Faşizm bizi vasatlıktan öldürecek

16 Mart 2017 Perşembe

ARZU DEMİR

Öyle inanılmaz şeyler oluyor ki; insan nasıl bir tepki vereceğini bilemiyor. "Hayat işte" kelimesi bile yetmiyor artık. Bugünlerde "Faşizm işte" diyorum.

AKP/Saray iktidarının önce Almanya, ardından da Hollanda ile yaşadığı kriz, bir süredir memleket gündeminin ilk sırası. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım, sürekli birilerini tehdit ediyor. Havuzun köşe olmuş gazetecileri, konuşuyor da konuşuyor. Belli ki, yeni bir “düşman” buluncaya kadar bu böyle devam eder. 

Yaşanan krizi iç ve dış politikadaki sonuçları önemli elbette. AKP/Saray iktidarının söz konusu krizi referandumda "Evet"e tahvil etme çabaları kadar, ırkçılık ve gericiliğin yeniden güçlendiğine dair yorumların yapıldığı Avrupa'da, krizin mültecilere faturasının nasıl kesileceği önemli. Pazarlık konusu yapılan mültecileri, daha da zor günlerin beklediği açık.

Ancak bu siyasi sonuçların ve olasılıkların dışında, AKP'lilerin "protesto" niyetine yaptıkları, faşizmin akıl tutulmasına ve bir toplum olarak itildiğimiz vasatlık çukuruna dair çok şey söylüyor. Faşizmin vicdanı yok. Bunu anlamak için illa ki Nazi Almanyasına gitmeye gerek yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan yok sayabilir ancak biz hatırlatalım; daha geçen yıl, Cizre bodrumlarında yakılan insanlar örneğin. Ya da cansız bedeni günlerce sokak ortasında bırakılan Taybet Ana, yine cansız bedeni kokmasın diye annesi tarafından buzdolabında saklanan Cemile. Ya da 32 yıl önce Mart ayında Gazi Mahallesi'nde taranarak katledilen Aleviler. 

Faşizmin aklı da yok. Hollanda'yı protesto etmek için, portakal bıçaklamak ya da suyunu sıkıp içmek ne demek? Kaç gündür eylem niyetine yapılan bu saçmalıkları izleyip gülüyorum. Hollandalı yerine yanlışlıkla Norveçli birini dövmeyi ya da Hollanda bayrağı yerine Fransa bayrağı yakmayı bile bir yere kadar “izah etmek” mümkün. Yanlış anlaşılmasın, bunları olumlamıyorum. Saray'ın talimatını yerine getirirken, AKP’lilerin duydukları heyecan diyebiliriz örneğin. Ancak, portakal bıçaklayarak, Hollanda'yı protesto etmeyi nasıl izah edeceğiz? Hollanda ineği dururken, portakala ne hacet diyeceğim. Demek istemiyorum, çünkü bu kez de ineklere yazık olacak; Hollandalı ya da başka memleketin ineklerine. Gerçi biri çıkmış, “Hollanda ineğimi keseceğim” demiş. 

Faşizm işte bu kadar aptallaştırıyor insanları. İnsanlığın ortak acıları baktırmayı bir marifetmiş gibi göstererek vicdanı çürütürken, aklı da baştan uçurup gidiyor. Çok açık, çürütürken aptallaştırıyor da. 

Gazetelerde; "Hollanda’yı protesto ederken dikkat edilecekler" diye listeler yayınlanıyor. Çünkü, portakallı protestolarla kantarın topuzunu iyice kaçırdılar. 

Ama balık baştan kokar diye bir söz var. Daha bir hafta önce Başbakan Binali Yıldırım, başkanlık sistemini anlatırken, "Sonra bir bakıyorsun abadik gubudik adam başbakan oluyor" diye konuşmadı mı? Önce bir zaytung haberi sandım. Ancak değildi. 

Bir taraftan iyi de oluyor; hayatı zaytung haberi tadında yaşamak. Ancak bu korkunç bir vasatlık. Bu faşizm bizi vasatlıktan öldürecek. 

Hamit Bozarslan'ın bir röportajında faşizm üzerine yorumunda dediği gibi, "Toplumun akli melekelerine karşı sistemli bir saldırı" ile karşı karşıyayız. 

Ancak, Aziz Nesin'in dediği gibi “Toplumun yüzde 60’ı aptaldır” demiyorum. Asla. Çünkü insanlar aptal oldukları için AKP/Saray iktidarını desteklemiyorlar. Savaş, kriz, istikrarsızlık, güvencesizlik durumları siyasi tercihleri belirliyor. Ancak bu tercihlerdeki kriter ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alandaki kişisel çıkarlar oluyor. İnsan işini kaybetmek istemiyor örneğin. Bu nedenle en yakın komşusunu hatta akrabasını “Bu FET֒cü” diye gammazlayabiliyor. İşin korkunç yanı da bu. Sevinç Doğan’ın “Mahalledeki AKP” kitabında ortaya çıkan sonuçlardan biri şu: “Yoksul, eğitimsiz bir AKP’li genç, milletvekili olacağına inanıyor.” Bu “sınıf atlama” umudu başka ifadeyle “kişisel çıkar” beklentisi, AKP/Saray iktidarının söylediği, yaptığı akıl ve vicdan dışı herşeyi kabul edilebiliyor kılıyor. Söylenen söze inanmasalar bile kabul ediyorlar. 

Ama hala şansımız var. Çünkü "aptallık ve vasatlık" henüz kolektifleşmiş değil. Bu bir şans. Ayrıca, bu çıkar ilişkisi son derece kırılgandır da. Çıkarların karşılanamayacağı hissiyatı bile o bağı çözer. 

Buna ek olarak, rehin tutulan HDP Eşbaşkanı Demirtaş'ın dediği gibi, "Korku gibi cesaret de bulaşıcıdır." 

Bu söz neden çok önemli? 

Çünkü faşizm, şiddet kadar bir korku örgütlenmesidir. Cesareti örgütlersek, korkudan kurtuluruz. Böylece vasatlık ve cehaletten de. Bunun da en önemli aracı; referandum olacak. Sandıktan çıkacak “Hayır” hepimize iyi gelecek. 



2493
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: