Vize krizi

12 Ekim 2017 Perşembe

NAZMİ GÜR

ABD ve Türkiye arasında patlak veren ‘vize krizi’, aslında buzdağının sadece görünen kısmı.

Türkiye ve ABD arasında uzun süredir ilişkiler gergin. AKP’nin Ortadoğu politikaları; IŞİD ile mücadele, Suriye politikaları, Rusya ve İran ile sürdürülen ilişkiler, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alımı, gibi kimi konularda derin sorunların varlığı vize krizinin gerekçelerinden bazıları olarak değerlendirebiliriz.

İçeride OHAL uygulamaları, baskı ve şiddet arttıkça, Türkiye’nin uluslararası alanda da saygınlığı ve güvenirliği yok olmuş durumda. 

Stratejik ortaklıktan neredeyse ilişkilerin kopacağı bir aşamaya nasıl gelindi? Bu sorunun yanıtı 15 yıldır iktidar olan AKP’nin dış politikasında aramak gerek. O nedenle ABD’nin Türkiye vatandaşlarına vize yasağı koyması yeni ve etkileri oldukça geniş olacak, ABD ve Batı ile yeni bir kriz sürecini de beraberinde getirecek. Bu vize yasağı bir ilk adım. Ekonomik ve siyasi kimi yaptırımların da yolda olduğunu tahmin edebiliriz. Zira bu vize krizi ABD-Türkiye ilişkilerinde daha önce yaşanan hiçbir krize benzemiyor. Bırakın stratejik ortaklığı, ABD-Türkiye müttefiklik ilişkisi sorgulanacak ve beklide yeniden tanımlanacaktır. Kuşkusuz bu krizin etkileri her alanda sarsıcı olacak ve ağır bir bedelleri de olacak. Buradaki sorun bu bedeli halkın ödeyeceği gerçeğidir.

Vize yasağı açık bir yaptırımdır. ABD Dışişleri Bakanı sözcüsü Heather Nauert, Türkiye ile krize ilişkin yaptığı açıklamada; “Diplomatik misyon çalışanımızın tutuklanmasından dolayı hayal kırıklığına uğradık. Bu karar elçimizin tek başına aldığı bir karar değildir. Bizim büyükelçilerimiz tek başlarına iş yapmaz. Bu karar Dışişleri, Beyaz Saray ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) koordinasyonunda alındı” demesi bu krizin ABD –Türkiye ilişkilerindeki kriz halinin yeni olmadığını gösteriyor. Kaldı ki bu vize krizi sadece ABD ile sınırlı kalmayabilir. Başka ülkelerde aynı yolu izleyebilir. Çünkü kimi batılı ülkeler ve özellikle AB üyesi ülkeler de Türkiye ile benzer sorunları yaşıyor.

Anlaşılan Washington rahatsızlıklarını sadece diplomatik mesajlar vererek sonuç alamayacağını anlamış durumda. Ambargo ya da yaptırım anlamına gelen vize yasağı kararı ilişkileri başka bir aşamaya, taşımış durumda. Bu kararın Büyükelçi tarafından alınmadığını, ki büyükelçinin böyle bir yetkisi yok, „Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığının koordinasyon“ içinde bu kararın alınması, vize krizinin başkaca boyutlarının da olacağını gösteriyor. Vize krizi daha derin krizlerin ilk öncü sarsıntısı olabilir. 

Başka bir gözlem: Türkiye’de neredeyse tüm yetkililer, en tepeden aşağıya kadar, krize ilişkin ateş püsküren açıklamalar yaptılar. Türkiye’nin bir kabile devleti olmadığını dile getirdiler. Ancak ABD tarafı şimdiye dek sadece Büyükelçi ve Dışişleri Bakan sözcüsü dışında konuşan olmadı. Türkiye mütekabiliyet ilkesi gereği vize yasağına karşı ABD vatandaşlarına aynı yaptırımı uygulama kararı alırken, nedense tüm açıklamaları Cumhurbaşkanı düzeyinde yapması hangi mütekabiliyet ilkesine göre yapılıyor anlaşılmış değil.  Türkiye bu vize krizi ile Washington’dan gönderilen mesajı adlı mı, bilinmez ancak şurası kesin; bu krizden en fazla zararı da Türkiye’nin göreceği son derece açık. Üst perdeden meydan okumalar sonuç vermez. Bu yöntemle ABD’ye geri adım attırılacağı düşünülüyorsa, yine yanılırlar. ABD böyle bir durumda geri adım atmaz.

ABD-Türkiye arasındaki gerilim arttıkça bu konuda yapılan açıklamalar ve yorumlar, bu krizden en çok zararın Türkiye dokunacağı yönünde. Eğer taraflar arasında bir uzlaşma olacaksa geri adımın ilk hangi taraftan geleceği son derece açık. Nitekim Başbakan Binali Yıldırım, krizin „tırmanmayacağını“ arka plan kanallarının „açık“ olduğunu ve “arkadaşlarımız arka planda çalışıyor” açıklamasında bulunması, AKP Hükümetinin dış politikasına yönelik eleştirilerin ve ABD’nin vize yaptırımının etkili olduğunu gösteriyor.

ABD ve Türkiye arasındaki bu vize krizi aşılır belki, ancak ABD-Türkiye ilişkilerinin artık eskisi gibi olmayacağı açık.



899
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: