Sûr’un yıkımı hafızanın yok edilişi

08 Haziran 2017 Perşembe

FAYSAL SARIYILDIZ

Türkiye devleti tarihsel olarak o kadar büyük günahlar ve insanlık suçları işlemiştir ki hangi birinden başlayacağını ve hangi biriyle yüzleşeceğini dahi bilemez. Çünkü böylesi bir yüzleşme inkar üzerine kurduğu sistemini yerle bir edecek ve kuruluş felsefesinin dayandığı meşruluğunu yerle bir edecektir. İnkar etmek ve görmezden gelmek bizzat devlet eliyle bu toprakların köklerine zikredilmiş bir zehir gibidir.

Vesayet yıkmak sözüyle iktidara gelen AKP, Türkçü bir faşizmi İslamcı bir sosa bulayarak İslamcı İttihatçılık ile kendini yenileyip vesayeti devralmıştır. Gördüğü her mekana büyük beton bloklar dikmeyi histerik bir rant fantezisine dönüştüren devletin yeni aklı, bir taraftan rantı temel hedef olarak belirlerken bir taraftan da kendine ait olmayan bütün hafıza mekanlarını yerle bir etmeyi kendine ilke olarak belirlemiştir. Tarihsel olarak yıkıcı ve katliamcı bir gelenekten gelen devlet, katliam, sürgün ve el koymayı Osmanlı’dan ve İttihat Terakki’ci büyüklerinden devralmıştır. İslamcı Neo Liberalizmin bu topraklardaki temsili olan AKP, Kurdistan ve Türkiye’yi boydan boya bir beton yığınına ve rant alanına dönüştürerek binlerce yıllık hafızayı silip kendilerinden olmayan bütün tarihselliği atmaya çalışmaktadır. 

Tanklarla ve toplarla günlerce bombalanan ve yerle bir edilen Cizre, Nusaybin, Sur ve Gever gibi yerlere bu gün TOKİ’lerin ve müteahhitlerinin üşüşmesi beklenmedik değildir. Hem Kurdistanî direnişin merkezleri hem de direnişin hafızası olan bu yerlere yönelik yıkım planlarının tarihleri ablukalardan çok daha öncesine dayanmaktadır. Tamamıyla yatay biçimde yan yana gelmiş ve akşamları aynı sofraya oturan yüzlerce iç içe geçmiş ailenin yerine her biri bir tabutluk olan yirmi katlı iki dar odalı TOKİ konutlarında o dayanışmacı kültürün ne hale geleceğini çok iyi bilmektedir devlet. Binlerce direnişe tanıklık etmiş o sokaklarda ve mahallelerde bütün izlerle birlikte o devrimcilerin izleri de silinsin diye günlerce o evler ve sokaklar tank ve toplarla dövülmüştü. Sur ve Cizre’nin her bir evi ve daracık kûçeleri yüzlerce yıllık bir direnişin ve kültürün bizzat canlı tanıklarıdır. Çarşiya Şewitî’nin yerine Galeria’ları inşa etmek için Sur yerle bir edilirken öbür taraftan İdil Yolu TOKİ Konutları projesi yüzünden Yafes (Taxê Cihûyan) yerle bir edilmiştir. 

Amed kenti kendi tarihselliğinde sadece surlarla çevrili olan geniş habitattır. Daha sonradan oluşan Kayapınar, Bağlar, Diclekent gibi yerler Diyarbakır ise Sur başlı başına Amed’dir. Çünkü Amed’in tarihsel olarak tanığı ve belleği Sur’dur. Ünlü Dımdım Kalesi Direnişinde kaleyi ölümüne savunan ünlü Kürt Komutan Xanê Çengzêrîn ile Sur’u bir direniş kalesine dönüştüren Çiyager’in öyküsü aynı tarihsel hafızayı beslemektedir. Vedat Aydın’ın cenaze töreninde Sur’daki Amed halkının direngen tavrını devlet hiçbir zaman unutmamış ve Sur halkına kinini büyütmüştür. Her eylem ve miting sonrası devletin namlularından ve işkencelerinden kaçan gençlerin gidip sığındığı doğal bir arka bahçe işlevi görmüştür Sur’un daracık ve kör sokakları.

1960’lı yıllarda Diyarbakır Valisinin kente esen serin rüzgârı kesiyor bahanesiyle dinamitlerle patlattığı Surlar bugün aynı valinin torunları tarafından ranta kurban edilmektedir. BM örgütü olan UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” ilan edilen Sur’un yıkımına karşı sessizliği onun ilan etmiş olduğu diğer Kültür Miraslarına sahip çıkamayacağı işin içinde rant varsa göz yumabileceği algısını yaratmaktadır. 

Evlerini terk etmeyen insanların sularını ve elektriklerini keserek onları cezalandırmak alçaklıkta hiçbir ölçüt tanımayan bu korkunç suç örgütüne ve mafyatik çeteye yakışan bir tavırdır. Koca bir kentin hafızasını koruyan bu insanların mücadelesine omuz vermek, onlarla direnişte dayanışmak ve sokaklara kurulan o sofralara akmak, o sofrada o insanlarla ortaklaşmak Sur’a düşen yüzlerce Çiyager’in yüzünü gülümsetecektir…



1411
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: