Kartlar

ozguramed@live.com | 20 Haziran 2017 Salı

Özgür Amed

Erdoğan geçenlerde Ensar Vakfı’nın bir etkinliğine katıldı. Orada yaptığı konuşmada “başkanlık” arzusunun karşılanması gereken talepleri ve şuan elde edilen zoraki OHAL gücü ile nelerin hayata geçirilmek istendiğini açık açık söyledi. Söylediklerine bakalım:

“Biz 14 yıldır kesintisiz iktidarız. Ama hala sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var. İmam hatiplere olan ilginin artması, tüm okullarda Kur’an-ı Kerim, Siyer-i Nebî gibi derslerin okutulması çok güzel gelişmeler, ama bizim hayallerimiz olan nesillerin yetiştirilmesi konusunda hala pek çok eksikliğimiz bulunuyor. Artık biz 80 milyon insana ulaşmayı hedefleyen bir hareketiz. Umudunu bize bağlamış yüz milyonlarca mazlumun sorumluluğunu taşıyoruz…

Dilimizden tarihimize kadar birçok alanda ecdadımıza ve kültürümüze duyulan husumetin ürünü bir yaklaşımla hazırlanmış olan müfredatlar daha yeni yeni değişiyor. Medyadan sinemaya; bilim, teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hala en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetteki kişilerin, ekiplerin, hiziplerin bulunduğunu biliyorum. O gece (15 Temmuz kastediliyor) oraya gelenler Gezi parkının gençliği değildi, vatanını milletini seven, bayrağı ezanı için yola koyulan gençlerdi.”

***

Yukarıdaki satırlar okunduğunda insanı her yönü ile “abluka” duygusu sarıyor. Paragrafı madde madde giderek okumaya çalışalım:

1) Son dönemlerde bazı yeni programları uygulamak adına yumuşak geçişlere ihtiyaç duyan Erdoğan, yer yer özeleştiri yapıyor. Megoloman denizinde boğulmuş biri olarak böyle bir durum onun kişiliğine tamamen ters. Tamamen PR çalışması. Sosyal ve kültürel iktidardan kasıt toplumun, toplumsallığın halen tasfiye edilememiş olması. Hala direnişin olması, kültür alanlarının hala devletçi zihniyetle işgal edilmemiş olması. Bu cümle; kutuplaştırılan, ötekileştirilenlerin yoğunlaşması gereken bir çıkış noktası bence. Demokratik bir yapı ve mücadele için kültürel çoğulculuk ve sosyal yapı olmazsa olmazdır.

2) AKP baştan beri eğitim konusuna sızma arayışında. Bir veri taraması yapılırsa modern Türkiye tarihinden eğitim sisteminin en çok değiştirildiği, içeriğinin her yıl yeniden düzenlendiği dönemin AKP olduğu rahatlıkla görülecektir. Ağacı yaşken eğip şekil vermenin peşindeler. Bu kulvarda faşist doktrinlerin tüm metodları incelikli uygulandı. Ensar Vakfı, konuşmacı Erdoğan’a bir tablo hediye etti. Tabloda Erdoğan ve bir çocuk yer alıyor. Arkalarında kütüphanevari bir düzenek. Erdoğan masada çocuğa bir şeyler öğretiyor. Bu tablo çok şey anlatıyor. Atatürk’ün benzer fotoğrafları var. Buna bir gönderme yapılmış. Yeni nesillerin baş öğretmeni ayan beyan ilan edilmiş. Bu neslin çerçevesi de açıkça belirtiliyor: Ezan, din, bayrak, vatan, millet, ecdad, Sakarya… Ötesi yok! Yeni Türkiye diye değiştirilen ve milliyetçilik ile dincilik arasında sentezlenen bir birey isteniyor. İnanca yönlendiriliyor. Eğitimi dinsel ritüellere boğan iktidar, bin yılların taktiğini uyguluyor. İnsanlar bu sayede sorgulama yapmaz. İnanç itaati öğretir, eleştiriyi değil. Bundan ötürü eğitim bu kulvara çekiliyor.

3) Erdoğan kendilerini bir “hareket” olarak tanımlıyor. İdeolojik bağlamda üzerinde durulan bir konu ve sürekli atıf yapılıyor. AKP kendine zorunlu bir ideolojik çerçeve yaratmakla meşgul. Daha önce de “biz dava partisiyiz” dediler. Eğer AKP bir hareket ise bugün hareket olanlar tam olarak ne olmuş oluyor merak ediyorum. Bir hareket veya dava değil. Altındaki ihaleleri, çıkar maskelerini alırsanız geriye hiçbir şey kalmaz. AKP’nin tüm kurucuları neredeyse koptu. Bu kadar kısa sürede antisini yaratan bir dava dava değildir. Hareket veyahut dava olmak her şeyden önce gönüllü katılımı gerektirir. Biz bir inşaat hareketiyiz, aile şirketiyiz, davamız daha çok para deseydi daha samimi olurdu.

4) Sinema, bilim, teknoloji, hukuk… Toplum mühendisliğinin, kültürel soykırımın ve kültür endüstrisinin temel parametrelerinden sadece birkaçı. Kamuoyunu suskunluk sarmalına sokmanın en güzel yolları. “Profesyoneller iktidarını” yaratmanın en ince noktaları. Bu alanlarda ikna edilip, kontrol edilecek ve kendi sınıfını yaratacak bir akıl, iktidarda da uzun süre kalır. Çünkü hepsi güç devşirme mevzileridir. Kapitalist modernitenin bu alanlarla nasıl dirsek teması kurduğuna baksak bile Erdoğan gayet net anlaşılır. Onun nasıl bir teknoloji, hukuk, bilim, sanat istediğini bugün güncel olarak yaşıyor, görüyoruz.

5) Tam da Gezi’nin yıldönümüne girerken gençlik vurgusunu Gezi üzerinden yapması; enerjiye, üretime, düşünmeye, boyun eğmemeye duyulan kin ile ilgili. Kendine dindar ötekine kindar nesil peşine düşerken bir insanın en verimli çağı olan gençliğini tamamen gasp ediyor. Gençleri askeri nizama, gardiyan olmaya, ihbar etmeye yatkınlaştırıyor. Yaratılan işsizlik üzerinden de bu alanlar yeniden üretiliyor. Gerçekten de gençlik dinamizminden korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmuyor.

***

 Özetle, referandum sonrası kartlar çok daha açık oynanıyor. Talepler ortada. Teslimiyetin nereye götürdüğünü tarih zaten anlatıyor. Tekrara düşmeyelim.



607
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: