Faşizm geldi kendiliğinden gitmeyecek

serpilkemalbay@yahoo.com | 31 Ekim 2016 Pazartesi

SERPİL KEMALBAY

Erdoğan’ın neoliberal, tek adam otoritesine dayanan, tek tipçi, dinsel referanslı bir sistem kurmak istediği biliniyor. Tek adam sistemini şimdiden kurdu. OHAL ve KHK ile ülkeyi çılgınca yönetiyor. Parlamentoyu fiilen işlevsizleştirdi. Dokunulmazlıkları kaldırdı. Gazeteleri kapatıyor, seçilmişleri tutukluyor, medyayı karartıyor, 130 bin kamu çalışanını görevden uzaklaştırıyor, Rektörlük seçimlerini kaldırıyor… Şimdi artık bu tekçi iktidarını nasıl kalıcılaştırabileceğinin hesabını yapıyor.

Fakat bütün bu faşist uygulamaları tek başına Erdoğan’a ve AKP’ye mal edemeyiz. Bıçak sırtında da olsa faşist politikalarını yürütebilmek ve iktidarını sürdürebilmek adına cemaatten sonra yeni ittifaklar edindi. Yaşanan savaşın, neoliberal yağmanın, yıkımın, saldırıların sorumluları arasında bu ittifakı oluşturanları da saymak gerekir.

 Erdoğan kadar ona ‘devletin bekası’ gerekçesiyle yol verenlerde faşizmin taşlarını döşediler. Demokrasi için güç birliği yapacağımız dinamiklerle hareket ederken, demokrasi bloku oluşturmak için çalışırken önümüzü daha iyi görebilmek adına bu noktanın üstünde biraz durmakta fayda var.

Yenikapı’da ilan edilen ‘Milli mutabakat’ fotoğrafına giren Cübbeli Ahmet Hoca’dan, Ağar’a, Hulusi Akar’a pek çok figür vardı. Elbette bunların hiç biri demokrasi güçlerinin gözbebeği değil. Partilerin ittifakına baktığımızda ise orada CHP’yi görüyoruz. Erdoğan ve AKP; MHP ve CHP ile birlikte Yenikapı ruhunu oluşturdu. Zaten MHP, AKP’nin yan kolu olarak çalışıyor. Ona bir diyecek yok. Fakat CHP öyle değil. Erdoğan’a esip gürlerken mangalda kül bırakmıyor. CHP’nin Erdoğan karşıtlığı üzerinden kurduğu retorik onun Yenikapı ruhundaki rolünü görünmez kılmamalı. Savaş bloku içerisinde durarak Türkiye’de demokrasi ve barışı savunmak nasıl mümkün olabilir ki?

Sadece son süreçteki tutumu ile değil, esasında 8 Haziran’dan bu yana CHP temel konularda Saray ile ters düşmemeye çaba harcayarak en ciddi eleştiriyi hak ediyor. Şimdiye kadar Erdoğan’ı güçlendirecek her duruma katkı yaptılar. HDP vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından, tezkereye evet demeye kadar pek çok şekilde CHP duruşunu gösterdi. Türkiye’nin sorunları bu kadar ağırlaşmışken çürüyen dökülen statükonun çatlaklarını sıvamayı tercih etmek adına elindeki fırsatları demokrasiden yana kullanmayı tercih etmedi. 

Demokrasi güçleri içerisinde CHP’ye yakın duranların bu duruşu eleştiriye tabi tutmamış olması düşünülemez. 10 Ekim’den bu yana kurulması için çalışılan demokrasi blokunun bu kadar gecikmesinde ve sancılı yaşanmasında da bu durum etkili oldu. Şüphesiz sokağın DAİŞ eliyle canlı bomba saldırıları ile terörize edilmesinden, demokrasi cephesinin en dinamik gücü olarak HDP ile birlikte hareket ediliyor olmasının bazı yapılarda yarattığı tereddütlere kadar başka sebeplerle beraber… 

Neyse ki sancılı geçen onca zamandan sonra nihayet demokrasi bloku kurulabildi. Hem de bir değil iki koldan. Ağustos ayında ilan edilen Emek ve Demokrasi için Güç Birliği’nin başını KESK, DİSK, TMMOB, TTB çekti. (1 Eylül mitingi örgütlenirken anlaşmazlıklar olduğunu söyleyerek TMMOB birlikten çekildiklerini, ama omuz omuza olacaklarını açıkladı). 23 Ekim’de kurultayını yapan Demokrasi için Birlik’te başta Rıza Türmen ve Kaboğlu olmak üzere başı çeken eski CHP, HDP, SHP ve BDP Milletvekilleri oldu. Aydın, yazar ve sanatçıların yanı sıra her iki oluşumda da sol parti, platform ve DK֒ler de var.

Şimdiye kadar oluşturulan demokrasi cepheleri ya da başka dinamikler faşizm karşısında önemli bir mücadele odağı olamadı. Bundan sonraki süreçte bu yan yana gelişlerle nasıl bir yol yürüyeceğini göreceğiz.

Halihazırda Erdoğan AKP faşizminin saldırıları karşısında bir tek HDP dikilebiliyor. Diyarbakır Belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınmasının ardından birçok ilde sivil itaatsizlik direnişleri başladı. Hükümet üç gündür Kürt coğrafyasında çok sayıda ilde interneti keserek direnişin duyulmasını ve yaygınlaşmasını önlemeye çalıştı. Ama dünya küçükmüş. Direniş her yerden duyuldu ve moral aşıladı. Şüphesiz bu topyekun bir savaş. Demokrasi mücadelesi kararlılıkla büyütürsek sonuç alabiliriz. HDP’nin başlattığı demokratik direniş çizgisinin yükseltilme sorumluluğu faşizme karşı duracak bütün dinamiklerin, devrimcilerin, Alevilerin, demokrasi güçlerinin de omuzlarındadır. Faşizm geldi beklesek de kendiliğinden gitmeyecek. O halde herkes elini taşın altına koymalı, herkes kavgaya omuz vermeli. 



3839
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: