İmamlara nikah yetkisi niçin veriliyor?

suatbozkus@gmail.com | 12 Ağustos 2017 Cumartesi

SUAT BOZKUŞ


Bugüne kadar çok eşli evlilikleri, çocuk gelinleri, başlık parası kılıfıyla kadınların köleleştirilmesini, adeta alınıp satılmasını meşrulaştıran hep bu imam nikahıdır.

Bu savaş ortamında bir de bunu mu tartışalım dememek gerek. Bu konunun sadece gündem saptırmak ve halkı oyalamak için getirildiğini düşünmek de yanlıştır. Çünkü biz ne dersek diyelim hayat devam ediyor ve hayata dair konuşmak gerek.

Türkiye’de yılda 600 bin nikah kıyılıyor. Çevremize bakarsak, her ailede evlilik hazırlığı içinde olan ve bunu da resmi bir nikahla noktalamak hayaliyle yaşayan kadın-erkek birçok insan görürüz.

Şimdiye kadar isteyen inançları gereği bir de imam-dede nikahı yapmıyor muydu? Yapıyordu.

Belediyelerde nikah memuru sıkıntısı mı var ki, imamlara da bu yetki veriliyor?

Sünni imamlara bu yetki verilince, Alevilerin ve diğer inançların önderlerine de bu yetkinin verilmesi gerekmeyecek mi?

Belediye nikah memurluklarını tam denetleyemeyen bir devlet, bu kadar geniş bir camiayı nasıl denetleyecektir?

Nikah kıymak kolay da, bir de bunun sonrası var. Boşanma-nafaka-velayet-ölüm-miras sorunları nasıl çözülecek? İmam nikahıyla evlenenler boşanmak isterse nasıl boşanacak, nereye başvuracak?

Nikah kıyma yetkisini alanlar bu sorunları da çözecek mi?

Bu soruların cevabını bilen ve söyleyen yoktur.

Bu yasayı hazırlayanlar adliyelerdeki boşanma davalarına bir göz atmalı ya da bir avukatla görüşmelidir.

Türkiye üç önemli seçimin arifesinde. Halkı oyalayıp dindar kesimlere şirin görünmenin ve kadın köleliğini katmerli olarak sürdürmenin yolu bu dini nikah oyunudur.

Egemen ahlak ve hukuka göre birlikte yaşamak için nikah zorunludur.

Zaten esas mesele, kadının köleliği ve zorunlu nikahla birilerine tapulanması, zincirlenip mahkum edilmesidir.

Kadınların yaşam hakkının bile hiç bir garantisinin olmadığı, her gün kadın cinayetlerine, intiharlara tanık olduğumuz, çocuk gelinler yarasının kanadığı bir toplumda, ne yazık ki birçok kadın evliliği ve resmi nikahı bir güvence olarak görmektedir. Çünkü çocuklarının ve kendisinin geleceğini garantiye almak için nikaha muhtaç duruma düşürülmüştür. Hatta bu nedenle nikahı sürdürebilmek için ikinci-üçüncü eşlere, kumalara razı olmaktadır. Her türlü erkek şiddetine boyun eğmektedir. Sadece medyaya yansıyan kadın cinayetleri, intiharlar da bu durumun vahametini gösteriyor.

Aslında zorunlu olan hiç bir şey ezilenlerin çıkarlarına uygun değildir. Zorunlu askerlik gibi, zorunlu din dersi gibi zorunlu nikah da ezilen kadınların aleyhinedir.

Birçok ülkede birlikte yaşamak isteyen çiftler belediyeye başvurup bildirdiklerinde her türlü sosyal haklardan evli gibi yararlanır.

Hatta bildirmemiş bile olsalar çocukları olduğunda baba olanlar bunu kabul ederse mesele kalmaz. Zaten çocuğunu reddeden, Türkiye’deki gibi babalık davası açan, DNA testi yaptıran da pek çıkmaz.

Bazı erkeklerin eşleri için şaka yollu „tapusu bende“ dediğini çoğunuz duymuştur. Aslında gerçek durum da budur. Normal şartlarda bir mükafat ve mutluluk vesikası gibi görülen nikah cüzdanı, işler karıştığında bir tapu belgesi ya da haciz kararı gibidir.

Yakın geçmişte DAİŞ’in kadınları kaçırıp tecavüz edip pazarlarda köle-cariye olarak sattığını gördük.

Zorunlu nikahın zihniyet olarak özde ne farkı var? İkisi de kadının erkeğin „mülk“ü olarak görülmesi ve alınıp satılması değil mi?

Sorun kadınların nasıl köleleştirilip alınıp satılması değil, tamamen özgürleşip binlerce yıllık paslanmış zincirlerinden tümüyle kurtulmasıdır.

Bu da sadece kadınların değil, tüm toplumun özgürlük mücadelesini yükseltmesini şart koşuyor. Çünkü kadınlar özgürleşmedikçe toplum da özgürleşemiyor. Kadına vurulan her zincir topluma vurulan bir kaç pranga daha olmaktadır.

Kadının köle olduğu bir toplumda erkek nasıl özgür olur?



926
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: