Erdoğan rejimi Almanya gerilimi

07 Haziran 2017 Çarşamba

AYKAN SEVER

Bir süredir ABD’nin hegemonyasının zaafa uğradığı dünyada yeniden şekillenme doğrultusunda arayışlar arttı. Almanya (bir yanıyla AB diye de okunabilir) Trump yönetimiyle artık açıktan çekişmeye başladı. Paris İklim Anlaşması’ndan Trump’ın geçen hafta çekildiğini açıklaması, Almanya ve AB’nin Amerikan gölgesinde şekillenen politikalarından uzaklaşma eğilimini güçlendirecek. Çin’le olan ticari ilişkilerdeki hacmin büyümesi ve iklim anlaşması meselesinde ABD’ye karşı gösterilen ortak tavır bu yönelimi besler nitelikte.

Bütün bu hikayenin ortasında şekillenen Türkiye-Almanya ilişkilerdeki gerginliğin dahilinde (elbette başka birçok boyutu olmakla birlikte) Almanya’nın aynı zamanda NATO’suz ABD’siz bir süreç yürüttüğünün altını çizmemiz gerekiyor. ABD, İncirlik meselesini çözmek için Türkiye’ye herhangi bir baskı uygulamadı. Yine de yapılan değerlendirmelere baktığımızda Almanya’nın İncirlik’ten asker çekme planının şimdilik ABD’siz ilerleme şansı yok. Alman askerlerinin taşınması için ön plana Ürdün’ün Muvaffak Salti Hava Üssü çıkıyor. Burada Alman askerlerinin güvenliğinin ABD ve Ürdün tarafından sağlanmasının bir avantaj olacağına işaret ediliyor.

Almanya ile Erdoğan rejiminin yaşadığı restleşme, rejim açısından kendisini kontrol etmeye dönük NATO çerçevesinde geliştirilen politikalara da karşı Erdoğan’ın istediğini kısmen de olsa alana kadar direneceğini gösteriyor. Elbette Batı ile Türkiye arasında çıkan gerilimlerin en çok sevineni Putin yönetimi. Nihayet sınırlı da olsa Türkiye üzerinden Batı’ya dönük yürüttüğü yıpratma savaşında bazı sonuçlar alıyor. Balığın iyice yolunu bulamaz hale gelmesi için şimdi ağı daha biraz daha yayabilir. NATO’dan Türkiye’nin çıkması, çıkarılması elbette kolay gerçekleşecek bir süreç değil. Ama içinde yaşadığımız zaman diliminde hiç bir şeye “olmaz” da diyemeyiz. Önümüzdeki dönem dünya için çalkantılı olacakken bölgemiz ve Türkiye açısından bunun katlanmış haliyle karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz.


Katar ve utanmazlık

Pazartesi haberleri Katar meselesi kapladı. Önce Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’la diplomatik ilişkileri kestiği söylendi. Sonra Yemen, Libya ve Maldivler’in de. Şimdilik bu Yemen ve Libya kim oluyor onu bir kenara bırakalım, ne, niye oldu kapsamında çıkan bir yığın analizi de. Benim işaret etmek istediğim bir sürü olumsuz sıfatın pekala yakıştırılabileceği bu Arap monarşilerinin bir anda “terörizme destek” gibi bir mevhumu keşfetmeleri ve dünyanın geri kalanın da olan biteni bir temaşaymışçasına izlemesi. İddia makamına göre, sanık sandalyesinde oturan Katar DAİŞ, El Kaide, İhvan, Hamas vb. destekliyormuş. Doğrudur suçu birlikte işledikleri için biz onlardan daha iyi bilemeyiz. Peki iddia makamındakiler başta Suudi Arabistan olmak üzere ne yapmışlar? Suriye’deki çeteleri (adları yukarda sıralananlardan başka olsa da) kim desteklemiş? Suudi Arabistan’ın (Katar’ın da desteğiyle) Yemen’de yaptığı binlerce insanın ölümüne neden olan bombardımanların adı nedir? 

Peki bir başka soru daha Katar “terörü desteklerken”, kendisine Katar’dan koruma isteyecek kadar Katar’la haşır neşir olan ortakları Erdoğan rejimi neredeymiş? Sınırdan gelene gidene hacı yağı mı, gül suyu mu ikram etmekle meşgulmüş? Bu arada Erdoğan rejiminin yaptığı makyajla bir anda terörist olmaktan “kurtulan” Hamas Katar’dan kovuldu. Peki nereye gidiyormuş dersiniz, elbette ilk durak (bu durum Türkiye için ilk olmasa da )Türkiye sonra Lübnan ve Malezya. En azından İsrail’e göre terörist olan bu gruba kucak açanlar ne olacak peki?

Katar meselesinde merak ettiklerimizi insanlığı pek alakadar etmeyen bir soruyla bitirelim. Katar’da 2.1 milyon göçmen işçi kölelik statüsünde çalıştırılıyor, kaç işçinin ağır çalışma koşulları nedeniyle hayatını kaybettiğinin doğru düzgün istatistiği bile tutulmuyor. Katar’da köleliğe son verilmesi çağrısını kim yapacak?

Katar üzerinden daha da genişleyen bu sorunu sadece İran odaklı düşünmek eksik olur. Postmodern yeniden paylaşım savaşının gölgesinde şekillenmekte olan dünyaya kendi istedikleri biçimi verebilmek uğruna herkes, olanca varlığıyla ve yeni hamlelerle sürece katılıyor. Bu çerçevede muhtemelen  Katar’da iktidarı değiştirmeye dönük Suudi-ABD hamlesinin hedeflerinden biri de Umman, Kuveyt ve Türkiye benzeri pozisyonları görece net olmayanlara da bir biçim verme uğraşı diye düşünülebilir. Aynı zamanda tarihsel ittifakları dahilinde olan İhvan gibi gruplarla yeni pozisyonlar belirlemek anlamına geliyor. Fas ve Tunus’ta yeniden alevlenen protesto gösterileri, Bahreyn’de muhalefeti bastırmaya dönük baskıcı adımlarsa bu tablonun diğer yüzü.

Geçtiğimiz hafta, postmodern yeniden paylaşım savaşının dünyanın genelinde daha da derinleşmesine sahne oldu. Afganistan’da artan saldırılar, Keşmir bölgesindeki çatışmalar, Filipinler’de katliam ve DAİŞ’le süren çatışmalar, İran-Pakistan sınır bölgesinde Cundullah ve DAİŞ’le çatışmalar, İran’ın Şiraz kentindeki şüpheli patlama, tırmanan Dağlık Karabağ gerilimi, Suriye ve Irak’ta süren savaş, Karadağ’ın NATO’ya dahil olması, İngiltere’deki saldırı, Venezuela’da iç savaşa dönüşme riski taşıyan gelişmeler, şiddete dayalı politikalarla dünyayı yeniden şekillendirmekten başka bir şey düşünemeyen uluslararası kapitalizmin en son eseri olarak karşımızda duruyor.



1057
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: