay Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü. Bilindiği gibi sosyalizm tarihinde çok önemli bir rol oynayan bu süreç, dünyanın her yerinde yankı bulmuştur. Batı merkezci tarih yazımı, fakat bu sürecin dünyanın farklı yerlerinde, özellikle de Avrupa’nın eski sömürgelerinde yarattığı etkiyi silip yok saymıştır. Adlandırılması bile sorunlu olan “üçüncü dünya”, yani ne “özgür, kapitalist, birinci dünya” ne de Sovyet Birliği’nin etkisi altındaki “ikinci” komünist dünyasına ait olman ülkelere verilen bu isimle anılan bölgeler... Halbuki Ekim Devrimi’nin etkisi çok yönlü birlikler ve dayanışmalar yaratmıştır. 

Ekim Devrimi’ne kadar sosyalist hareketler her ne kadar kendilerini “enternasyonalist” olarak tanımladıysa da, aslında pratikte egemen zihniyetin algısında bu devrimci birlik Avrupa’nın sınırlarında durmaktaydı. Uluslararası dayanışma “üçüncü” dünya için geçerli değildi. Halbuki Karl Marx’ın devrim anlayışına göre kapitalizme karşı proletarya devriminin zafere ulaşması için tüm dünya işçileri ayaklanıp devrim yapmalıydı. 

Bolşeviklerin Sovyet sistemi daha önce batı egemenliği altında katliamlar ve soykırımlara uğrayan eski sömürgelerin özgürlük mücadelelerine siyasi, kültürel, ekonomik ve askeri destek sunmuştur. Aynı zamanda kapitalist dünyaya ait olan şovenist ve ırkçı ideolojilere sahip olmadığı için, tüm hatalarına rağmen bir çok ezilen toplumlar için bir umut kaynağı olmuştur. Ekim Devrimi tecrübesi bilindiği gibi, Çin, Vietnam, Küba, Güney Afrika ve başka ülkelerin ulusal kurtuluş mücadelelerine büyük katkılar sundu. 

Avrupa’nın birinci ve ikinci dünya savaşlarında birbirine karşı düşmanlık yapan birçok devlet yine de egemen Avrupa kimliklerinden dolayı birbirlerini anti-kolonyal hareketlere karşı koruyordu. Örneğin, Britanya’ya karşı Alman devletine işbirliği teklifinde bulunan Hindistanlı heyetler, Hitler tarafından beyaz ırkı savunma gerekçesiyle reddedildi. Hindistanlıların kurtuluş savaşı için sergiledikleri çabaları ilk dinleyen Sovyetler Birliği oldu. Kapitalist dünyada mevcut olan ırkçılık Sovyetler Birliği’nde yoktu. 

Ekim Devrimi olduğu dönemde ABD’deki siyahiler, işçi örgütlerinde ırkçı uygulamalarla karşılaşıyordu. Komünist partiler adına Sovyet Birliğine giden Claude McKay gibi siyahi aktivistler, sosyalist dünyanın siyahlara karşı ırkçılıkları olmadığından dolayı çok umutlanıyorlardı.

Sonrası, üçüncü dünyada kurtuluş mücadeleleri ve dayanışma ağları gittikçe büyüdü ve gelişti. Ne kadar eksik kalsa da, en azından dünyadaki ezilenlerin ortak bir cephesinin oluşabilmesi hayal edilebiliyordu. 

Che Guevara’nın son konuşmalarından birinin o arada Fransızlara karşı özgürlük mücadelesi yürüten Cezayir’de yapması ve orada kullandığı ifadeler tarihe geçmiş durumda: “Şundan memnunuz ki Küba’nın ismi Amerika’da olduğu gibi özgürlüğü için savaşan dünyanın diğer ülkelerinde de yayılmakta. Sadece bir nedenden ötürü: Dünyanın her yerinde savaş alanlarında hayatlarımızı risk ve feda edebilmemizin imajı, devrimci bir çaba ile elde edilebilecek daha iyi bir dünya umudunun imajı.”

Her ne kadar tarihi rolünü oynadıysa ve enternasyonalizmi birçok şekilde güçlendirdiyse de milliyetçilik ve ulus devletçilik çıkmazından kurtulamadı Marksizm-Leninizm. Bu da temel olarak Lenin’in sosyalizm anlayışının çok derin bir şekilde devlet sistemi ve moderniteye bağlı olmasındandır. 

Ekim Devrimi’nden 100 yıl sonra, kapitalist elitlerin ulus devlet sistemine ne kadar bağlı oldukları ortada. Ancak ulus devlet sınırlarını aşan, işçileri, sömürülen sınıfları ve halkları öz iradeleriyle dar ulusal kavramlardan ziyade Rojava Devrimi gibi demokratik ulus projeleri inşa eden yeni devrimci deneyimler, şu an enternasyonalistlerin yeni akış yeri olarak ortaya çıkıyor. 



590
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: