Ayşe’den Destan’a

20 Haziran 2017 Salı

NURETTİN DEMİRTAŞ


Yer Samsun. Henüz 13-14 yaşlarındayken liseli gençliği örgütlüyordu. Karadeniz’de yapılmak istenen doğa katili HES’lere karşı eylemlere katılıyor. O genç yüreğiyle kapitalizmin tüm vahşiliklerine karşı duruyordu…

Karadeniz’in güzel insanı, sanatçı Kazım Koyuncu Amed’e gittiğinde: “Denizlerin çocuklarından dağların çocuklarına selam getirdim” demişti. Hopa’da Kemalpaşa Halk Festivaline katıldıklarında arkadaşı Veli’yle birlikte Kazım Koyuncu’nun mezarını ziyaret ediyor Ayşe Deniz. Ve günü gelince dağların çocuklarıyla buluşmaya gidiyorlar art arda…

Festival gecesinde gençlik grubu olarak Metin öğretmeni evinde ziyaret ediyorlar. Yolda jandarma çevirisi var. Bindikleri pikabın arkasında devrimci marşlar söylüyorlar. Jandarma kontrolü sırasında tesadüfen şarkının en vurucu bölümünü söylüyorlar: “Uzatmalı itin biri…” 

Halk Evlerindeki büyükler uyarıyorlar: “Provokasyon olacak, söylemeyin!”

Jandarma önünde devrimci şarkı çağırmanın anlamını bilmez mi gençlik? Elbette biliyorlar ve zaten bile bile meydan okuyorlar. Mahirleri, Denizleri, İbrahimleri anarken yüreklerinde devrim ateşi harlanıyor. Ama birileri “aman ha!” diye uyarıveriyor!

“İşte Türkiye gençliğinin enerjisini devrimden alıkoyan anlayış budur” diyor gerilla Veli ve anlatıyor. 

O gün pikabın içinde Ayşe Deniz’le birlikte şarkı söyleyen gençlerden biridir Veli.

Metin Lokumcu öğretmen katledildi…

Yoksa “aman ha!” diyenler haklı mıydı demeyin çünkü Metin öğretmen o günden birkaç yıl sonra katledildi.

Halk Hopa’da en demokratik şekilde AKP’yi protesto etmişti. AKP polisi biber gazıyla saldırmıştı. Metin öğretmenin yaşamını yitirmesinin sebebi buydu. Geride polise ve AKP’ye şamar gibi çarpan sözleri kaldı: “Alın beni memleketi kurtarın!”

AKP o günden sonra memleketi daha da batırdı. Ayşe Deniz bunun için en radikal yollara girmekten çekinmedi. Halkların özgürlüğüne adanmış yaşamını hep halkın içinde geçirme arayışındaydı.

Veli anlatıyor:

“Halkın içinde olmayı çok severdi; onlarla birlikte fındık, çay toplardı. Maddi durumları iyiydi ama o maddiyata hiç tenezzül etmedi. Bitmek bilmeyen bir enerjisi ve arayışları vardı. Resim yapardı. Meraklıydı. İzmir-Dikili’de öğrenci kolektifi kampına gitmiştik. Deniz bisikletine bindik. Ben yüzme bilmiyorum. Pedallı tekne su alıp batmaya başladı. O yüzebiliyordu. Suya atladı, etraftakilerle birlikte tekneyi kaya parçasına doğru çektiler. Ben halen batmakta olan tekneyi bırakmıyorum. Atla diyorlar ama korkuyorum. Cesaretimi toplayıp atladım. Meğerse su dizlerime kadar geliyor! Yine de hayatımı kurtarmıştı!”

Denizlere korkusuzca ve arkasına bakmadan açılabilen bir insanda özgürlük ruhu vardır. Veli’de de bu ruh olduğundan atlayıvermiş suya.

Veli’nin ailesi Okmeydanı’nda oturuyormuş. Ayşe merak ediyor. Samsun’dan İstanbul’a bunun için gidiyor. Okmeydanı’yla tanışıyor. Oradaki devrimci havayı soluyor.

Sonra Ayşe’nin ailesi Antalya’ya taşınıyor. Zulme karşı tarihin en görkemli direnişlerinin yaşandığı kente yani…

Likya’lılardan günümüze bir anı bırakılmayıp turizme verilen kentte Ayşe ve annesi bir kafe işletiyor. Ayşe orda resimler ve bileklik, kolye gibi takılar yapıyor. Para ihtiyacından değil, hobi olarak sevdiğinden…

2011 yer İstanbul. Sivaslı Veli Kürt gençleriyle tanışıyor. Önünde yeni ufuklar açılıyor. 

2013 yer Antalya. İstanbul’’da başlayan gezi direnişi yayılmış. Ayşe Deniz tutuklanmış. Çıkınca, Cüneyt Özdemir’in programında cezaevinde Kürt gençleriyle tanıştığını anlatıyor.

Hakkında 90 yıl hapis isteniyor!

Ayşe Deniz’e 90 yıl hapis istendiğini bilenler, elbette Kürdistan dağlarına gelmesine de anlam vermişlerdir.

Faşizmin hapishanelerini kırıp özgür dağlara çıkan Ayşe Deniz’in ailesinden intikam almaya kalktılar. Annesi Nuray’ı ve kız kardeşi Devrim’i tutukladılar. Neymiş; kızlarının doğru yaptığına inanıyor, gurur duyuyorlarmış! Babası da destek açıklamasından geri durmadı. 90 yıl hapis isteyen sistem utansındı!

Gerilla Veli çocukluk arkadaşı Ayşe’yi anlatırken hüzünlü ama gururlu. Fakat özel savaş politikaları yüzünden Türk halkının ve ailelerin Özgürlük Hareketini yanlış tanımalarına üzülüyor. Bu konuda haksız da değil. “Ama onu da aşacağız” diyerek devrimciye yaraşır bir edayla konuşuyor.

Şahsen Halk Evleri’ne eskiden tepki duyardım. Ama bak işte Ayşe gibi, Veli gibi güzel ve yiğit insanlar oradan çıkıyor. Demek ki kötü değil. Önyargılı olmamak gerekiyor. Üstelik ana dilde eğitim hakkını ve insanca bir yaşamı savunuyorlar. Gerçekten kötülememek gerekiyor.

Öte yandan bir gerçeği daha anlıyorum: Radikal çözüm arayışında olan, ülkenin devrimci potansiyelini hangi anlayışların tuttuğu, engellediği de açığa çıkıyor! Haksız mıyım?

Hiçbir gücün tutmayı başaramadığı Ayşe çıktığı onurlu yürüyüşte DESTAN TEMMUZ adını alıyor ve gerçekten de Deniz’lerin destanını günümüze taşıyan destansı bir direniş sergiliyor.

Veli ise gerilla yolunu tuttuğunda geleneğe bağlı olarak ÇAYAN adını alıyor.

“Heval Çayan bak son cümleyi yazıyorum, ailene iletmek istediğin bir mesajın var mı“ diyorum. Gözlerinin içi gülüyor, “herkes acısını bilince dönüştürsün, acıyı bal eyleyen geleneğe sadık kalsın!” diyor; kendisinin ve Destan’ın ailesine ve tüm Okmeydanı’na bolca selam iletip iki kelimeyle bağlıyor: “Mutlaka kazanacağız!”

Ülkenin en güzel, en yiğit gençlerini “çapulcu, eşkıya” diye yaftalayan ve reis diye geçinen çeteci başının sonu yaklaştıkça, üç hilal arkasına gizlenen suç ortağıyla birlikte şiddeti tırmandıracak her yolu deniyorlar. 

Gençler!

90 yıl hapisliğe değil bir gün bile olsa özgürlüğe koşmak için ne bekliyorsunuz!



1088
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: