Devrimi savunmada öncü gençliktir

27 Mayıs 2017 Cumartesi

MUZAFFER AYATA

Türkiye özellikle 24 Temmuz 2015’ten beri ağır bir savaş ve kaos ortamına itildi. Bu savaş önlenemez veya kaçınılmaz değildi. Newroz 2013’ten beri uygulanan bir ateşkes vardı. Barış ve çözüm için Önder Apo tarafından kapsamlı projeler sunulmuştu. Görüşmeler Dolmabahçe Mutabakatı’yla müzakere aşamasına gelmişti. Türkiye halkları da savaşın durmasına, demokrasi ve barışa destek veriyordu.

Türkiye’yi savaşa sürükleyen başta Erdoğan ve devletin etkin kurumlarıydı. Bile isteye tercihlerini savaştan yana yaptılar. Erdoğan kameraların karşısında müzakerelere geçilmeyeceğini, “Kürt sorunu yok, Dolmabahçe yanlıştı, Öcalan’ı meşrulaştırıyor“ diyerek görüşmeleri sonlandırdı. 5 Nisan’dan başlayarak da Önder Apo üzerindeki tecride başlamışlardı. Erdoğan ve MGK’nin diğer unsurları zihniyet olarak barışa ve Kürt halkını tanımaya hazır değillerdi. 

Savaşın başlamasıyla günümüze kadar binlerce insan yaşamını yitirdi. 1984’ten beri başlayan gerilla savaşından günümüze kadar en ağır kayıplar son iki yılda verildi. Şehirler yıkıldı. Kürt halkının varlığı ve kazanımları topyekûn hedef alındı. Tarihi inkar ve imha projesi tamamlanmak istendi. Ağır bir psikolojik savaş yürütülüyor. Darbe konseptiyle OHAL eşliğinde tam bir faşist hakimiyet sağlanmaya çalışılıyor. Erdoğan, Hitler’i güncelleştirerek tüm yetkileri elinde toplayarak tam bir diktatörlük inşa ediyor.

Faşist yönetimin en çok hedeflediği kesimlerin başında gençlik geliyor. Toplumu çözme, dayanışma ve örgütlülüğü dağıtmak için önce gençlikten başlamak gerekiyor. Çünkü bir toplumun gençliği diri, yurtsever ve direniyorsa o toplumu çökertmesi başarıya ulaşamaz. 1960’lardan beri Türkiye’de yaşananlar bunu kanıtlamış durumda. 12 Mart gençlik hareketlerini ve liderlerini hedef aldı. Devrimci gençlik toplumun en canlı ve direngen öncü gücü olmuştu. 1980’e böyle gelindi. 12 Eylül askeri faşist darbesi de gençliği ve örgütlü güçleri hedefledi. Kitlesel tutuklamalar, işkenceler ve devlet terörü sınır tanımadı.

Üniversiteler kışlaya çevrildi. Politika tehlikeli hale getirildi. Gençliğin apolitik ve tüketimi esas alan bir mecraya girmesi için devletim tüm olanakları seferber edildi. Kapitalizm hızla geliştirildi. Para ve bireycilik yükselen değerler oldu. Toplumu boş ver, kendini kurtar, kendini yaşa felsefesi pompalandı. Fuhuş, uyuşturucu, yozlaşma hızla geliştirildi. Devlete tabi olursan başına bela gelmez. Demokrasi ve özgürlük istersen beladan kurtulamazsın anlayışı topluma ve gençliğe şırınga edildi.

Gençlik Kürdistan’da başından beri devrimin öncüsü ve motor gücü oldu. PKK bir gençlik hareketi olarak ortaya çıktı ve örgütlendi. Günümüze kadar gerilla hep bir gençlik gücü, örgütü oldu. Önder Apo mücadeleyi hep gençlik ruhuyla yürüttü ve ona dayandırdı. Onun için “genç başladık genç bitireceğiz,“ dedi. Bu yüzden Türk devletini yönetenlerin tümü Kürdistan gençliğini hedef aldı. En çok katledilen ve işkence tezgahlarından geçirilen gençlik oldu.

Devletin gençliği hedef alması bilinçliydi. Çünkü haksızlığa ve adaletsizliğe cesurca karşı çıkan her zaman gençlik oldu. Gençlik düzenin kirine pasına en az bulaşan kesimdir. Özgürlük ve eşitlik arayışı en güçlü olan yine gençliktir. Bu açıdan hükümetler üniversiteleri kontrol altında tutmaya, gençleri nefes alamaz hale getirmeye çalışır. Erdoğan’ın 12 Eylül’ün en temel kurumlarından biri olan YÖK’le kavgalarını hatırlayalım. Ama Erdoğan, YÖK’ü ele geçirdikten sonra kavga yerini emrine ve iktidarına tabi bir gençlik yetiştirmeye bıraktı. Kürt, Alevi, sol görüşlü kimseler üniversitelerde barınamaz hale geldiler. Acımasız bir baskı ve tasfiye çarkı işlemeye devam ediyor.

Serhildanların öncüsü ve asıl kitlesi kadınlı erkekli gençlikti. Kobanê’ye tel örgüleri devirerek ülkenin her tarafından koşup gelenler yine gençlikti. Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Şırnak’ta vb direnenler, kahramanlık destanı yaratanlar Kürdistan gençliğinden başkası değildi. NATO’nun ikinci büyük ve yıkıcı, ırkçı ordusuna karşı direnen ve savaşanlar Kürdistan halkının gençleridir. On binlerce kadın, erkek faşizme ve sömürgeciliğe karşı onlarca yıldır yılmadan, gözünü budaktan sakınmadan kahramanca savaştı, mücadeleyi sürdürdü.

Türk devleti Kürdistan gençliği ve halkı karşısında çaresizliği yaşıyor. Berlin duvarı yıkılırken Türk devleti Suriye ve İran sınırlarına, binlerce kilometre beton duvarlar dikiyor. Türkiye’yi adeta duvarlar arasına alıyor. Türk devleti vatandaşları için cezaevi aça aça, kendisini de bir nevi cezaevi olan duvarları arasına alıyor. Duvarlar arkasına sığınarak güya güvenliğini sağlayacak! Bu güvensizliği ve korkuyu onlara yaşatanlar Kürdistan gençliğidir.

Türk devletini yönetenler gençliği yozlaştırarak, duyarsız ve sorumsuz kılarak halktan, direnişten koparmak istiyor. Bu tuzaklara karşı en duyarlı olması ve boşa çıkarması gereken yine gençliktir. Sınır ve engel  tanımadan gerillaya akmanın yolunu bulmalı. Sur’un, Şırnak’ın, Nusaybin’in yıkılmasına, halkın örgütsüz bırakılmasına izin vermemeli. Okullarda, sokaklarda, mahallelerde zapt edilmez biçimde mücadeleye akmalı. Yaratıcı olmalı ve örgütlenme yeteneğini göstermelidir. Başkalarından bekleme yerine kendisini çözüm gücü yapmalıdır. Hareketin büyük bir mirası ve deneyimi, birikim var. İzleyerek, kendisini eğiterek örgütsel boşlukları doldurmalı ve meydanı faşizme bırakmamalıdır. Kürdistan gençliği devrim yapma görevi olduğunu unutmamalıdır.



2641
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: