Şiddetin saltanatı

izgorenhicri@gmail.com | 15 Haziran 2017 Perşembe

A. HİCRİ İZGÖREN

“Şiddete karşı olmak insanların emrindeki en büyük güçtür. İnsan dehasının meydana getirdiği en korkunç silahtan daha etkilidir” 

Mahatma Gandhi.

***

Ortadoğu’daki savaş etkisini dünyanın dört bir yanına salmış durumda. Bu etkinin beslediği şiddet türlü yöntemlerle sadece bir bölgeyle sınırlı kalmıyor artık, Amerika’dan Avrupa’ya yerkürenin en güvenli bilinen ülkelerini de vuruyor. Bütün bunlara körfezdeki kriz de eklenmiş durumda. Öyle ki bu gidişatın 3.Dünya savaşına doğru yol aldığı üzerine senaryolar geliştirilip komplo teorileri oluşturuluyor.

Türkiye’de iktidar ne yapıp yapıp her seferinde savaşta yer almak konusunda çok iştahlı görünüyor. İçerde ve dışarıda savaş tamtamları çalarak varlığını bu tablo üzerinden  pekiştirmeye çalışıyor. Toplumun önemli bir kesimi de savaşmaktan yana duruma getirilmiş. Çözümden, anlaşmadan, barıştan söz edenler ise suçlu sayılıyor.

İnsanı ve hayatı siyasetinin temeline koymayan, ona odaklanmayan hiçbir yapı adaletten, haktan-hukuktan söz edemez.

Geçmişte yaşanan onca trajik olay, çekilen onca acı nasıl olur da bir ders oluşturmuyor, hala savaş ve şiddet devam ediyor. Çözüm yerine çökertme, anlaşma yerine kamplaşma peşindeyiz. Yaşamak ve yaşatmak yerine ölmek ve öldürmek daha cazip geliyor bize. Şiddet şiddeti doğuruyor.

***

Hannah Arendt, en çok tartışılan kitaplarından biri olan ‘Şiddet Üzerine’ adlı kitabında, şiddet ile "söz”ün imkansız birlikteliğinden söz ediyor; savaşı şiddet olgusu üzerinden bir değişim aracı, politika aracı ve doğrudan iktidar aracı olarak şiddetin anlamını sorguluyor: "Şiddetle değişen bir dünya, ancak daha çok şiddetin var olduğu bir dünya olur." Diyor. Ayrıca: "Militarizmin varlığını sağlamlaştırmak için kitlelere ulaşmak zorunluluğundan, kendisine dost ve düşmanlar belirleyerek varlığını korumaya aldığından söz eder.(Hannah Arendt-Şiddet Üzerine-Çeviren: Bülent Peker-İletişim Yayınları, 2016)

İşte iktidarın  varlığını sağlamlaştırılması için kitleler algı yönetimleriyle milliyetçi-ırkçı bir şekilde biçimlendirilmesi gerekecektir. Devlet her şeyin ve herkesin üstündedir. Asla sorgulanamaz ve asla eleştirilemez. Devlet vatandaş için değil, vatandaş devlet için vardır. Her an onun için ölmeye hazırdır. Ayrıca her an, her zaman birkaç düşmana ihtiyaç vardır. İçte ve dışta her an onu yok edecek bu düşmanlara karşı mücadele edilmesi gerekecektir. Bunun için de iktidar ne yaparsa yapsın kayıtsız şartsız desteklenmelidir. Kamplaştırma, ayrıştırma, ötekileştirme, düşmanlaştırma bir politika haline getirildi.

***

Sonuçta gelinen noktada değişen bir şey yok. Çatışmalar, ölümler, yokluklar yoksulluklar, acılar yurduna dönmüş bir memleket. ‘Elde var hüzün’.

Herkese, her kesime sorumluluk düşüyor. Tam da bu noktada adaleti, özgürlüğü, barışı seslendirmek gerekiyor. Ve bu bütün meşakkatine rağmen daha çok da aydın kesim için bir sorumluluk ve görev oluyor:

Son sözü, Geçenlerde Kastamonu Üniversitesi Senatosu tarafından "Cide deki Rıfat Ilgaz Meslek Yüksek Okulu”ndan adı silinen Rıfat Ilgaz’ın dizeleri söylesin: “Kilim gibi dokumada mutsuzluğu/ Gidip gelen kara kuşlar havada/ Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden/ Tabanında depremi kara güllelerin/Duymuyor musun?/ Kaldır başını kan uykulardan/ Böyle yürek böyle atardamar atmaz olsun/ Ses ol ışık ol yumruk ol/Karayeller başına indirmeden çatını/ Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm/ Alıp götürmeden büyük denizlere/ Çabuk ol.”



496
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: